Haber Detayı
Hazır giyim sektöründe içeri değil dışarı bakmalıyız
Eğer gerçekten hazır giyim sektörünü ayağa kaldırmak istiyorsak, yönümüzü doğru belirlemeliyiz. İçeriye değil, dışarıya bakmalıyız. Teşvik yerine, pazara odaklanmalıyız. Çünkü rekabet içeride değil, dışarıda kaybediliyor.
İhracatçı DR.
TİMUR BOZDEMİR24 Nisan 2026 tarihinde açıklanan, imalatçı-ihracatçı sektörlerde kurumlar vergisinin %9’a düşürülmesi ülke ekonomimizi yönlendirmekte önemli bir adımdır.
Bu karar, devletin hazır giyim sektörü gibi birçok emek yoğun sektörünü gözden çıkarmadığının açık bir göstergesidir.
Karar alınırken hazır giyimin dikkate alınmadığını düşünmek gerçekçi olmaz.
Zira sektörün içinde bulunduğu durum uzun süredir kamuoyunun gündemindedir.
Benim de farklı platformlarda bu gidişata dair birçok uyarım oldu.
Aynı şekilde Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği, İTO ve İSO gibi kurumlar da defalarca kırmızı alarm verdi.Ancak asıl soru şudur: Devletimize yaklaşık 2,5 milyar TL vergi kaybı yaratacak bu karar, gerçekten sektör için bir çare midir?
Yoksa sadece semptomları hafifleten geçici bir müdahale midir?
Vergi indirimi elbette firmaların nefes almasını sağlar.
Ancak hastalığın kökenine inmeden yapılan her müdahale sınırlı kalır.
Bugün kapanan firmaların ne kadarı vergi yükü nedeniyle kapanıyor?
Ne kadarı ürününü satamadığı için kapısına kilit vuruyor?
Bu soruya net ve dürüst bir cevap vermeden çözüm üretemeyiz.Sorun talep yetersizliğiSektör temsilcilerinin açıklamalarına baktığımızda tablo oldukça nettir.
Sorun vergi değildir.
Sorun talep yetersizliğidir.
Sorun rekabet edememektir.
Sorun, Türk üreticinin maliyetleriyle mal alabilecek müşteri bulamamasıdır.
Bugün Laleli’de sokaklar eski kalabalığından çok uzaktır.
Osmanbey’de vitrinler var ama müşteri yoktur.
Merter’de üretim hâlâ sürmekte ama umut giderek azalmaktadır.
Bu sadece bir ekonomik daralma değil, aynı zamanda pazar kaybıdır.Türkiye’nin hazır giyim ihracatı son yıllarda 20 milyar dolar bandından aşağı doğru gerilemektedir.
Buna karşın dünya ticareti büyümeye devam etmektedir.
Özellikle Amerika Birleşik Devletleri tek başına yıllık 100 milyar doların üzerinde hazır giyim ithalatı yapmaktadır.
Bu devasa pazar, Türk üreticisi için hâlâ yeterince değerlendirilebilmiş değildir.
Türkiye’nin ABD’ye ihracatı ise yaklaşık 0,6 milyar dolar seviyesindedir.
Yani bu pastanın yüzde 1’ine bile ulaşabilmiş değiliz.Oysa rakiplerimize baktığımızda tablo çok farklıdır.
Vietnam 16 milyar doların üzerinde, Bangladeş ise 10 milyar doların üzerinde ihracatla ABD pazarında güçlü bir konumdadır.
Bu ülkelerin avantajı sadece düşük maliyet değildir.
Asıl farkı yaratan, ABD ile yaptıkları ticari anlaşmalardır.
Bu anlaşmalar sayesinde gümrük vergileri ciddi şekilde düşmektedir.Rekabet dışarıda kaybediliyorTürkiye ise aynı pazara iplik içeriğine bağlı olmak üzere yüzde 16–32 gümrük vergisi ile girmektedir.
Yani daha kapıdan girerken rekabette geri düşmektedir.
Türkiye’de kurumlar vergisini yüzde 25’ten yüzde 9’a düşürmek elbette önemlidir.
Ancak dışarıda yüzde 32 vergi ödeyen bir üretici için bu avantaj sınırlıdır.
Çünkü rekabet içeride değil, dışarıda kaybedilmektedir.
Bu nedenle serbest ticaret anlaşmaları, vergi indirimlerinden çok daha stratejik bir araçtır.Benzer bir durum vize süreçlerinde de yaşanmaktadır.
Bugün bir ihracatçının ABD’ye gitmesi haftalar, bazen aylar sürmektedir.
Avrupa’da bile vize almak ciddi bir engel haline gelmiştir.
Oysa ihracat masa başında değil, sahada yapılır.
Müşteri ile temas kurmadan, pazarı yerinde görmeden, güven ilişkisi oluşturmadan satış yapmak mümkün değildir.Basit bir hesap yapalım.
Ortalama bir ihracatçının yıllık 5 milyon dolar satış yaptığını varsayalım.
Düzenli yurtdışı ziyaretleri ile bu rakamı %20 artırması mümkündür.
Bu, 1 milyon dolar ek ciro demektir.
Bunun yüzde 40’ı (tedarik zincirindeki tüm üreticilerin yarattığı toplam değer) katma değer olarak kalsa, 400 bin dolar ek kazanç yaratır.
Bugünkü kurla yaklaşık 12 milyon TL.
Bu rakam, vergi indiriminin sağlayacağı avantajdan çok daha büyüktür.
Yani bir ihracatçı için vize almak, vergi indiriminden daha değerlidir.Daha çarpıcı bir hesap yapalım.
Türkiye, ABD pazarında sadece yüzde 1 daha fazla pay alsa, bu yaklaşık 1 milyar dolar ek ihracat anlamına gelir.
Bu da yaklaşık 45 milyar TL ek ciro demektir.
Sektörün ortalama kârlılığıyla bu, 10 milyar TL’nin üzerinde ek kâr yaratır.
Devletin buradan elde edeceği vergi geliri bile milyar TL’yi aşar.
Yani tek bir pazarda elde edilecek küçük bir başarı, verilen vergi teşviğinin kat kat üzerinde bir ekonomik değer üretir.Nisan ayı içinde tamamlanan, İhracatçı Birlikleri’nin seçim sürecinde de bu konu en temel ayrışma noktalarımızdan biriydi.
Biz devlet desteklerine bel bağlamanın yeterli olmadığını savunduk.
Asıl meselenin müşteri bulmak olduğunu söyledik çünkü devletin kasası aslında milletin kasasıdır.
Oradan gelen destek sınırlıdır.
Oysa dünya pazarı sınırsızdır.
Bizim gözümüz içerideki teşvikte değil, dışarıdaki müşteride olmalıdır.Kıymetli bir destekMaliye Bakanlığımızın sağladığı bu destek elbette kıymetlidir.
Ancak bu bir çözüm değil, bir ara destektir.
Asıl çözüm Ticaret Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığının atacağı adımlardadır.
Türkiye’nin hedef pazarlarda serbest ticaret anlaşmalarını hızlandırması gerekmektedir.
Başta ABD olmak üzere büyük pazarlarda gümrük duvarları kaldırılmalıdır.
İhracatçıya vize kolaylığı sağlanmalıdır.
Ticari diplomasi aktif hale getirilmelidir.Aksi takdirde bugün vergi indirimi ile ayakta tutmaya çalıştığımız firmalar, yarın müşteri bulamadığı için kapanmaya devam edecektir.
Kapanan her firma sadece üretim kaybı değildir.
Aynı zamanda istihdam kaybıdır.
İhracat kaybıdır ve en önemlisi vergi kaybıdır çünkü kapanan bir işletme artık 1 kuruş bile vergi ödeyemez.Bugün alınan karar değerlidir.
Ancak yeterli değildir.
Eğer gerçekten hazır giyim sektörünü ayağa kaldırmak istiyorsak, yönümüzü doğru belirlemeliyiz.
İçeriye değil dışarıya bakmalıyız.
Teşvike değil pazara odaklanmalıyız çünkü bu sektörün kurtuluşu vergi indirimiyle değil, müşteri bulmakla mümkündür.