Haber Detayı
Banka hisselerinde hayaller başka bahara mı kaldı? Uzman isimler yorumladı
Yükselişinin genellikle olumlu bir sinyal olarak algılandığı bankacılık endeksi, 2026'ya güçlü başlarken; savaşın gölgesinin piyasalara düşmesiyle en çok değer kaybeden sektörlerden oldu. Peki, banka hisselerinin toparlanabilmesi için ne gerekiyor, önümüzdeki süreçte bankalardan iyi bir performans bekleniyor mu, hangi bankalar öne çıkıyor? Uzman isimler değerlendirdi.
Şenay ZEREN Hem yurt içi hem de yurt dışı piyasalar, zorlu bir süreçten geçiyor.
Borsa İstanbul özelinde bakıldığında, geçtiğimiz iki yılda neredeyse yatay seyreden hisse senedi piyasası yeni yıla oldukça iyi bir başlangıç yaparken; yabancı yatırımcının TL varlıklara hızlı dönüşüyle birlikte yatırımcıların yüzü gülmeye başlamıştı.
Ta ki 28 Şubat'a kadar...
ABD ve İsrail'in İran'a yönelik hava saldırılarıyla başlayan savaşta, tansiyon geçen altı haftada düşmezken, piyasalar kelimenin tam anlamıyla allak bullak oldu.
Dünya deniz yolu petrol trafiğinin yaklaşık yüzde 20'sini karşılayan Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğinin durma noktasına gelmesiyle, petrol fiyatları ilk tepki olarak yüzde 50'ye yakın yükseldi.
Altın fiyatları, petrol fiyatlarındaki yükselişin enflasyon endişelerini artırması ve faiz indirimi beklentilerinin zayıflamasıyla hızla geriledi.
Gümüş fiyatları ise, altına göre daha volatil hareket etti.
Yatırımcı güvenli liman olarak doları seçti; ABD dolarının Euro, Japon Yeni, İngiliz Sterlini, Kanada Doları, İsveç Kronu ve İsviçre Frangı olmak üzere 6 para birimine karşı değerini ölçen dolar endeksi, rekorlar kırdı.
Tahvil faizleri de sıçrama yaptı.
Tekrar Borsa İstanbul'a dönersek; 2026’nın ilk işlem gününden 28 Şubat'a kadar bankaların da öncü katkısıyla yüzde 22 değer kazanan BIST 100 endeksi, bu tarihten itibaren savaşın devam ettiği altı haftada yaklaşık yüzde 8 yükseldi.
Yıl başından bu güne kadar olan performansı ise, yüzde 25 artış yönünde.
Bankacılık endeksinde ise volatilite, diğer endekslere göre çok daha yüksek oldu.
Yıl başından savaşın başladığı tarihe kadar yüzde 23 prim yapan endeks, savaşın başladığı tarihten bu güne yaklaşık yüzde 7 düştü.
Yıl başından bu yana bakarsak sadece yüzde 8 primli bir seyir gösterdi.
Yabancı yatırımcının TL varlıklarındaki işlemlerine baktığımızda, 1 Ocak itibarıyla beklenmedik şekilde alıma geçtiği ve yılın ilk iki ayındaki girişlerin 2025’in tamamındaki yabancı girişlerini aştığı görülüyor.
Bu süreçte banka ve holdingler üzerinden Borsa İstanbul’a yönelen yabancı, 13 hafta aralıksız süren hisse senedi alımlarını savaşın başlamasıyla sonlandırdı ve geçen altı haftanın beş haftasında TL varlıklarında satış tarafında yer aldı.
Bundan sonra neler olacak?
Geçen 1,5 ayda, küresel haber akışlarına göre hareket eden ve zaman zaman manipülasyon seviyelerine ulaşan piyasa fiyatlamalarında suların durulması, Orta Doğu’dan barış sürecine yönelik kalıcı adımlara bağlı görünüyor.
Daha net bir ifadeyle, piyasalar açısından ana belirleyici, jeopolitik riskler, enerji fiyatlarının seyri ve merkez bankalarının politikaları ile vereceği mesajlar olarak öne çıkıyor.
Hem Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) hem de küresel merkez bankaları faiz indirim sürecindeyken, enflasyon risklerinin yükselmesi merkez bankalarının sıkı duruşunu sürdürme beklentilerini artırdı; hatta faiz artışı olasılığı dahi masada bulunuyor.
Hareketli altı haftanın ardından, yurt içi ve yurt dışında açıklanacak makroekonomik verilerle tablonun netleşmesi bekleniyor.
Peki, böyle dönemlerde “Nakit kraldır” mı yoksa fırsatlar mı değerlendirilmeli?
Uzmanlar, mevcut yatırımları korumanın temel hedef olması gerektiğine dikkat çekerken, riskten korunmak isteyen yatırımcıların bu dönemde mevduat ve para piyasası fonlarına yöneldiği gözlendi.
Şubat ayında tarihi zirvesini 14 bin puanın üzerine taşıyan Borsa İstanbul, martta 12 bin 500’ün altına kadar geriledi ve bu süreçteki dalgalı seyriyle yatırımcılara fırsatlar da verdi.
Ancak uzmanlar tarafından, ‘Hangi hisseye yatırım yapmalıyım?’ sorusunun yerine, hisse senedi fonu almanın daha mantıklı olabileceği değerlendiriliyor.
Öte yandan, yüksek belirsizlik ortamında hisse senedi piyasasında baskının süreceği de öngörülüyor.
Bu riskli dönemde, BIST 100 endeksinden sonra yakından takip edilen bankacılık endeksine mercek tuttuk.
Piyasanın bilinen simalarıyla bankacılık endeksine dair beklentileri, yatırım fırsatlarını ve beğendikleri bankaları konuştuk.
Bankaların orta vadeli getiri potansiyeli güçlüTonguç Erbaş - Ahlatcı Holding Strateji Direktörü Genel olarak küresel piyasalarda yaşanan dalgalı seyrin sonuçları ve beklentilerin her geçen gün değiştiğini söyleyebiliriz.
Büyük resimde enerji fiyatlarının artış göstermesi ve bunun kalıcı olacağına yönelik görüşler sonrasında beklenen tedarik zincirinde aksama ve enflasyonist süreçle birlikte bu tablo, büyüme beklentilerinin düşük seyretmesine işaret ediyor.
Özellikle bankacılık sektörü için faizlerin küresel olarak yükselme ihtimali ve durgunluk beklentilerini, en kötü senaryo olarak değerlendirebiliriz.
Bu nedenle Orta Doğu’da yaşanan savaşın tansiyonunun artması, Borsa İstanbul’da en çok bankacılık ve benzeri sektörlerle, faiz yükselişine hassas halka açık şirket fiyatlamasında görülüyor.
Bankacılık sektörünü değerlendirirken, savaş ortamının dünyayı ne şekilde bir ekonomik görünüme sürükleyeceğini de tahmin etmek gerekiyor.
Dört büyük özel bankanın ve iki büyük kamu bankasının PD/DD ortalaması yaklaşık 1,16; FK oranı ise 6,53.
Bu veriler ışığında, ucuzluk veya pahalılık açısından, yurt içinde ekonomik program devam ederken; yurt dışı gelişmeler faizlerin düşmesine yol açarsa ucuz, aksi takdirde pahalı (maliyetli) diyebileceğimiz bir durumdayız.
Bankacılık hisselerinde son dönemde yaşanan geri çekilmeyi, temel görünümden ziyade kısa vadeli marj baskısına bağlı bir düzeltme olarak değerlendiriyorum.
Artan fonlama maliyetleri ve enflasyon etkisi net faiz marjını sınırlasa da, sektörün kârlılık dinamiklerinde kalıcı bir bozulma sinyali görmüyorum.
Mevcut çarpanlar tarafında ise, bankaların yaklaşık defter değeri civarında işlem görmesi, orta vadeli getiri potansiyeli açısından cazip bir zemin oluşturuyor.
Özellikle güçlü sermaye yapısı ve ücret-komisyon gelirleriyle desteklenen bankaların, bu süreçte pozitif ayrışma ihtimali yüksek.
Akbank ve Garanti Bankası ön plana çıkıyor Akbank ve Garanti Bankası’nın özellikle güçlü sermaye yeterliliği ve dengeli bilanço yapısı sayesinde mevcut ortamda ön plana çıktığını düşünüyorum.
Teknik olarak XBANK endeksinde 200 günlük üssel ağırlıklı ortalama yazıyı hazırladığımız 13 Nisan itibarıyla 16.416 seviyesinde.
Bu nedenle bir iyimserlik ve yukarı yönlü yükseliş başlangıcı için, 50 günlük üssel ortalama 17,267, bu seviye üzerinde günlük kapanışların gerçekleşmesi gerekiyor.
Aksi takdirde, küresel piyasalarda savaş riski satın alınmaya devam ediliyor ve sektörün üzerinde baskı sürüyor, anlamı ortaya çıkacaktır.
Yukarı yönlü bu ortalama üzerinde 18,500 endeks, aşağı yönlü ise 16,500 endeks kabaca hedeflenebilir.
Bankacılık sektöründe ralli yine başka bahara mı ertelendi?Batuhan Özşahin - Ata Portföy Genel Müdürü Borsa, 2026 yılına bankacılık sektörünün öncülüğünde çok iyi bir başlangıç yapmışken, ABD-İsrail-İran savaşının başlaması tüm öngörüleri altüst etti.
BIST Banka Endeksi, enflasyondaki iyileşme sinyalleriyle birlikte 20 Ekim 2025’ten 27 Şubat’a kadar yüzde 62’lik bir yükseliş potansiyeli gösterirken; BIST 100 Endeksi aynı dönemde yüzde 39 değer kazanmıştı.
Yabancı yatırımcılar bu dönemde; Borsa İstanbul’da 3,9 milyar dolarlık hisse alırken, bunun 1,7 milyar dolarlık kısmı bankacılık hisseleri oldu.
ABD-İsrail-İran savaşının enerji fiyatlarında ciddi bir artışa yol açmasıyla birlikte, tüm dünyada bozulan enflasyon görünümü, merkez bankalarının genellikle indirim yönündeki faiz politikaları beklentilerinin değişmesine sebep oldu ve her ülkenin tahvil faizleri önemli ölçüde yükseldi.
Bizde de, 27 Şubat’ta yüzde 34,53 (bileşik) olan 2 yıllık tahviller yüzde 42,8’e yükseldi.
TCMB anketinde, yıl sonu enflasyon beklentisi ocak ayından mart ayına 215 baz puan kötüleşerek yüzde 25,38 oldu.
Banka hisselerinin toparlanabilmesi için ne gerekiyor?
Hisse senetlerinin genel olarak daha yüksek çarpanlarla işlem görmesini sağlayan iki faktör şunlar: 1) Ülke makro beklentilerinin iyileşmesi ve risklerin azalması, 2) Sağlıklı kar büyümesi.
Jeopolitik risklerin Türkiye için yarattığı iki makro tehlike, -enflasyonun yükselmesi ve cari açığın artması- TCMB’nin faizleri daha uzun süre yüksek tutmasına yol açabilir.
Bu durum da, bankaların net faiz marjlarında beklenen iyileşmenin ertelenmesine sebep olacağından dolayı, bankacılık endeksi savaşın başından beri yüzde 26 düşerken, BIST 100 yüzde 8 geriledi.
Bankacılık hisselerinin kalıcı şekilde toparlanabilmesi için, savaşın kesin olarak sonlanması, enerji fiyatlarının savaş öncesi seviyelerine olmasa bile mevcut seviyelerinden yüzde 20 düşmesi ve enflasyon beklentilerinin normalleşmesi gerekecektir.
Portföylerimizde öncelikli olarak tercih ettiğimiz bankalar ise; Akbank, Garanti Bankası ve Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) olarak sıralanabilir.
Bankalarda 'seçici' fırsat: Özel bankalar öne çıkıyorEren Can Umut - Trive Yatırım Araştırma Direktörü Türk bankacılık sektörü 2026’ya güçlü bir bilanço görünümü ile girdi.
BDDK’nın Aralık 2025 verilerine göre, sektörün aktif büyüklüğü 46,95 trilyon TL’ye, kredileri 23,13 trilyon TL’ye, mevduatı ise 27,23 trilyon TL’ye ulaştı.
Net kar 940,2 milyar TL olurken, takipteki kredilerin oranı yüzde 2,47 ve sermaye yeterlilik oranı yüzde 19,69 seviyesinde gerçekleşti.
Bu tablo, sistem genelinde bilanço büyüklüğü ve kârlılığın güçlü kaldığını gösterirken, kırılganlığın sermayeden ziyade marjların durumu, kredi büyümesini sınırlayan regülasyonlar ve yüksek faizlerin ekonomik aktiviteye gecikmeli etkilerinden kaynaklandığını ortaya koyuyor.
Makro çerçevede belirleyici unsur, para politikasının seyri olmaya devam ediyor.
TCMB, Temmuz 2025’ten itibaren faiz indirimlerine başlarken, Ocak 2026’da politika faizini yüzde 37’ye çekti; ancak Mart 2026’da faizi sabit tuttu.
Bu kararın arkasında, Orta Doğu’daki jeopolitik gerilimlerin enerji fiyatlarını yükseltmesi ve enflasyon beklentilerini bozması yer aldı.
Savaş sonrası artan enerji maliyetleri, dezenflasyon sürecinin hızına ilişkin soru işaretlerini artırdı ve TCMB’nin bankaları gecelik vadeden yüzde 40 ile fonlama kararı, fiili bir sıkılaşma olarak öne çıktı. 2026’da bankacılık sektörünün ana belirleyicisi bunlar olacak Bu gelişmeler bankacılık sektörünün artık kesintisiz faiz indirimi beklentisiyle değil, daha ihtiyatlı ve dış şoklara duyarlı bir normalleşme süreciyle fiyatlanacağını gösteriyor.
Hatta TCMB’nin faiz artırımına gidebileceği da oldukça yüksek bir olasılık.
Bu da, net faiz marjındaki toparlanmanın doğrusal olmayacağı anlamına geliyor. 2024–2025 döneminde bankalar yüksek fonlama maliyetleri ve regülasyon baskısı altında marj sıkışması yaşasa da, komisyon gelirleri ve bilanço disiplini sayesinde karlılığını korudu. 2026 yılında ise, faiz indirimlerinin temposu, makro-ihtiyati çerçevenin seyri ve varlık kalitesindeki olası bozulma sektörün ana belirleyicileri olacak.Bankacılık hisselerinde fırsatlar devam ediyor ancak daha seçici olunması gerekiyor.
Savaş sonrası BIST 100 endeksi gördüğü dip seviyeyi baz alırsak yüzde 14 gerilerken, bankacılık endeksinde yüzde 24’e yakın düşüş yaşandı.
Ateşkes kararı sonrası bankacılık hisselerinde bir miktar toparlanma gerçekleşse de mevcut kırılganlık net olarak devam ediyor.
Gelişmelerin seyri TCMB’ye yönelik beklentileri daha da sıkılaştırırsa -ki bu ihtimal de bir hayli güçlü- bu durumda bankacılık marjlarının baskılanacağı beklentileri daha da güçlenir ve hisselere yönelik yıl sonu beklentilerini radikal olarak aşağı revize edilir.
Sektörün makro oynaklığa duyarlılığı oldukça yüksek.
Aynı zamanda kaliteli bankalar için orta/uzun vadede cazip giriş fırsatı da oluşuyor.
Bu noktada kamu bankalarına kıyasla özel bankalar daha öne çıkıyor.
Yatırımcı açısından yalnızca kar büyümesi değil; sermaye üretme kapasitesi, vadesiz mevduat kalitesi, komisyon gelir gücü ve marj toparlanma potansiyeli belirleyici olmalı.
TCMB’nin kontrollü gevşeme sürecini sürdürmesi ve regülasyonların normalleşmesi halinde yüksek kaliteli özel bankalar, 2026’nın güçlü toparlanma temalarından biri olabilir.
Alternatif senaryoda ise, jeopolitik riskler ve enerji maliyetleri para politikasını daha uzun süre sıkı tutabilir ve getiriler zamana yayılabilir.
Her iki senaryoda da ortak nokta, yatırımcı açısından kalite ve seçiciliğin ön planda olması gerektiğidir.
ING değerlendirdi: Cari dengede dış riskler ve iç talep belirleyiciEkonomi