Haber Detayı

Karşıyaka’ya çok yakışacak… Zübeyde Hanım’ın ismi stada verilecek
Yazarlar hurriyet.com.tr
03/04/2026 05:58 (1 gün önce)

Karşıyaka’ya çok yakışacak… Zübeyde Hanım’ın ismi stada verilecek

TÜRKİYE’de futbolun gelişmesinde ve sevilmesinde yeni yapılan statların büyük payı var.

Avrupa’nın birçok şehrinde maç izlemiş biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim.

Bizim statlarımızın artık bir eksiği yok.

Hatta bazı alanlarda fazlası bile var.Evet...Santiago Bernabéu ya da Camp Nou gibi projeler başka bir ligde.Ama bu, bizim kulüplerimizin daha büyüğünü hayal etmesine engel değil.Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş için belki de artık 100 bin kişilik statları konuşmanın zamanı geliyor.Ama bu başka bir yazının konusu.Bugün mesele başka.Karşıyaka Spor Kulübü’nün yıllardır tamamlanamayan, adeta bir “yılan hikâyesine” dönen stadı...“Kim haklı, kim haksız” tartışmasına girmeyeceğim.Ama şunu net biliyorum.Türkiye’nin en köklü kulüplerinden birinin stadı çoktan bitmiş olmalıydı.Çünkü Karşıyaka sadece bir spor kulübü değil.Bir yaşam kültürü, bir mahalle kimliği, bir sivil toplum refleksidir.Yıllarca farklı branşlarda milli sporcular yetiştirmiş, sporun tabana yayılmasına katkı sağlamış bir kurumdan söz ediyoruz.Ve evet...Armasında Ay-yıldız taşıma onuru Mustafa Kemal Atatürk tarafından verilen ilk kulüp.Yıllar süren görüşmeler, tartışmalar derken sonunda somut bir adım geldi.Gençlik ve Spor Bakanlığı ile İzmir Büyükşehir Belediyesi arasında imzalanan protokol, stadın belediye tarafından yapılmasının önünü açtı.

İmza buluşmasında İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr.

Cemil Tugay, Eski Gençlik ve Spor Bakanı ve AK Parti İzmir Milletvekili Mehmet Muharrem Kasapoğlu, Gençlik ve Spor İl Müdürü Murat Eskici yer aldı.Gecikmiş bir imza...Ama yine de kıymetli.Dilerim Karşıyaka’ya yakışır, sadece maç oynanan değil; yaşayan, nefes alan bir stat olur.Çünkü bu kulübün yaşadığı sportif dalgalanmaların arkasında, yıllardır çözülemeyen altyapı eksikliği de var.Ve belki de bu hikâyenin en anlamlı tarafı...Yeni stadın adı; Zübeyde Hanım Stadyumu olacak.Zübeyde Hanım’ın ismi onun son yıllarını geçirdiği Karşıyaka’da yaşayacak.Türkiye’de ilk kez bir stada bir kadın ismi veriliyor.Bir annenin adıyla yükselen bu stat, sadece tribünleri değil; bir kentin hafızasını, gururunu ve geleceğe olan inancını da yeniden ayağa kaldıracak.EV ALIYORSUNUZ AMA İÇİNE GİREMİYORSUNUZPANDEMİ döneminde kiralara getirilen yüzde 25 sınırı o günün şartlarında çoğu insan için bir nefes alma alanıydı.Ama Türkiye’de iyi niyetli her düzenleme gibi zamanla başka bir gerçeğe dönüştü.Bir sorunu çözerken, başka bir sorunu büyüttü.Bugün geldiğimiz noktada tablo net.Tahliye, kira tespiti ve uyarlama davaları toplam dosya sayısı 250 bini geçmiş durumda.Ki bu rakamlar 2025’e ait...Bu, yüz binlerce hayatın askıya alınması demek.Zorunlu arabuluculuğa 76 binden fazla başvuru yapılmış.Yaklaşık yarısı anlaşmayla sonuçlanmış.Demek ki çözüm mümkün.Ama sistem çözümü hızlandıramıyor.Sorunun kökü belli.Fahiş kira artış talepleri ile yasal artış oranları arasındaki uçurum.5 yılı dolan kiralamalarda açılan kira tespit davalarının patlaması.Ve ekonomik gerçekler karşısında ev sahiplerinin “rayiç bedel” arayışı...Ve sonuç?Yıllarca süren davalar.Bugün bir kira davası en az 3 yıl sürüyor.Bazıları 5 yıla kadar uzuyor.Devlet için bu süreler kısa olabilir.

Ama bir insanın hayatında 3 yıl; bazen bir ömür kadar uzun.Bir aile düşünün...Evinden çıkıp çıkmayacağını 4 yıl boyunca bilmiyor.Bir başka insan düşünün...Elindeki birikimle bir ev almış.Ama taşınamıyor.Çünkü ev “kiracılı”.Ve o kiracıyla yapılmış sözleşme aynen devam ediyor.Evet, kiracının hakkı korunmalı.Ama mülkiyet hakkı da aynı derecede korunmalı.Adalet Bakanı Akın Gürlek bu tabloya dikkat çekmişti.“Bir kira tespit davası neden 4 yıl sürsün, tahliye davası neden 5 yıl sürsün?”Çok net bir soru.Özetle şunu söylemek gerekiyor.Bir tahliye davası yıllarca süremez.Bir insan, evine taşınmak için yıllarca bekleyemez.BEN HÂL MEKTUP OKUMAYI SEVİYORUMBUGÜNLERDE sevdiği birine mektup yazan var mıdır?Doğrusu emin değilim.Belki çok uzak olmayan bir gelecekte WhatsApp yazışmaları kitaplaştırılacak.Belki “görüldü” saatlerinden bir edebiyat çıkacak.Ama ben hâlâ mektuplara ilgi duyuyorum.Hâlâ onları okuyorum.Çünkü bazı duygular var ki başka hiçbir formata sığmıyor.Size bir önerim var.Nedim Gürsel, eğitimci ve çevirmen annesi Leyla Gürsel’e yazdığı mektupları bir kitapta toplamış.Sonunda okudum.1960 ile 1988 yılları arasında yazılmış bu mektuplar,“Kavuşmak Hayal Oldu – Anneme Mektuplar” adıyla yayımlandı.Ve şunu fark ettim.Bu sadece bir yazarın annesine yazdığı mektuplar değil.Aynı zamanda bir dönemin ruh hali...Bir kuşağın yalnızlığı...Ve biraz da insanın kendine yazdığı uzun bir hikâye.Belki bugün kimse mektup yazmıyor.Ama bazı duygular hâlâ ancak mektuplarla anlatılabiliyor.Ve insan, en çok da kimseye yazmadığı cümlelerde kendini anlatabiliyor.BOND SENARYOSU DEĞİL YAŞANMIŞ GERÇEK HİKÂYEİTALYAN polisi geçtiğimiz günlerde dikkat çekici bir operasyona imza attı.Yaklaşık 20 milyon Euro değerinde mülk, sanat eseri ve finansal varlığa el konuldu.İlk bakışta sıradan bir adli vaka gibi görünen dosya, kısa sürede dünya magazin gündeminin en çok konuşulan başlıklarından biri haline geldi.Çünkü izler, sinema tarihinin unutulmaz yüzlerinden birine uzanıyordu.Ursula Andress...1962 yapımı Dr.

No filminde, Sean Connery ile birlikte rol alan ilk Bond kızı.Bugün 90 yaşında olan Andress, uzun yıllar yanında çalışan kişilerden şikâyetçi oldu.Yapılan soruşturmada, çalındığı iddia edilen paraların yabancı şirketler üzerinden dolaştırıldığı, gayrimenkul ve sanat eserlerine yatırıldığı ve karmaşık finansal işlemlerle izinin kaybettirilmeye çalışıldığı ortaya çıktı.Yani klasik bir dolandırıcılık hikâyesi değil.Planlı, sabırlı ve profesyonelce yapılmış bir hırsızlık.Andress şöyle demiş.“Şoktayım.

Sekiz yıl boyunca bana kur yaptılar ve beni kandırdılar.

Bana utanmazca yalan söylediler ve iyi niyetimi istismar ettiler.”Ursula Andress’in başına gelenler, oynadığı James Bond filmlerinin bile ötesinde, gerçek bir ihanet hikâyesi.

İlgili Sitenin Haberleri