Haber Detayı
Yeşilüzümlü’de kuzugöbeği
İstanbul’da pembe beyaz manolyalar biterken sakuralar açmaya başladı. Erguvanlar birkaç haftaya kendini gösterecek, şehir yemyeşil, hava hala soğuk ama yaz kapıda.
Turizm Haftası etkinliklerinde kıymetli Artun Ünsal’ı dinledik.
İBB turizm ofisi tarafından Turşucuzade Konağı’nda düzenlenen buluşmada konuşan Artun bey “Artık İstanbul Mutfağından bahsedemeyiz” dedi, hançeri sinemize sapladı.
Haksız değil elbet; eski, birlikteliğin olduğu sofralar kurulmadığı gibi, iyi ve lezzetli ürün de yok, en kötüsü de belki de herkesi bir arada tutacak zaman yok artık.Geçen haftanın en güzel deneyimi Fethiye’deki Yeşilüzümlü Dastar ve Kuzugöbeği Mantarı Festivali olabilir.
Acayip bir ilgi vardı.
Muğla’nın farklı ilçelerinden, İstanbul, İzmir, Antalya ve Denizli’den gelen misafirler hem kuzugöbeği ile yapılan yemek atölyelerine, tadımlara katıldı hem de festivalin neşesiyle Yeşilüzümlü sokaklarını keşfetti.Benim favorim Kayaköy Misafir Evi’nin sahibesi Filiz Almalı’nın kuzugöbeği dolması oldu.
Göcek’ten tanıdığımız meşhur Cumali Şef menengiç filizleri (Fethiye’de meneviş deniyor) ile kuzugöbeği ile bir şahane borani yaptı, Şef Onur Aslan ise bulgur pilavına bolca kuzugöbeği mantarı kattı, bu da nefisti.
Fethiye baharda hem sığla ağacı filizini hem de meneviş filizini sofrasından eksik etmiyor.Fethiye ilginç bir yer, hiçbir yere benzemiyor.
Dr.
Ceyhun İrgil ve arkadaşları muazzam bir Edebiyat Müzesi kurmuşlar.
Okuma salonları, kafesi ile günlük hayatın bir parçası olmuş.Fethiyeli veya yolu Fethiye’den geçmiş edebiyatçıların Yunus Nadi, Abbas Sayar, Mine Kırıkkanat gibi isimlerin bölgeyle bağlarını izliyor ve kitaplarına dokunabiliyorsunuz.
Bir de kamerasız bir alan var, oradan kitap almak serbest.
Ceyhun Bey müzeyi anlatırken bundan çok keyifle bahsetti.
Sonra Paspatur’a daldık.
Aşırı zevkli ürünler satan Unique Concept’in önünde esnafla kahve içtik, mahallenin yavru kedileriyle oynaşan güneş içimizi ısıttı.
Biraz yürüyüp Fethiye Lokantası’na gittik.
Yerel mutfağı çok samimi bir dekorla sunan, oldukça şık bir işletme.
Genç şef Ahmet Balcı bize oğlak köftesi ve domates salatası önerdi, çok beğendik.Bu küçük lokantaları ve yerel izleri koruyan mutfak anlayışını çok seviyorum.Oteller için aynı şeyi söylemek zor.
Baştan sona konserve bazlı sebze yemekleri ve çorbalar, sert hindiler, tavuk paneler, kroketler, kızartmalar açık büfede sıralandı.
Muska böreğinin adı samosaydı.
Bir gece Uzakdoğu’ya uzandık, bir gece Meksika’ya.
Ama tatlar hep aynıydı.
Bu anlayışın hala devam ediyor olmasına inanamıyorum, ucuz oteller de değil.
Müşteri de var üstelik.
Peki nerede yerel ürün, yerel mutfak?
Bunlar olmadan gastronomi turizminden de bahsedemeyiz.
Sürdürülebilirlik de sınıfta kalır.Hazirana kadar yurdumuzun her köşesinde gastronomi etkinlikleri var.
Siz bu satırları okuduğunuzda Manisa Mesir Macunu Festivali 486. kez düzenleniyor olacak.
Ben de orada olacağım, festivallerin kent markasına etkisini tartışacağız.Sonra 8-9-10 Mayıs Mersin Gastronomi Kültür ve Sürdürülebilirlik Etkinliği geliyor.
Pazar günü Tarsus’ta Slowfood Yeryüzü Pazarı kuruluyor.
Kaçırmayın derim.
Çukurova’nın bereketli ve lezzetli doğal ürünlerini almak, tatmak için eşsiz bir fırsat.15-16 Mayıs Kapadokya Gastronomi Festivali var.
Kapadokya’nın havası Michelin geldikten sonra değişti.
Çok sevdiğim Mustafapaşa’nın Gorgoli’sinde çınarların altında buluşmamıza az kaldı.
Şu üzerimize çöken karanlık havadan çıkmak için birebir bu etkinlikler.
Hem harika bir hikayeye tanık olacaksınız, yerel üreticiye destek vereceksiniz, üzerine tadı damağınızda kalacak yemekler bulacaksınız.Hadi yapın rezervasyonları…