Haber Detayı
ABD’de sesini duymadığımız İranlılar: İki yüzlülüğün böylesi
Eskiden demokrasi götürme falan bahane edilirdi, artık demokrasi ideali falan da yok. Trump’ın başkanlık koltuğuna oturduğu Amerikan sağı...
Eskiden demokrasi götürme falan bahane edilirdi, artık demokrasi ideali falan da yok.
Trump’ın başkanlık koltuğuna oturduğu Amerikan sağı ‘pazar dostu olsun ve bizimle iş yapsın, tehdit olmasın, ne isterse olsun’ diyor.
Aslında bunu Trump’a iliştiriyoruz da.
Başlatanın Obama olduğunu hatırlamak lazım. 2009’da Obama’nın Nevruz konuşmalarını ağzım açık dinlemiştim.
O zamanlar İran’la barışma projesi çerçevesinde Obama, her ülkede demokrasi olmayabileceğini, her ülkenin kendine göre yönetildiğini, ABD’nin demokrasi şartı aramaksızın iş birliği arayışı içinde olduğunu söyledi.
Aslında Trump’ın bugünkü politikasının temellerini de oralarda aramak lazım.***Geldiğimiz noktada, ABD-İsrail’in İran’a yönelik “operasyonu” sürüyor.
Savaş ne kadar sürecek belirsiz.
Sonunda İran’da rejim değişikliği hemen beklenmiyor.
Hürmüz Boğazı’nın kontrolü için mücadeleye mi dönüldü anlamaya çalışıyoruz.
İran’daki İranlıların sesini duyamıyoruz.
Rejim interneti kesti.
ABD’deki İranlıların savaşın başlangıcındaki dans performansları sonrası pişmanlık mesajlarını takip ettik.
TIME dergisi ABD’de sesini duyamadığımız İranlılarla konuşmuş.Dergi 8 İranlının hikayesini yazmış.
Bunlar İran’daki rejimden kaçan, ABD’de sınır polisi ICE tarafından yakalanan, bir kısmı geri gönderilen, bir kısmı da hâlâ geri gönderme merkezinde olan İranlılar.***Bunlardan ikisi Ali ve Adel.
Eşcinsel oldukları için İran’da ölüm tehdidi altında yaşayan bu çift, binlerce kilometre yol katediyor, ABD’ye geliyor.
Sınırdan geçer geçmez ICE tarafından alınıyorlar.
Biri Arizona’da diğeri Teksas’ta.
Durumları ne olacak belirsiz.Bir diğeri Asad Esmaeily.
İran’da rejim karşıtı protestolar örgütleyen bir aktivist.
Tahran’da gözaltına alındığında, kaşının üzerindeki kemik kırılana kadar dövüldü ve “waterboarding” (suyla boğulma hissi veren işkence) yöntemiyle sorgulandı.
Vücudunda rejimin işkence izlerini taşıyan Asad, hayatta kalabilmek için hamile eşi Farzaneh ile birlikte yollara düştü.
Güney ve Orta Amerika üzerinden, kartellerin ölüm tehditleri ve sefillik içinde aylar süren bir yolculuğun ardından 20 Mart 2025’te Amerika’nın kapısına ulaştı.
Ama bekledikleri gibi olmadı.
Ağır hamilelik komplikasyonları yaşayan Farzaneh, insani nedenlerle “şartlı” olarak serbest bırakılırken; işkence mağduru Asad, hiçbir sabıkası olmamasına rağmen doğrudan ICE hücresine kapatıldı.***İşin en korkunç yanı ise Washington ile Tahran arasında kurulan gizli ortaklık.
Diplomatik ilişkisi olmayan bu iki ülke, sığınmacıları iade etmek için sessiz sedasız el sıkıştı. 2025 yılından bu yana en az 175 kişi, elleri kelepçelenerek uçaklara bindirildi ve kendilerini asacak olan rejimin kucağına zorla geri gönderildi.
Üstelik Amerikan yetkilileri, bu kişilerin telefonlarını ve avukat yazışmalarını, yani iade edildiklerinde “infaz belgesi” yerine geçecek tüm kanıtları, Tahran’daki yetkililere bizzat teslim etti.
Amerika’daki İranlı sığınmacılar için artık yolun sonu göründü.
Bir yanda sağlıksız hapishane hücrelerinde çürümek, diğer yanda geri gönderildikleri an kurulacak idam sehpaları var.
Özgürlük arayışı, iki devlet arasındaki kirli bir siyasi pazarlığa kurban edildi.