Haber Detayı

Toplumsal çürüme…
Neşe doster gercekgundem.com
27/04/2026 06:00 (18 saat önce)

Toplumsal çürüme…

Soran, araştıran, kolay tatmin olmayan, evlerinde kitap olan, kütüphanelerden çıkmayan, öğretmenlerini derslerde, ders aralarında, koridorlarda, öğretmenler odasında bile sorularla sıkıştıran kuşaktık…

23 Nisan Ulusal egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle gerek benim yazımda, gerek gelen iletilerde ve gerekse yaptığım konuşmalarda salona hakim olan duygu şu idi; Ancak büyük, öngörülü, zeki, vatan aşığı olan bir lider bir bayramı çocuklara, bir başka bayramı gençlere adayabilir, bunu bir jest olmaktan öte geleceğin inşası olarak planlar, günün çocuklarına, yarının gençlerine, “geleceğin sorumluları sizsiniz!” der, onlara erken yaşlarda cesareti, görev bilincini aşılayarak, onları özne olarak görüp kimlik ve kişilik sahibi olmalarını sağlar, toplumun öncüleri olarak konumlar ve adres ve umut sizlersiniz der.

Bunun tarihte bir başka örneği de yoktur…O nedenledir ki o aidiyet duygusu, o sorumluluk bilinciyle yetişen, cumhuriyet değerlerini içselleştiren ailelerin, eli öpülesi cumhuriyet öğretmenlerinin ellerinde yoğrulan kuşak bugün hala mücadeleden yılmayan, ürkmeyen, koşan, koşturan, paylaşan, yazan, konuşan kuşaktır…Tam da burada geçmişe dönme zamanıdır…Kendi çocukluk ve gençlik yıllarımı hatırlıyorum.

Soran, araştıran, kolay tatmin olmayan, evlerinde kitap olan, kütüphanelerden çıkmayan, öğretmenlerini derslerde, ders aralarında, koridorlarda, öğretmenler odasında bile sorularla sıkıştıran kuşaktık…Öğretmenlik yıllarıma dönüyorum.

Liseden üniversiteye her kademede ve farklı disiplinlerde tiyatrodan tarihe, edebiyattan etkili iletişime ders verdiğim kurumlarda soru soran, hatta sorularıyla köşeye sıkıştıran çok az öğrenciyle karşılaştım desem mi?

Bilmiyorum!Bildiğim o ki; Başöğretmen bize özel gün ve bayramlar vererek bizleri hayata, yarınlara, sorumlululuk duygusunun ne olduğuna, geleceğin bizim ellerimizde yoğrulacağına, bunun bir jestten öte güven duygusunun işareti olduğuna daha o yıllarda inandı ve hatırlattı.

Ancak biz bunu anladık mı, uyguladık mı, verdiğimiz sözü tuttuk mu gibi soruları izaha muhtaç olarak görüyor, geldiğimiz ve getirildiğimiz bu kırılma noktasında ne yazık ki başımı yere eğerek ve gözlerimi kaçırarak ancak “Özür dilerim Paşam!” demekle yetiniyorum… Gelelim akıllara takılı, vicdanlara çakılı çengellere… 86 milyon nüfusun 30 milyonunda ruhsatsız silah varsa!

Okullar atış poligonuna dönüp, kalem tutması gereken eller silah ve bıçak tutuyorsa!

Gençler kütüphanelerda araştırma yapmak yerine, poligonlarda silah eğitimi alıyorsa!

Sıralar boş, umutlar toprak, aileler boynu bükük, ülke yarınsızsa!

Ne denir ki?Cumhuriyet değerlerini savunmaktan korkmadan, hayaller kurarak geleceği kurmaya çalışarak bir şeyler yapmaya çabalayanlar yok sayılıyorsa!

Ülkenin sigortası olan, yapı taşları olan çocuklara- gençlere hak ettikleri değer verilmiyorsa!

Kişisel konfor alanları, oturulan koltuklar, dağıtılan makamlar her şeyden daha önemli tutuluyorsa!

Eli taşın altına koyarak işsizliğe, beyin göçüne akıllı ve akılcı projeler üretmek önemsenmiyorsa!

Evde başlayan, sokakta devam eden, sınıfa yansıyan, sokakta, meydanlarda, okulda eyleme dönen öfke patlamaları sıradanlaştırılıyorsa!

Sade yurttaşlar olarak kafayı mı takalım, gençlerin deyimiyle kafayı mı yiyelim?Yine çarşıyı pazarı müze gezer gibi gezen emekli ve dar gelirlinin yaşam savaşına!

Hakkını arayanlara, polis copuna maruz kalan madencilere uygulanan şiddete!

Eğitimden ekonomiye, sağlıktan yargıya yaşanan tahribatlara!

Devletin elinde çok azı kalan değerli kamu varlıklarını, kıymetli mülkleri, kupon arazileri yandaşlara satan anlayışa!

Her yeni güne bir başka tutuklama haberiyle, üzüntü, öfke, kaygıyla uyandığımız çağ atlayan ülkemize ve yeni Türkiye’ye bakıp gurur mu duyalım?

Densizlik ve sessizlik…Evlatlar babaları, babalar evlatları, erkekler kadınları, öğrenciler öğretmenlerini, sınıf, sıra, okul arkadaşlarını acımadan, sakınmadan çekip vuruyorsa!

Ayda en az 5-6 çocuk iş cinayetlerinde hayatını kaybediyorsa!

Ortalama ayda 30 kadın cinayete kurban gidiyorsa!

İlgili bakanlar ve mevkidaşlarının ne düşündüğünü merak ederek, yeni düzen bu deyip susacak mıyız?

Yoksa laf olsun, torba dolsun, ne şiş yansın ne kebap, ya da “densizlik!” diyerek sessiz kalıp geçiştirecek miyiz?Yanıt alamasak da soralım?

Tarihsel sorumluluk suskunluk kaldırır mı?

Sınırlar keskin, kurallar katı iken, sokakla saray arasındaki sınır aşılmazken, ortak nefes alanları giderek daralıyorken, hayallerimiz öteleniyor, çocukluğumuz çalınıyor, gençlerimizin hayalleri bitiyor, çocuk katiller artıp, kadın cinayetleri tavan yapıyorken!

Cumhuriyet değerlerini kendisine rehber edinenler boy hedefi oluyorken!

MEB’in kendi doğrularını içeren “modeli!” eğitim öğretimin önüne geçiyorken!

Sorumluluk makamını işgal edenlerin suskunluğu manidar değil midir?

MEB’in; “Düşünen, üreten, değer katan bireyler yetiştiriyoruz!” sözüne gelirsek!

Sanırım bakan öğretilen, beslenilen, büyütülen ve teşvik edilen kindar ve dindar nesil kavramını unutttu.

Pedagojik desteğin kaldırıldığı, rehberlik sisteminin çökertildiği, din adamlarının görevlendirildiği, eğitimin bilimden uzaklaştırıldığı, liyakatin tasfiye edilip, sadakatin gözetildiği, okulların tarikat ve cemaatların etkinliklerine açıldığı, öfkenin, ayrışmanın, ötekileştirmenin, itaatin öne çıkarıldığı, suçların cezasız kaldığı, çocukların korunamadığı, silahın, şiddetin kol gezip kol kestiği, suçlunun cesaretlendirildiği, hayal gücünü yitiren çocukların artttığı günümüzde bunun adı insanlık sınavından sınıfta kalmak, ya da vicdanların iflası değilse nedir?Yunus Emre diyor ki; “Derdi dünya olanın dünya kadar derdi olurmuş.” Ressam Canan Tolon diyor ki: “Hayatta en ağır olan şeyleri hafife almamız, bana en ağır gelen şeydir.”Bu satırların yazarı da diyor ki; Yazı bir disiplin işidir.

Gündemi izlemeden, duyarlı olmadan, olup biteni yakından takip etmeden, dertleri dert edinmeden, gözü kulağı dört açmadan yapılmaz ve yazılmaz…

İlgili Sitenin Haberleri