Haber Detayı

Taşa işlenmiş tarih, suya yansıyan zarafet: Amasya
Dünya+ dunya.com
27/03/2026 00:00 (2 saat önce)

Taşa işlenmiş tarih, suya yansıyan zarafet: Amasya

Karadeniz’in iç kesimlerinde, Yeşilırmak’ın iki yakasına zarafetle kurulmuş olan Amasya, Anadolu’nun en köklü tarih sahnelerinden biridir. Coğrafi konumu sayesinde yüzyıllar boyunca hem bir savunma noktası hem de bir kültür ve eğitim merkezi olan şehir, bugün hâlâ geçmişin izlerini canlı bir şekilde taşıyor. Amasya’yı gezmek, yalnızca bir şehir turu değil; Hititlerden Osmanlı’ya uzanan çok katmanlı bir zaman yolculuğuna çıkmak demek.

MUSTAFA YALÇINmustafaylc@gmail.comAmasya’nın tarihi M.Ö. 3000’lere kadar uzanıyor.

Hititlerden Perslere, Pon­tus Krallığı’ndan Roma ve Bizans’a, Selçuklu ve Osmanlı’ya kadar bir­çok medeniyet bu topraklarda iz bırakmış.

Özellikle Pontus döne­minde başkent olan şehir, Osman­lı’da ise şehzadelerin yetiştirildiği önemli bir merkez haline gelmiştir.Yüzyılların tanığı: Amasya KalesiAmasya Kalesi, üzerine kuruldu­ğu Harşena Dağı’nın adıyla da anı­lan, şehrin en köklü yapılarından biri.

Tarihi konusunda farklı gö­rüşler var; Arap tarihçileri kalenin “Türk hükümdarı Karsan Han” ta­rafından yaptırıldığını belirtirken, batılı tarihçiler ise Pontus Kralı Mithridates’i işaret ediyor.1075 yılından sonra Danişmend Ahmet Gazi’nin, 1146’da I.

Me­sud’un, 1222’de I.

Alâeddin Key­kubad’ın, 1319’da Gümüşlüzade Tacettin Mahmud Çelebi’nin ve 1369’da Şadgeldi Paşa’nın kaleyi onarıp kullandığını biliyoruz.

Ya­ni Amasya Kalesi, farklı dönemler­de birçok medeniyetin izini taşıyan yaşayan bir tarih niteliğinde.Müzeler şehri Amasya Osmanlı’nın zarif yansıması Ye­şilırmak kıyısındaki Amasya Yalı­boyu evleri, Osmanlı sivil mimari­sinin en estetik örneklerini sunar ve şehrin karakterini belirler.Amasya’nın kültürel derinliği, müzeleriyle daha da belirginleşir.Amasya Arkeoloji ve Mumya Müzesi, şehrin köklü geçmişini tek bir çatı altında görmek isteyenler için eşsiz bir alan.

Müzede Geç Ne­olitik ve Erken Kalkolitik Çağ’dan başlayarak Tunç Çağı, Hitit, Urar­tu, Frig, İskit-Kimmer, Pers, Pon­tus, Roma, Bizans, Selçuklu ve Os­manlı dönemlerine ait pek çok eseri bir arada görmek mümkün.

Ancak müzeyi asıl dikkat çekici kılan bölümlerden biri, İlhanlılar dönemine ait 14. yüzyıldan kalma mumyaların sergilendiği özel alan.

Anadolu’da İlhanlı hakimiyeti sıra­sında Amasya’da nazırlık ve emir­lik yapmış kişilere ve yakınlarına ait bu mumyalar, ziyaretçilerin en çok ilgisini çeken detayların ba­şında geliyor.

Amasya’nın Osman­lı tarihindeki özel yerini hissetti­ren duraklardan biri de Şehzadeler Müzesi.

Şehzadelik dönemlerini Amasya’da geçirmiş Osmanlı sul­tanlarının heykelleri ve o dönemi yansıtan kıyafetler, müzeye ayrı bir anlam katıyor.Minyatür Amasya Müzesi , şeh­rin tarihi dokusunu küçük ölçek­li modellerle sunarak ziyaretçile­re bütüncül bir bakış sağlarken, Sabuncuoğlu Şerefeddin Tıp ve Cerrahi Tarihi Müzesi, adeta bi­limin ışığında bir miras.

Müze, Amasya’da İlhanlı Dönemi’nden günümüze ulaşabilmiş tek eser olma özelliğini taşıyor.

Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılış süre­cinde önemli bir rol oynayan bu dönemin izleri hâlâ burada.

Bu­rası aynı zamanda Anadolu’da müzikle tedavi yönteminin uygu­landığı ilk hastane olarak bilini­yor.

Ferhat ile Şirin Aşıklar Mü­zesi, Amasya’nın en bilinen efsa­nesini yaşatır.

Ferhat’ın, Şirin’e kavuşmak için dağları deldiğine inanılan bu hikâye, aşkın ve fe­dakârlığın simgesi haline gelmiş­tir.

Şehirde bu efsaneye atfedilen mezarların bulunduğuna inanılan alanlar da, ziyaretçilerin ilgisini çekiyor ve Amasya’nın romantik atmosferini güçlendiriyor.Osmanlı’nın izleriAmasya, Osmanlı’da “şehzade­ler şehri” olarak anılmıştır.

Fatih Sultan Mehmet ve Yavuz Sultan Selim gibi önemli padişahların burada yetişmesi, şehrin önemi­ni artırır.Gökmedrese, daha ilk bakışta insanı etkileyen yapılardan biri.

Kapısındaki ağaç oymacılığı ve ana girişin iki yanındaki pence­relerde görülen Selçuklu taş işçi­liği hayranlık uyandırıyor.

Cami, medrese ve türbeden oluşan bir külliye olan bu yapı, sekizgen bi­çimli türbesinin kasnağında yer alan mavi sırlı tuğlalar nedeniyle “Gökmedrese” adını almış.Sultan II.

Bayezid Külliyesi ise 1485-1486 yılları arasında, Os­manlı Sultanı II.

Bayezid’in tali­matıyla inşa ettirilmiş.

İlk yapıl­dığında imaret kısmı; yemekha­ne, mutfak, kiler, fırın ve ahırdan oluşan beş ayrı birim içeriyor­muş.

Günümüze ise cami, med­rese ve imaret bölümleri ulaşa­bilmiş.

Cami inşa edilirken diki­len ve bugün hâlâ ayakta olan iki çınar ağacı, 500 yılı aşkın süre­dir avluya gölge vermeye devam ediyor.Burmalı Minare Camii’nin hikâyesi de en az kendisi kadar dikkat çekici. 1242 yılında yapı­lan cami, adını minaresini çevre­leyen burmalı, yani yivli yapısın­dan alıyor.

Caminin sol tarafında yer alan, sekizgen gövdeli ve pi­ramidal külahlı Selçuklu kümbe­ti de yapıya ayrı bir karakter ka­tıyor.

Hatta Amasya Müzesi’nde sergilenen İlhanlı nazırlarına ait mumyaların da buradan çıkarıldı­ğını öğrenince, bu yapının tarihsel önemi daha da iyi anlaşılıyor.Tarihi değer: Kral Kaya Mezarları Taşa İşlenmiş Tarih Kral Kaya Mezarları, Harşena Dağı ve Pontus Kral Kaya Mezarları, 2015 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne kabul edilen son derece önemli bir doğal ve kültürel alan.

Amasya’nın Pontus Krallığı’na başkentlik yapmış olmasıyla birlikte, Harşena Dağı’nın güney yamacına bu anıtsal kaya mezarları inşa edilmiş.

Harşena Kalesi’nin Kızlar Sarayı olarak bilinen bölümünde, kurucu kral I.

Mithridates Ktistes’ten I.

Pharnakes’e kadar uzanan beş krala ait kaya mezarları yer alıyor.

Bu mezarlar, sadece Amasya için değil, Anadolu’nun tamamı için büyük bir tarihi değer taşıyor.

Öyle ki, bu yapılar Anadolu’nun en anıtsal mezarları arasında gösteriliyor ve dünya genelinde kaya mezarı geleneğinin en seçkin örnekleri arasında kabul ediliyor.Doğanın sakinliği: Borabay Gölü Amasya’nın sadece tarihi değil, doğal güzellikleri de büyüleyicidir.

Şehir merkezine yaklaşık 60 kilometre uzaklıkta bulunan Borabay Gölü, heyelan sonucu oluşmuş doğal bir göl.

Etrafını saran çam ormanları, gölün durgun yüzeyine yansıyarak huzur verici bir manzara oluşturuyor.

Yürüyüş parkurları, piknik alanları ve doğayla iç içe atmosferiyle Borabay Gölü, şehir gezisinin ardından nefes almak isteyenler için ideal bir durak.Amasya Mutfağı: Sadelik ve lezzetin buluşmasıEtli çiçek bamyası yemeği; Amasya mutfak kültürünün önemli yemeklerinden biri.

Amasya etli çiçek bamyası yemeğinin hazırlanmasında; belirtilen coğrafi sınıra özgü üretim metodu bulunur.

Kurutulmuş bamya ile hazırlanan yemeğin en belirgin özelliği küçük boy bamya kullanılmasıdır.Amasya Yağlısı da popüler yemeklerden biri… Buğday unu, su, tuz ve kuru maya ile hazırlanan hamurun arasına ayçiçek yağı, ceviz içi ve haşhaş tohumu ile hazırlanan iç harç koyulup sac ocakta pişirilmesiyle yapılır.

Düğün, bayram gibi özel günlerde ikram edilir.Amasya çöreği, hamurun ceviz ve haşhaşla bir araya gelmesiyle oluşturduğu ve bir yiyenin bir daha vazgeçemediği lezzetli bir çörek.

İç harcına baklanın da dâhil edildiği Bakla dolması, yörede üzerine kaburga dizilerek servis edilen bir dolma türü.Coğrafi işaretli lezzet: Amasya Elması Amasya denildiğinde akla ilk gelen tatlardan biri de dünyaca ünlü Amasya elması.

İnce kabuğu, aromatik kokusu ve dengeli tadıyla bu elma, şehrin simgelerinden biri.

Yalnızca taze olarak değil, tatlılarda ve reçellerde de sıkça kullanılır.

İlgili Sitenin Haberleri