Haber Detayı
1,7 trilyon dolarlık ‘kamu’ pazarına GPA bariyeri
Türkiye ihracatı, Avrupa’nın kamu ihalelerine getirdiği ‘GPA üyelik’ şartıyla karşı karşıya. İhracatçılar, 1.7 trilyon dolarlık dev kamu ihaleleri pazarından pay alabilmek için diplomatik atağın şart olduğunu vurguluyor. 110 milyar doları aşan ihracat rakamıyla AB, halen Türkiye’nin ana ihracat pazarı konumunda.
Nurdoğan A.
ERGÜNnurdogan.arslan@dunya.comYıllık hacmi 1.7 trilyon doları bulan küresel kamu alımları pazarı, artık serbest ticaretin değil, “üyelik” şartının hüküm sürdüğü bir alana dönüşüyor.
Türk ihracatçısı, küresel ticaretin yeni “görünmez gümrük duvarı” ile karşı karşıya kalıyor.
Türkiye’nin, Dünya Ticaret Örgütü Kamu Alımları Anlaşması (GPA) dışında kalması, bu devasa bir pazarın kapılarını Türk şirketlerine kapatıyor.
Bu da Türkiye’nin katma değerli ihracat hedeflerinin önündeki en büyük teknik engel olarak gösteriliyor.
Özellikle Avrupa Birliği’nin (AB), kamu ihalelerinde “yalnızca GPA üyeleri teklif verebilir” şartını getirmesi, hazır giyim ve tekstilden gıdaya, tıbbi cihazlardan inşaat malzemelerine kadar pek çok sektörde Türk ihracatçısını masanın dışına itiyor.
AB, stratejik ihalelerde GPA şartını bir “kalkan” olarak kullanmaya başlayınca, bu durum Türkiye gibi güçlü üreticileri kapsama alanı dışına itiyor.AB ihaleleri ihracatçı için neden önemli?
Ticaret Bakanlığı ve Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) 2025 sonu verilerine göre, Türkiye’de 145 binden fazla aktif ihracatçı firma bulunuyor.
Toplam ihracatçıların sektörel dağılımı yüzde 20-22 hazır giyim ve konfeksiyon, yüzde 14-16 kimyevi maddeler ve mamulleri, yüzde 12-14 makine ve aksamları, yüzde 10-12 tekstil ve hammaddeleri şeklinde emek yoğun sektörlerde yoğunlaşıyor.
Toplam ihracatçı firmaların en az 100 bini Avrupa Birliği’ne aktif ihracat yaparken, sadece Almanya’ya ihracat yapan firma sayısının 50 bin olduğu tahmin ediliyor.
AB Türkiye’nin toplam ihracatından aldığı yaklaşık yüzde 40-45 pay ile en kritik pazar olmaya devam ediyor. 2026’nın ilk 4 ayında AB’ye yapılan ihracat yüzde 6,3 artarak 35 milyar doları aştı.
AB pazarında lokomotif sektörler otomotiv, hazır giyim, kimyevi maddeler, tekstil ve hammaddeleri ile elektrik-elektronik olarak öne çıkıyor.
Türkiye’nin AB üyesi ülkelerin kamu kurumlarına doğrudan yaptığı satışlara ilişkin net bir toplam rakam, dış ticaret istatistiklerinde “kamu alımları” şeklinde ayrı bir kalem olarak tutulmuyor.
Ancak, AB’ye yapılan toplam ihracatın yaklaşık yüzde 3 ila 5’lik bir kısmının doğrudan veya dolaylı kamu projelerine gittiği tahmin ediliyor.İhaleyi alan da Türkiye’de ürettiremeyecek Tablo böyle olunca ihracatçılara göre, GPA’nın dışında kalmak Türkiye ekonomisi için iki büyük risk barındırıyor.
Buna göre, Türk şirketlerinin Avrupa’daki belediyeler, hastaneler, emniyet teşkilatları ve altyapı birimlerinin açtığı milyarlarca dolarlık kamu ihalelerine doğrudan teklif sunması engelleniyor.
Ayrıca AB mevzuatı gereği, ihaleyi kazanan şirket Avrupalı bile olsa, ürünlerini GPA üyesi olmayan bir ülkede yaptıramıyor.
Bu durum da Türkiye’nin Avrupa için “stratejik tedarik merkezi” olma özelliğini zayıflatıyor.
Gözlemci statüsünden “tam üyeliğe” geçiş isteyen ihracatçılar, bu imzanın sadece ticari bir tercih değil, Türk sanayisinin küresel tedarik zincirinde “kalıcı” olması için kritik bir anahtar olduğunu vurguluyor.Çin’i dışlama formülü Türkiye’yi vuruyor AB’nin bu hamlesi aslında Uzakdoğulu, özellikle Çinli şirketleri kamu ihalelerinden dışlamak için geliştirilen bir strateji.
Ancak Türkiye, 1996’dan bu yana bu anlaşmada sadece “gözlemci” statüsünde kaldığı için Çin ile aynı kefeye konuluyor.
Türkiye’nin önündeki GPA bariyerine dikkat çeken Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD), “Türkiye’nin Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) Kamu Alımları Anlaşması'na (GPA) Katılımının Tekstil ve Hazır Giyim Sektörünün Rekabet Gücüne Etkileri ve Acil Eylem İhtiyacı” adlı çalışmayla konuyu Ticaret Bakanlığı gündemine taşıdı.
GPA’nın tüm detaylarının ele alındığı raporda, “AB’nin kamu alımlarında giderek daha katı bir şekilde uyguladığı yalnızca üyeler politikası, Türk tekstil ihracatçılarının Avrupa’daki kamu ihalelerine katılımını engelliyor ve rekabet gücümüzü zayıflatıyor” ifadelerine yer verildi.Hassas sektörler için geçiş süreci talebi GPA’nın taraf ülkelerin kamu alımları pazarlarını karşılıklı olarak açmalarını ve açık, adil ve şeffaf rekabet koşulları sağlamalarını amaçlayan çok taraflı bir anlaşma olduğuna dikkat çekilen raporda, “Türkiye, 1995 yılından bu yana DTÖ üyesi olmasına rağmen, GPA’ya taraf olmamış ve gözlemci statüsünde kalmayı tercih etti.
Türkiye’nin kendi kamu alımları mevzuatı, yerli istekliler lehine yüzde 15 fiyat avantajı gibi uygulamalar içeriyor.
Ancak, GPA’ya taraf olunmaması, Türk firmalarının diğer GPA üyesi ülkelerin, özellikle de en büyük ticaret ortağımız olan AB’nin kamu alımları pazarlarına erişimini engelliyor” denilerek, acil eylem planı çağrısı yapıldı.
Söz konusu anlaşmanın özellikle tekstil ve hazır giyim sektörü üzerinde yaratacağı tahribata işaret edilen raporda, “Türkiye’nin GPA’ya katılım sürecinin başlatılması için gerekli diplomatik ve teknik hazırlıkların ivedilikle yapılması ve Türkiye’nin hassas sektörlerini koruyacak geçiş süreçlerinin etkin bir şekilde kullanılması gerekiyor” denildi.“Satamazsak üretmenin ne anlamı var?”Türkiye hazır giyim ve tekstil sektörünün son yıllarda odaklandığı “katma değerli ve teknik tekstil” üretimi, beklenen ihracat sıçramasını bu teknik engel nedeniyle gerçekleştiremiyor.
İtfaiye kıyafetlerinden askeri üniformalara, hastane tekstilinden güvenlik güçleri ekipmanlarına kadar büyük bir pazarın tek alıcısı olan kamu kurumlarının, artık sadece GPA üyesi ülkelerden alım yapması, üretici ve ihracatçılar tarafında üretimi de sorgulatıyor.
Türkiye için bu fırsat kapısının kapanma endişesini dile getiren TGSD Müşterek Başkanı Toygar Narbay, “Teknik tekstil yapın diyoruz, yapıyoruz.
Ama bunu satacağınız yer kamu.
Avrupa ‘GPA üyesi değilsen ihaleye giremezsin’ diyor.
Hatta ihaleyi bir Avrupalı kazansa bile, üretimi GPA üyesi olmayan bir ülkede yaptıramıyor.
Bu durum, Türkiye’nin üretim üssü olma fırsatını elinden alıyor.
Teknik tekstili satamayacaksak üretmenin, buraya yatırım yapmanın ne anlamı var?” dedi.
Narbay’a göre, satacağınız yer önünüze GPA duvarını ördüğünde, “teknik tekstil üretin” tavsiyesi bir paradoksa dönüşecek.
Eğer bu anlaşma imzalanmazsa hem Türk firmaları bu devasa pazara giremeyecek hem de Türkiye, küresel tedarik zincirindeki “üretici” vasfını kaybedecek.GPA’nın getireceği fırsatlar neler?Rekabetten arındırılmış pazar: Çin ve Bangladeş gibi ülkeler GPA üyesi olmadığı için, Türkiye anlaşmayı imzaladığı anda AB kamu pazarında Uzak Doğu baskısı olmadan, kalitesiyle öne çıkabilecek.Doğal partnerlik: AB’de üretim kapasitesi Türkiye kadar güçlü değil.
Türkiye GPA tarafı olduğunda, ihaleye giren Avrupalı şirketler “üretim zorunluluğu” nedeniyle Türk partner seçmek durumunda kalacak.Dönüşüm kaldıracı: Kamu alımlarının yüksek standartları, hazır giyim başta olmak üzere Türk sektörlerinin dijital ve yeşil dönüşümünü finanse edecek bir nakit akışı sağlayacak.Yüksek katma değerli üretim: Kamu alımları genellikle teknik tekstiller, özel koruyucu kıyafetler ve yüksek standartlı ürünler talep ettiği için daha yüksek katma değerli üretime teşvik edecek.GPA, DTÖ’nün tüm üyelerini kapsamıyorDTÖ bünyesindeki Kamu Alımları Anlaşması (GPA), tüm DTÖ üyelerini değil, sadece bu anlaşmayı özel olarak imzalayan tarafları kapsayan çok taraflı bir anlaşma.
Şu an itibarıyle anlaşmanın 22 tarafı bulunuyor, ancak Avrupa Birliği gibi bloklar tek bir taraf sayıldığı için toplamda 49 ülkeyi kapsıyor.
Almanya, İtalya, Fransa, İspanya, Hollanda, Belçika, Avusturya, Polonya gibi AB’nin blok olarak taraf olduğu GPA’da ABD, Kanada, Japonya, Güney Kore, Singapur, Hong Kong, Tayvan, Avustralya, Yeni Zelanda, Birleşik Krallık, İsviçre, Norveç, İzlanda, Karadağ, Moldova, Ukrayna, Ermenistan, İsrail gibi ülkeler yer alıyor.
Anlaşma gereği bu ülkeler, kamu ihalelerini birbirlerinin şirketlerine açmayı ve karşılıklı olarak yerli firmalarla yabancı firmalara eşit davranmayı taahhüt ediyor.
Türkiye, Hindistan, Brezilya, Suudi Arabistan gibi ülkeler de gözlemci statüsünde bulunuyor.