Haber Detayı

ASO Başkanı Seyit Ardıç: Türkiye Avrasya’nın Güney Kore’si olmalı
Ekonomi dunya.com
12/05/2026 00:00 (2 saat önce)

ASO Başkanı Seyit Ardıç: Türkiye Avrasya’nın Güney Kore’si olmalı

Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, dünyanın içinden geçtiği yeni dönemde hiçbir ülkenin artık sanayisini piyasanın insafına bırakmadığını söyledi. Ardıç, “Bu yeni düzende Brezilya gibi, hammaddeye, iç pazara ve dönemsel büyümeye yaslanan bir ekonomiyle mi yetineceğiz. Yoksa Güney Kore gibi teknolojiyi, ihracatı ve markayı merkeze alan bir sanayi gücü mü olacağız” dedi.

Ferit PARLAK/ANTALYAferit.parlak@dunya.comAnkara Sanayi Odası Baş­kanı Seyit Ardıç, çaresiz kalan sanayicinin doğal olarak, üretimden sessizce ti­carete, gayrimenkule ve finansa kaymaya başlayacağı uyarısında bulundu.

Ardıç, “Bir fabrikanın yerine kurulu bir AVM’nin kira getirisi, o fabrikanın üç yıllık faa­liyet kârından fazla olabiliyorsa; sanayicimizi üretimde kalması için motive etmek kolay değildir.

Mesele niyet değildir, mesele ku­ralın yönüdür” dedi.

Ardıç sözle­rini şöyle sürdürdü:“Bu sürecin gürültüsü yoktur; ama sonucu ağırdır.

Sanayisiz­leşme her zaman büyük gürül­tüyle gelmez.

Bazen sessiz gelir.

Önce kapasite düşer, sonra ya­tırım iştahı azalır, ardından ni­telikli üretim zayıflar, istihdam azalır, pazar kaybı yaşanır ve en son fabrika kapanır.

Bu sessizli­ği duymak, bu sessizliği bozmak ve uyarmak bizim görevimizdir.”“6 ay önceki uyarımız daha acil hal aldı” Tam altı ay önce bir uyarıda bulunduklarını hatırlatan Ar­dıç, “Yüksek faiz politikasının reel sektör üzerinde oluşturdu­ğu sert baskıyı ortaya koymuş; finansmana erişimin zorlaştığı­nı, yatırım iştahının zayıfladığı­nı, üretim yerine ithalatın gide­rek daha cazip hale geldiğini ifa­de etmiştik.

Üretim kapasitesini zayıflatarak enflasyonla kalıcı biçimde mücadele edilemeyece­ğini vurgulamış; Türkiye’nin ye­niden üretim ekonomisine odak­lanması gerektiğini söylemiştik.

Üzülerek söylüyorum ki,O günkü uyarımız geçerliliği­ni yitirmedi; aksine daha acil bir hâl aldı” ifadelerini kullandı.“Teknolojide açık vermemeliyiz” Yüksek teknolojili ürün ihraca­tının 2025 yılında 9,9 milyar do­lara olmasına rağmen, ithalatın 35 milyar doları aştığını vurgula­yan ASO Başkanı, bu alanda yıllık 25 milyar doların üzerinde dış ti­caret açığı verildiğini belirtti.

Ar­dıç, “Yani yüksek teknolojide sat­tığımız her 1 dolara karşılık, 3,5 dolar yüksek teknoloji ithal edi­yoruz.

Sorunumuz; yüksek tek­nolojili ürünlerin imalat sana­yi ihracatımız içindeki payının uzun yıllardır yüzde 4’ler ban­dında çakılı kaldık.

Oysa 10-15 yıl önce hazırlanan sanayi strateji­lerinde çok iddialı bir hedef koy­muştuk: Avrasya’nın üretim üs­sü olmak.

Üretim kapasitesi bakı­mından bu hedefe önemli ölçüde yaklaştık.

Ancak yüksek teknolo­ji, verimlilik ve yerli katma değer cephesinde aynı şeyi söyleyemi­yoruz” şeklinde konuştu.“Sorunumuz faktör verimliliği” Karşılarına çıkan temel me­selenin toplam faktör verimli­liği olduğunu dile getiren Ardıç, “Üretim yaptık, ihracat yaptık, kapasite kurduk; fakat bilgi, tek­noloji, araştırma-geliştirme, inovasyon ve kurumsal verimli­lik alanlarında beklenen sıçra­mayı gerçekleştiremedik.

Şimdi sanayi politikamızı, eğitim sis­temimizi, finansman yapımızı, Ar-Ge desteklerimizi ve ihracat stratejimizi tek bir hedefe bağ­lamak zorundayız: İhracat yapı­mızın teknoloji ağırlığını arttır­mak” açıklaması yaptı.Ardıç, “İmalat sanayimizin milli gelir içindeki payında son yıllarda gözlenen gerileme, sa­nayisizleşme riskini akademik bir tartışma olmaktan çıkarıp somut bir politika başlığı hali­ne getirmiştir.

Üretimin ağırlı­ğı azalırken ekonomi daha dü­şük verimlilik ve daha az katma değer üreten alanlara kayıyor­sa, büyümenin niteliği zayıflar” dedi.

Sanayi olmadan kalıcı ih­racatın, nitelikli istihdamın, teknolojinin olmayacağını dile getiren Ardıç şunları ifade etti: “Sanayi zayıflarsa yalnızca üre­tim değil, büyümenin kalitesi de, rekabet gücümüz de zayıf­lar.Bu süreci kendi haline bıra­kamayız.

Küresel sanayi düze­ninde devletler yeniden sahaya dönüyor.

Hiçbir ülke artık sana­yisini sadece piyasanın insafı­na bırakmıyor.

Bu yeni düzen­de Türkiye’nin önünde tarihî bir tercih var: Brezilya gibi, ham­maddeye, iç pazara ve dönem­sel büyümeye yaslanan bir eko­nomiyle mi yetineceğiz; yoksa Güney Kore gibi teknolojiyi, ih­racatı, markayı, verimliliği mer­keze alan bir üretim/sanayi gü­cü mü olacağız?”“Daha çok fabrika değil, daha çok teknoloji” Ardıç, “Konu yalnızca daha çok fabrika kurmak değildir.

Asıl be­lirleyici olan hangi teknolojiyi ürettiğimizdir.

İhracatta kilog­ram başına değerimizi ne kadar yükselttiğimizdir.

Sanayicimizin küresel rekabette ulaşacağı yük­sek konumdur.

Bizim tercihimiz çok net olmalıdır: Türkiye, Av­rasya’nın Brezilya’sı değil; Güney Kore’si olmak zorundadır” dedi.“Bankacılık sisteminin tarihi sorumluluğu var” Bankalara da çağrı yapan Ar­dıç, “Bu tercih sadece sanayici­nin omuzlarında değildir.

Bu­rada bankacılık sisteminin de tarihî bir sorumluluğu vardır.

Bankacılık sistemimizin güçlü bilançosunu, sanayimizin güçlü yatırım kapasitesine dönüştür­mek zorundayız“ diye konuştu.

Ardıç, “Mesele bankalarla sana­yiciyi karşı karşıya getirmek de­ğildir; finansal gücü üretim gü­cüne çevirecek yeni bir finans­man mekanizmasını birlikte kurmaktır” dedi.“Uzun vadeli kaynak konuşulmalı” Ardıç, “Sanayicimizin ihtiya­cı yalnızca işletme kredisi değil; geleceği kuracak, üretimi büyü­tecek, yatırımı hızlandıracak ve teknoloji dönüşümünü finanse edecek uzun vadeli kaynaktır.

Sanayici makine ve enerji verim­liliği yatırımı yapmak istiyor.

Di­jital dönüşümünü tamamlamak, yeşil mutabakata uyum sağla­mak, ihracat pazarında kalıcı ol­mak istiyor.

Ama bunu kısa va­deli, yüksek maliyetli ve teminat baskısı altında çalışan kredi ya­pısıyla başarması mümkün de­ğildir.”Bankacılık sisteminin güçlü olduğunu ve bundan da büyük memnuniyet duyduklarını vur­gulayan Ardıç, “Ancak yeni dö­nemin asıl eşiği şudur: Banka­cılığımızın gücü, sanayimizin gücüne ne kadar yansıyor?

Bir ülkenin bankaları güçlü olabilir.

Ama o ülkenin fabrikaları yatı­rım yapamıyorsa, makinelerini yenilemiyorsa, KOBİ’leri finans­mana erişemiyorsa, ihracatçısı kâr etmeden pazar korumaya ça­lışıyorsa, orada finansal güç kal­kınma gücüne tam olarak yansı­mamış demektir” Dedi.“OECD verilerinin de bu tab­loyu teyit ettiğini kaydeden ASO Başkanı, “Ülkemizde KOBİ kre­dilerinin toplam işletme kredi­leri içindeki payı 2024’te yüzde 35,2’ye gerilemiştir.

Oysa OECD ortalamasıyaklaşık yüzde 47 se­viyesindedir.

Yani bizim KO­Bİ’miz, üreticimiz, sanayicimiz hâlâ OECD ortalamasının geri­sinde bir finansman derinliğiyle üretim yapmaya çalışmaktadır.

Dünya Bankası verilerine gö­re Türkiye’de özel sektöre ban­ka kredilerinin Gayrisafi Yurti­çi Hasılaya oranı 2024’te yüzde 37 olup; yüksek gelirli ülkelerde bu oran çok daha üst seviyeler­dedir” değerlendirmesinde bu­lundu.“Bilançosu güçlü olana değil, doğru yatırıma kredi” Ardıç sözlerini şöyle sürdür­dü: “Finansal kârlılık ile üretim kapasitesi arasındaki bağ güç­lenmezse, Türkiye’nin kalkınma hikâyesi eksik kalır.

Bu yüzden kefalet limitleri, teminat koşul­ları, kota uygulamaları ve kredi tahsis süreçlerinin iyileştirilme­si gerekmektedir.

Proje bazlı kre­di mekanizması da hâlâ yeterli düzeyde değildir.

Bizim ihtiyacı­mız, bilançosu güçlü olana kredi veren bir sistemin yanında; doğ­ru projeyi, doğru yatırımı, doğru teknolojiyi, doğru ihracat potan­siyelini kredilendiren bir sistem­dir.

Finansman mimarimiz tek­nolojik yeniliği ve üretken yatı­rımı daha fazla ödüllendiren bir yapıya kavuşmalıdır.

Sanayiciler olarak sizlerden beklentimiz; ris­ki yalnızca biz sanayicilerin sır­tına yükleyen değil, teknolojik sıçramayı birlikte finanse eden, girdiyi değil çıktıyı ödüllendiren, kısa vadeyi değil uzun vadeli dö­nüşümü ön plana çıkaran bir ya­pıdır.

Unutmayalım ki, sanayi­ci ve banka olarak aynı geminin içindeyiz.

Sanayi batarsa, gemi­nin sigortası da kalmaz.”“Ya fakirleşeceğiz ya da zenginleşeceğiz” Önlerinde çok net iki yol oldu­ğunu gördüklerini anlatan Seyit Ardıç, “Biri tanıdık: Düşük kat­ma değer, yüksek ithalat bağım­lılığı, kırılgan büyüme ve kaçı­rılan her fırsatla biraz daha fa­kirleşmek.

Diğeri ise zor ama kaçınılmaz: Planlı sanayi politi­kası, seçici teşvik, uygun finans­man koşulları, nitelikli insan, teknoloji odaklı üretim ve iddialı ihracat vizyonuyla yeni dünya­nın üretim merkezlerinden bi­ri olmak.

Tarih bize hâlâ bir ka­pı aralığı sunuyor.

Ama bu aralık her geçen gün biraz daha daralı­yor.

Pazar beklemiyor.

Alıcı bek­lemiyor.

Standart beklemiyor.

Teknoloji beklemiyor.

Rakipler beklemiyor.

Bu kapıdan sadece hazırlığını yapmış olanlar geçe­cek; diğerleri dışarıda kalacak” şeklimde konuştu.“Uzun vadeli kredinin yollarını arıyoruz” Ankara Sanayi Odasının (ASO) düzenlediği “Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı” kapsamında “Sanayicinin Finansmana Erişimi Paneli” gerçekleştirildi.

ASO Başkanı Seyit Ardıç’ın moderatörlüğündeki panelde konuşan Ziraat Bankası Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Şükrü Taşçı, klasik kredilendirme yaklaşımından daha fazlasının yapılması gerektiğini belirterek, bankaların geleneksel banka-müşteri ilişkisinde değişikliğe gittiğini söyledi.

Mevcut kaynaklarla uzun vadeli kredi vermenin yollarını bulmaları gerektiğini belirten Taşçı, sanayicinin uzun vadeli kredi taleplerini daha rahat karşılayabilir durumda olduklarını ifade etti.“Verimli yatırımlara odaklıyız” Türkiye Halk Bankası Genel Müdür Yardımcısı Yalçın Madenci de kaynaklarının önemli kısmını verimli alanlarda, yatırımlarda değerlendirmeye gayret gösterdiklerine dikkat çekti.

Finans ve reel sektör temsilcilerinin buluşmasının önemine işaret eden Madenci, söz konusu buluşmalarla bankaların reel sektörü yakından tanıyabildiğini dile getirdi.

Bankaların ticaretin finansmanı konusunda zaman zaman karşılaştıkları sınırlamalara da değinen Madenci, buna karşın makine, savunma sanayisi gibi alanlarda faaliyet gösteren firmaların bu sınırlamaların dışındaki istisnalar olduklarını kaydetti.

Türkiye Vakıflar Bankası Ticari ve Kurumsal Grup Başkanı Alparslan Şahin ise ticaretin finansmanının da kendileri için önemli bir konu olduğunun altını çizerek, kredi ilişkilerinde banka ile entegrasyon sağlanmasının reel sektör açısından maliyet avantajı oluşturacağını ifade etti.

Türk Eximbank Genel Müdür Yardımcısı Altındağ de müşterinin şeffaf olması konusunun önemini vurgulayarak, “Bankacılar bilgi ve belge istemeyi sever.

Bu taleplerinin en hızlı şekilde, en tatmin edici şekilde, en profesyonelce cevaplanıyor olması çok anlamlı” dedi.“Potansiyel var ancak ortaklık gelişmiyor”ASO Başkanı Seyit Ardıç, Ankara özelinde bakılacak olursa, büyük bir avantaja sahip olduklarını söyledi.

Ardıç, “Savunma sanayi, üniversiteler, teknoparklar, organize sanayi bölgeleri, kamu kurumları ve yüksek teknoloji kabiliyeti aynı şehirde buluşmuştur.

Ama bu avantaj aynı zamanda büyük bir çelişkiyi de içinde barındırmaktadır.

Organize Sanayi Bölgesi’ndeki fabrika ile teknoparktaki teknoloji firması başka dünyalarda yaşıyor.

Üniversite başka, büyük sanayi başka bir mantıkla hareket ediyor.

Küçük işletmeler de çoğu zaman bu yapının ortasında yalnız kalıyor.

Yani güçlü bir potansiyel var, ama bu potansiyeli oluşturan aktörler birbirine yeterince temas etmiyor.

Sonuçta küçük firma da büyük firma da aynı şehirde ayrı adalarda üretiyor ama iş birliği ve ortaklıklar gelişmiyor” şeklinde konuştu.“Sanayicinin kendine sorduğu sorular değişti” Seyit Ardıç, firmaların artık yalnızca “Nerede daha ucuza üretirim?” sorusunu sormadığını, “Nerede daha güvenli üretirim, daha öngörülebilir tedarik sağlarım, daha kesintisiz teslimat yaparım?” diye sorduğunu kaydetti.

Ardıç, “Yeni küresel rekabetin ekseni tam burada şekilleniyor.

Teknolojiyi üreten, yeteneğini geliştiren ve kullanan, veriye hakim olan, kaliteyi izleyen, tedarik zincirini takip eden, karbon yükümlülüklerine uyan ülkeler öne çıkacaktır.

Örneğin, ‘Yapay zekâyı kullanalım mı?’ sorusu artık geride kalmıştır.

Doğru soru, ‘Yapay zekâyı daha etkin nasıl kullanabiliriz?’ olmalıdır.

Çünkü bu dönüşümün gerisinde kalmanın bedelini yalnızca verimlilik kaybıyla değil, doğrudan pazar kaybıyla ödeyeceğiz” dedi.“Veri üretmeyen, ürünü değere çeviremez” ASO Başkanı Ardıç, işin sırrının teknolojiye erişimde değildir; İşin sırrının veri, süreç ve organizasyon kültüründe olduğunu bildirdi.

Ardıç, “Şunu hiç unutmayalım: Veriyi üretemeyen, süreci ölçemeyen üretimi dönüştüremez,ürünü değere çeviremez.

Bugün geldiğimiz noktada; sanayi politikasını artık yalnızca teşvik, kredi ve yatırım yeri ile değil; teknoloji, eğitim, finansman, lojistik, enerji, dijital altyapı ve kurumsal kapasiteyle birlikte tasarlamak zorundayız” ifadelerini kullandı.

İlgili Sitenin Haberleri