Haber Detayı
Bombardımanın ortasında kültürel direniş: Kim bu çellist... Lübnan'ın sanat gücü
Lübnan, Orta Doğu’nun entelektüel ve kültürel akciğeri, kadim geleneklerle modern avangardın kesişme noktası olarak kabul edilir. Ancak her defasında başa saran trajik bir bozuk plak (déjà vu) hissiyle sarsılıyor. İsrail’in bitmek bilmeyen saldırıları altında sanat bir direnişe dönüşüyor.
Lübnan, Orta Doğu’nun entelektüel ve kültürel akciğeri, kadim geleneklerle modern avangardın kesişme noktası olarak kabul edilir.
Ancak bugün bu coğrafya, estetik bir rönesanstan ziyade, her defasında başa saran trajik bir bozuk plak (déjà vu) hissiyle sarsılıyor.
İsrail’in bitmek bilmeyen saldırılarıyla binlerce can kaybının yaşandığı, yüz binlerce insanın yerinden edildiği bu atmosferde, İran savaşıyla başlayan yeni saldırı dalgasında sanatın ontolojik varlığı yeniden sorgulanıyor.Bombardıman altında, sığınaklar ve temel ihtiyaçlar öncelikliyken, sanatın hala bir yeri var mı?
Lübnanlı sanatçılar için bu sorunun cevabı, bir lüksten ziyade, yıkımın ortasında haysiyeti ve toplumsal belleği koruma çabası anlamına geliyor.FİLM SAHNESİ DEĞİL, GERÇEKMahdi Sahely, 30 yaşında Lübnanlı bir bilgisayar programcısı.
Ama hayatını sanata adamış, çelloya gönül vermiş.
Lübnan’da yıkıntıların arasında çello çalarken bir gazeteci tarafından kaydedildi.
Bu kaydı sosyal medyada yayınladıktan kısa süre sonra dünya onun görüntülerini ve kulağa ağıt gibi gelen melodiyi paylaşır oldu.Mahdi SahelySahely, Orta Doğu’daki son gerilimlerin ağır hasar verdiği Beyrut’un güneyinde, Dahiyeh’deki yıkıntıların ortasında görülüyor.
Gazeteci Kegham Balian tarafından kaydedilen görüntülerde, Ermeni besteci Aram Khachaturian’ın “Andantino” eserini icra eden Sahely'nin performansı, sanat çevreleri başta olmak üzere dünya genelinde geniş yankı buldu.Andantino, sakin, içe dönük bir hüzün ve dayanıklılık hissi taşıyan bir eser.
Yavaş ilerleyen melodisi, acının kabullenildiği ama umudun tamamen kaybolmadığı bir ruh halini yansıtır.Sahely de Instagram paylaşımında şu ifadeleri kullanmıştı:“Savaş ve yıkımın ortasında müzik bir umut melodisi çalar; acının iç çekişlerini, insan ruhunun direncini yansıtan ezgilere dönüştürür.”Görüntülerde Sahely’nin duruşu da hem derin bir yas hem de kırılgan bir umut taşıyor.
Çaldığı müzik bu duyguyu yansıtarak, şiddet ve yıkımın ortasında nadir görülen bir kültürel ifade anı olarak öne çıkıyor.Sahely’nin performansı, tüm bu yıkımın ortasında “kültürel direnç” kavramının sembolü olarak yorumlandı: Fiziksel her şey yok olsa bile, kimlik ve sanatın yok edilemeyeceği fikri.Yıkıntılar arasındaki çello akıllara Roman Polanski’nin 2002 yılında çektiği Piyanist filmini getirdi.Piyanist filmi başrol oyuncusu: Adrien BrodyII.
Dünya Savaşı ve Yahudi soykırımını anlatması kadar insan ruhunun sınırlarını, hayatta kalma içgüdüsünü ve travmanın bireyde bıraktığı derin izleri de gözler önüne seren film piyanist Szpilman’ın anılarından uyarlanmış, Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye, Oscar’da ise üç ödül kazanarak sinema tarihine damga vurmuştu.ENKAZDAN SANATA: CHARBEL SAMUEL AOUN Ressam Charbel Samuel Aoun, eserlerini doğrudan çatışmanın fiziksel kalıntıları üzerine inşa eden bir isim. 2013 yılında Suriyeli mülteci kamplarından topladığı tozlarla başladığı sanatsal yolculuğu, bugün İsrail bombardımanlarının geride bıraktığı enkazın tozlarıyla devam ediyor.Charbel Samuel AounAoun için toz, hem yok oluşu hem de her şeye rağmen orada kalmaya devam eden sürekliliği simgeleyen, hafızanın en somut hali.
Bombardımanların yarattığı karanlık ve umutsuzluğu, yıkımın bıraktığı tortuyu kalıcı bir varlık kaydına dönüştürerek işliyor.Savaşın ekonomik çöküşü sanat piyasasını felç edince Aoun, yaratıcılığını hayatta kalma stratejisiyle birleştirdi.
Aoun’un içinde bulunduğu bu paradoksal durum, onun şu sözlerinde yankı buluyor:"Ya her şeyi durdurursunuz ya da hala anlamı olan küçük şeylerle devam edersiniz."BOŞ VİTRİNLERİN ÇIĞLIĞI: BYBLOS SERGİSİ Savaşın kültürel miras üzerindeki yıkıcı etkisi, Mart 2026’da Paris’teki Arap Dünyası Enstitüsü’nde (IMA) açılan "Byblos, Lübnan’ın Bin Yıllık Şehri" sergisinde çarpıcı bir şekilde vücut buluyor.
Lübnan’ın 2019 yılında keşfedilen 4 bin yıllık nekropolünden çıkarılan eşsiz eserlerin sergilenmesi planlanırken, çatışmalar bu kültürel diplomasiyi bir "kültürel direniş" sınavına dönüştürdü.Küratör Tania Zaven, güvenlik nedeniyle Lübnan’dan çıkarılamayan yedi nadide eser (örneğin üçüncü bin yıla tarihlenen işlemeli obelisk) yerine bilinçli olarak boş vitrinler bıraktı.Ziyaretçiler, obeliskin yerinde duran boş podyumda, 1930’lardan kalma fotoğrafların örtülü imgesiyle karşılaşıyor.Serginin gerçekleştirilme sürecinde de engellerle karşılaşılmış: Savaş riski nedeniyle sigorta maliyetlerinin bir yıl içinde dört katına çıkması, 28 taş eseri taşıyan konvoyun, çatışmaların şiddeti nedeniyle son dakikada iptal edilmesi, hava koridorlarının ve deniz yollarının kapanma riski altında Lübnan ordusu eşliğinde yapılan lojistik operasyonlar, eserlerin nakliye sırasında bir füzeyle "toz haline gelme" korkusu yalnızca birkaçı…SESİNİ KAYBEDENLERİN SESİ: JOY FAYAD Müzisyen Joy Fayad için savaş, başlangıçta tam bir yaratıcı felç (shut down) haliydi.
Ancak bu sessizlik, yerini ezilenlerin sesi olma sorumluluğuna bıraktı.Joy FayadFayad, 2024 yılında yaratıcı enerjisini yerinden edilmiş çocuklar için performanslar sergileyerek iyileştirici bir güce dönüştürdü.
Bombardıman seslerine aşina hale gelmiş küçük kulaklar için müziğin yarattığı atmosfer değişikliği, sanatın kısa vadeli insani yardımdan öte, psikolojik bir can suyu olduğunu kanıtladı.BİRİ YÖNETMEN, BİRİ MÜZİSYENFrance24'e konuşan film yapımcısı Wissam Shariff ve müzisyen Zade Hamdan’a göre Lübnan, sanatçının işleme kapasitesini zorlayan bir katmanlı kriz sarmalında. 2019’daki ekonomik çöküş, 2020’deki liman patlaması, pandemi ve depremden sonra gelen bu yeni savaş, sanatçıyı işlevsiz bir izleyici konumuna itiyor.Yönetmen Wissam ShariffShariff, kısa vadeli insani yardımın (gıda, su, barınma) hayati olduğunu ancak uzun vadeli uzlaşma ve toplumsal iyileşme için sanatın yegane araç olduğunu vurguluyor.
Lübnan’ın iç savaştan sonra başaramadığı hafıza çalışmasını şimdi sanatçılar üstleniyor.
Zade Hamdan ise bu karanlık dönemde toplumsal bölünmelere karşı uyarıda bulunarak, Lübnanlıların siyasetçilerin oyununa gelmeden, kimlik ayrımı yapmaksızın birbirlerine destek olmaları ve bir ulus olarak bir arada durmaları gerektiğini hatırlatıyor.Müzisyen Zade HamdanLübnanlı sanatçılar, yıkımın tozundan resim yaparak, molozların üzerinde çello çalarak veya Paris’in göbeğinde boş vitrinlerle hikaye anlatarak aslında tek bir şeyi savunuyorlar: Yok edilemez bir kimlik.
Sanat, Lübnan’da sadece geçmişin melankolik bir hatırlatıcısı değil, geleceğin üzerine inşa edileceği kültürel omurgası haline gelmiş durumda...Odatv.com