Haber Detayı
Kaybolan Sadece Gülistan Değil, Adaletin Kendisi
5 Ocak 2020.
Gülistan Doku yurttan çıktı.
Ve bir daha geri dönmedi.
Bir genç kadın… Bir üniversite öğrencisi… Bir evladın adı… Bir ailenin nefesi… Ve yıllardır dinmeyen bir vicdan sızısının Adı Gülistan Doku.
Aradan geçen zaman, acıyı azaltmadı.
Tam tersine büyüttü.
Çünkü bazı kayıplar sadece bir insanın kaybı değildir.
Bazı kayıplar, bir ülkenin hukuk karnesidir.
Bazı dosyalar, yalnızca savcılık raflarında değil, toplumun vicdanında da açık kalır.
Gülistan Doku dosyası işte tam da böyledir.
Bu dosyada yıllardır çok şey konuşuldu.
MOBESE kayıtları konuşuldu.
HTS verileri konuşuldu.
Baraj gölü konuşuldu.
Şüpheler konuşuldu.
İhmaller konuşuldu.
Ama bir tek hakikat tam anlamıyla konuşamadı.
Çünkü hakikat, bazen deliller kadar cesaret de ister.
Ve bu dosyada Türkiye’nin canını yakan soru tam da burada başlıyor: Bu kadar veri, bu kadar şüphe, bu kadar çelişki varken neden hâlâ kesin sonuca ulaşılamadı?
Bir genç kadın kayboluyor.
Son sinyalin alındığı bölge belli.
Aramalar yapılıyor.
Ama Baraj gölünde.
Teknoloji devreye sokuluyor.
Aylar geçiyor.
Yıllar geçiyor.
Ama sonuç hâlâ karanlık.
Vatandaş şuna bakar: Benim başıma gelse ne olur?
Evladım kaybolsa ne olur?
Bir kız çocuğu ortadan kaybolsa, devlet bu işin sonuna kadar gider mi?
Yoksa dosya bir süre sonra yorgunluğa mı bırakılır?
Sosyoloji bize şunu öğretir: Bir toplumun adalet duygusu, en çok da kayıplar karşısında test edilir.
Bulunamayan her hakikat, yalnızca bir aileyi değil, bütün toplumu yaralar.
Cevapsız kalan her soru, kurumsal güveni aşındırır.
Şeffaf yürütülmeyen her süreç, korkuyu büyütür.
Ve o korku en çok kadınların hayatına çöker.
Çünkü bir kadın kaybolduğunda ve yıllarca ne olduğuna dair kesin bir sonuca ulaşılamadığında, artık mesele sadece bir dosya olmaktan çıkar.
Kamusal alan daralır.
Özgürlük hissi zedelenir.
Ailelerin yüreğine “Benim kızım da güvende mi?” sorusu çöker.
İşte Gülistan Doku olayı, tam da bu yüzden sadece bir kayıp vakası değildir.
Bu olay, bir ülkenin kadınlara ne kadar güvenlik sunduğunun da turnusolüdür.
Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek “ucu kime dokunursa dokunsun, sonuna kadar gidin” ifadesiyle bu dosyayı yeniden canlandırdı.
Bir anne tam 6 yıldır her sabah aynı soruyla uyanıyor: “Bugün kızım bulunacak mı?” Bu soru artık sadece bir annenin değil, bir toplumun vicdan sorusudur.
Vicdan demişken vicdanı kurumuş bir baba adaletin kaybolması için devletin makamında görev yapan dönemin valisi… Bu baba katil oğlunu adalete teslim etmek yerine devletin gücünü kullanarak madde bağımlısı oğlunu güvence altına alıyor.
Nasıl mı?
BMW 420 lüks araç, tatiller ve makam vererek.
Bu kokuşmuş ve çürümüş beyinler bu ülkenin makamını ancak kirletirler.
Dönemin valisi baba oğlunun işlediği cinayeti ört bas etmek için 10 bin dolar para harcıyor.
Bu dosyaya dokunan yanar diye ses yükseltiyor.
Normal şartlarda bir valinin 10 bin dolar keş parası olamaz.
O da parayı valilik bütçesinden harcıyor.
Beytül-mal ona emanetken.
Vali kolluk kuvvetlerini bilerek yanlış yönlendiriyor.
Dönemin emniyet müdürü tüm kamera ve istihbarat verileri elinde olmasına rağmen, ısrarla baraj gölünde arama yaptırıyor.
O da payını alanlardan mı?
Valinin katil ve uyuşturucu müptelası oğlu; Gülistan’ı uyuşturucu kullanması için zorluyor.
Gülistan kabul etmeyince tecavüz ediyor.
Hem de gençlik merkezinde valinin oğluna tahsis ettiği makam odasında.
Bunun üzerine tecavüz sonucu hamile kalan Gülistan’ın hastane kayıtlarını baş hekim siliyor.
Sonrasında da vali baş hekimi İl Sağlık Müdürü yaparak ödüllendiriyor.
Gülistan’ın ailesinin ahını duyan Tunceli Başsavcısı Sayın Ebru Cansu “Gülistan benim de evladım “diyerek olaya el atıyor.
Bu dosyada artık daha büyük ciddiyet gerek.
Daha fazla polemik değil.
Daha fazla söylenti değil, Daha fazla somut delil gerek.
Çünkü bu ülkede insanlar artık şunu duymak istiyor: Kim ne yaptı?
Kim neyi sakladı?
Kim görevini yaptı?
Kim görevini yapmadı?
Kim sustu?
Kim susturuldu?
Ve en önemlisi… Gülistan’ın hayatını utanç verici bir şekilde kirletenler, Gülistan’a bu hayatı çok görenler, Bir ablanın yıllardır kardeşinin akıbetini öğrenme mücadelesi, Bir aile dramı, Bir annenin arşı alayı titreten göz yaşı, Devletin imkanlarını şahsi malı gibi kullananların akibeti, Kimsenin makamına, soyadına, nüfuzuna bakılmadan gereğinin yapılmasını bekliyor.
Uzuncadır beklenen adaleti tüm toplum görmelidir.