Haber Detayı
ASO Başkanı Seyit Ardıç: Türkiye Avrasya’nın Güney Kore’si olmalı
Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, dünyanın içinden geçtiği yeni dönemde hiçbir ülkenin artık sanayisini piyasanın insafına bırakmadığını söyledi. Ardıç, “Bu yeni düzende Brezilya gibi, hammaddeye, iç pazara ve dönemsel büyümeye yaslanan bir ekonomiyle mi yetineceğiz. Yoksa Güney Kore gibi teknolojiyi, ihracatı ve markayı merkeze alan bir sanayi gücü mü olacağız” dedi.
Ferit PARLAK/ANTALYAferit.parlak@dunya.comAnkara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, çaresiz kalan sanayicinin doğal olarak, üretimden sessizce ticarete, gayrimenkule ve finansa kaymaya başlayacağı uyarısında bulundu.
Ardıç, “Bir fabrikanın yerine kurulu bir AVM’nin kira getirisi, o fabrikanın üç yıllık faaliyet kârından fazla olabiliyorsa; sanayicimizi üretimde kalması için motive etmek kolay değildir.
Mesele niyet değildir, mesele kuralın yönüdür” dedi.
Ardıç sözlerini şöyle sürdürdü:“Bu sürecin gürültüsü yoktur; ama sonucu ağırdır.
Sanayisizleşme her zaman büyük gürültüyle gelmez.
Bazen sessiz gelir.
Önce kapasite düşer, sonra yatırım iştahı azalır, ardından nitelikli üretim zayıflar, istihdam azalır, pazar kaybı yaşanır ve en son fabrika kapanır.
Bu sessizliği duymak, bu sessizliği bozmak ve uyarmak bizim görevimizdir.”“6 ay önceki uyarımız daha acil hal aldı” Tam altı ay önce bir uyarıda bulunduklarını hatırlatan Ardıç, “Yüksek faiz politikasının reel sektör üzerinde oluşturduğu sert baskıyı ortaya koymuş; finansmana erişimin zorlaştığını, yatırım iştahının zayıfladığını, üretim yerine ithalatın giderek daha cazip hale geldiğini ifade etmiştik.
Üretim kapasitesini zayıflatarak enflasyonla kalıcı biçimde mücadele edilemeyeceğini vurgulamış; Türkiye’nin yeniden üretim ekonomisine odaklanması gerektiğini söylemiştik.
Üzülerek söylüyorum ki,O günkü uyarımız geçerliliğini yitirmedi; aksine daha acil bir hâl aldı” ifadelerini kullandı.“Teknolojide açık vermemeliyiz” Yüksek teknolojili ürün ihracatının 2025 yılında 9,9 milyar dolara olmasına rağmen, ithalatın 35 milyar doları aştığını vurgulayan ASO Başkanı, bu alanda yıllık 25 milyar doların üzerinde dış ticaret açığı verildiğini belirtti.
Ardıç, “Yani yüksek teknolojide sattığımız her 1 dolara karşılık, 3,5 dolar yüksek teknoloji ithal ediyoruz.
Sorunumuz; yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ihracatımız içindeki payının uzun yıllardır yüzde 4’ler bandında çakılı kaldık.
Oysa 10-15 yıl önce hazırlanan sanayi stratejilerinde çok iddialı bir hedef koymuştuk: Avrasya’nın üretim üssü olmak.
Üretim kapasitesi bakımından bu hedefe önemli ölçüde yaklaştık.
Ancak yüksek teknoloji, verimlilik ve yerli katma değer cephesinde aynı şeyi söyleyemiyoruz” şeklinde konuştu.“Sorunumuz faktör verimliliği” Karşılarına çıkan temel meselenin toplam faktör verimliliği olduğunu dile getiren Ardıç, “Üretim yaptık, ihracat yaptık, kapasite kurduk; fakat bilgi, teknoloji, araştırma-geliştirme, inovasyon ve kurumsal verimlilik alanlarında beklenen sıçramayı gerçekleştiremedik.
Şimdi sanayi politikamızı, eğitim sistemimizi, finansman yapımızı, Ar-Ge desteklerimizi ve ihracat stratejimizi tek bir hedefe bağlamak zorundayız: İhracat yapımızın teknoloji ağırlığını arttırmak” açıklaması yaptı.Ardıç, “İmalat sanayimizin milli gelir içindeki payında son yıllarda gözlenen gerileme, sanayisizleşme riskini akademik bir tartışma olmaktan çıkarıp somut bir politika başlığı haline getirmiştir.
Üretimin ağırlığı azalırken ekonomi daha düşük verimlilik ve daha az katma değer üreten alanlara kayıyorsa, büyümenin niteliği zayıflar” dedi.
Sanayi olmadan kalıcı ihracatın, nitelikli istihdamın, teknolojinin olmayacağını dile getiren Ardıç şunları ifade etti: “Sanayi zayıflarsa yalnızca üretim değil, büyümenin kalitesi de, rekabet gücümüz de zayıflar.Bu süreci kendi haline bırakamayız.
Küresel sanayi düzeninde devletler yeniden sahaya dönüyor.
Hiçbir ülke artık sanayisini sadece piyasanın insafına bırakmıyor.
Bu yeni düzende Türkiye’nin önünde tarihî bir tercih var: Brezilya gibi, hammaddeye, iç pazara ve dönemsel büyümeye yaslanan bir ekonomiyle mi yetineceğiz; yoksa Güney Kore gibi teknolojiyi, ihracatı, markayı, verimliliği merkeze alan bir üretim/sanayi gücü mü olacağız?”“Daha çok fabrika değil, daha çok teknoloji” Ardıç, “Konu yalnızca daha çok fabrika kurmak değildir.
Asıl belirleyici olan hangi teknolojiyi ürettiğimizdir.
İhracatta kilogram başına değerimizi ne kadar yükselttiğimizdir.
Sanayicimizin küresel rekabette ulaşacağı yüksek konumdur.
Bizim tercihimiz çok net olmalıdır: Türkiye, Avrasya’nın Brezilya’sı değil; Güney Kore’si olmak zorundadır” dedi.“Bankacılık sisteminin tarihi sorumluluğu var” Bankalara da çağrı yapan Ardıç, “Bu tercih sadece sanayicinin omuzlarında değildir.
Burada bankacılık sisteminin de tarihî bir sorumluluğu vardır.
Bankacılık sistemimizin güçlü bilançosunu, sanayimizin güçlü yatırım kapasitesine dönüştürmek zorundayız“ diye konuştu.
Ardıç, “Mesele bankalarla sanayiciyi karşı karşıya getirmek değildir; finansal gücü üretim gücüne çevirecek yeni bir finansman mekanizmasını birlikte kurmaktır” dedi.“Uzun vadeli kaynak konuşulmalı” Ardıç, “Sanayicimizin ihtiyacı yalnızca işletme kredisi değil; geleceği kuracak, üretimi büyütecek, yatırımı hızlandıracak ve teknoloji dönüşümünü finanse edecek uzun vadeli kaynaktır.
Sanayici makine ve enerji verimliliği yatırımı yapmak istiyor.
Dijital dönüşümünü tamamlamak, yeşil mutabakata uyum sağlamak, ihracat pazarında kalıcı olmak istiyor.
Ama bunu kısa vadeli, yüksek maliyetli ve teminat baskısı altında çalışan kredi yapısıyla başarması mümkün değildir.”Bankacılık sisteminin güçlü olduğunu ve bundan da büyük memnuniyet duyduklarını vurgulayan Ardıç, “Ancak yeni dönemin asıl eşiği şudur: Bankacılığımızın gücü, sanayimizin gücüne ne kadar yansıyor?
Bir ülkenin bankaları güçlü olabilir.
Ama o ülkenin fabrikaları yatırım yapamıyorsa, makinelerini yenilemiyorsa, KOBİ’leri finansmana erişemiyorsa, ihracatçısı kâr etmeden pazar korumaya çalışıyorsa, orada finansal güç kalkınma gücüne tam olarak yansımamış demektir” Dedi.“OECD verilerinin de bu tabloyu teyit ettiğini kaydeden ASO Başkanı, “Ülkemizde KOBİ kredilerinin toplam işletme kredileri içindeki payı 2024’te yüzde 35,2’ye gerilemiştir.
Oysa OECD ortalamasıyaklaşık yüzde 47 seviyesindedir.
Yani bizim KOBİ’miz, üreticimiz, sanayicimiz hâlâ OECD ortalamasının gerisinde bir finansman derinliğiyle üretim yapmaya çalışmaktadır.
Dünya Bankası verilerine göre Türkiye’de özel sektöre banka kredilerinin Gayrisafi Yurtiçi Hasılaya oranı 2024’te yüzde 37 olup; yüksek gelirli ülkelerde bu oran çok daha üst seviyelerdedir” değerlendirmesinde bulundu.“Bilançosu güçlü olana değil, doğru yatırıma kredi” Ardıç sözlerini şöyle sürdürdü: “Finansal kârlılık ile üretim kapasitesi arasındaki bağ güçlenmezse, Türkiye’nin kalkınma hikâyesi eksik kalır.
Bu yüzden kefalet limitleri, teminat koşulları, kota uygulamaları ve kredi tahsis süreçlerinin iyileştirilmesi gerekmektedir.
Proje bazlı kredi mekanizması da hâlâ yeterli düzeyde değildir.
Bizim ihtiyacımız, bilançosu güçlü olana kredi veren bir sistemin yanında; doğru projeyi, doğru yatırımı, doğru teknolojiyi, doğru ihracat potansiyelini kredilendiren bir sistemdir.
Finansman mimarimiz teknolojik yeniliği ve üretken yatırımı daha fazla ödüllendiren bir yapıya kavuşmalıdır.
Sanayiciler olarak sizlerden beklentimiz; riski yalnızca biz sanayicilerin sırtına yükleyen değil, teknolojik sıçramayı birlikte finanse eden, girdiyi değil çıktıyı ödüllendiren, kısa vadeyi değil uzun vadeli dönüşümü ön plana çıkaran bir yapıdır.
Unutmayalım ki, sanayici ve banka olarak aynı geminin içindeyiz.
Sanayi batarsa, geminin sigortası da kalmaz.”“Ya fakirleşeceğiz ya da zenginleşeceğiz” Önlerinde çok net iki yol olduğunu gördüklerini anlatan Seyit Ardıç, “Biri tanıdık: Düşük katma değer, yüksek ithalat bağımlılığı, kırılgan büyüme ve kaçırılan her fırsatla biraz daha fakirleşmek.
Diğeri ise zor ama kaçınılmaz: Planlı sanayi politikası, seçici teşvik, uygun finansman koşulları, nitelikli insan, teknoloji odaklı üretim ve iddialı ihracat vizyonuyla yeni dünyanın üretim merkezlerinden biri olmak.
Tarih bize hâlâ bir kapı aralığı sunuyor.
Ama bu aralık her geçen gün biraz daha daralıyor.
Pazar beklemiyor.
Alıcı beklemiyor.
Standart beklemiyor.
Teknoloji beklemiyor.
Rakipler beklemiyor.
Bu kapıdan sadece hazırlığını yapmış olanlar geçecek; diğerleri dışarıda kalacak” şeklimde konuştu.“Uzun vadeli kredinin yollarını arıyoruz” Ankara Sanayi Odasının (ASO) düzenlediği “Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı” kapsamında “Sanayicinin Finansmana Erişimi Paneli” gerçekleştirildi.
ASO Başkanı Seyit Ardıç’ın moderatörlüğündeki panelde konuşan Ziraat Bankası Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Şükrü Taşçı, klasik kredilendirme yaklaşımından daha fazlasının yapılması gerektiğini belirterek, bankaların geleneksel banka-müşteri ilişkisinde değişikliğe gittiğini söyledi.
Mevcut kaynaklarla uzun vadeli kredi vermenin yollarını bulmaları gerektiğini belirten Taşçı, sanayicinin uzun vadeli kredi taleplerini daha rahat karşılayabilir durumda olduklarını ifade etti.“Verimli yatırımlara odaklıyız” Türkiye Halk Bankası Genel Müdür Yardımcısı Yalçın Madenci de kaynaklarının önemli kısmını verimli alanlarda, yatırımlarda değerlendirmeye gayret gösterdiklerine dikkat çekti.
Finans ve reel sektör temsilcilerinin buluşmasının önemine işaret eden Madenci, söz konusu buluşmalarla bankaların reel sektörü yakından tanıyabildiğini dile getirdi.
Bankaların ticaretin finansmanı konusunda zaman zaman karşılaştıkları sınırlamalara da değinen Madenci, buna karşın makine, savunma sanayisi gibi alanlarda faaliyet gösteren firmaların bu sınırlamaların dışındaki istisnalar olduklarını kaydetti.
Türkiye Vakıflar Bankası Ticari ve Kurumsal Grup Başkanı Alparslan Şahin ise ticaretin finansmanının da kendileri için önemli bir konu olduğunun altını çizerek, kredi ilişkilerinde banka ile entegrasyon sağlanmasının reel sektör açısından maliyet avantajı oluşturacağını ifade etti.
Türk Eximbank Genel Müdür Yardımcısı Altındağ de müşterinin şeffaf olması konusunun önemini vurgulayarak, “Bankacılar bilgi ve belge istemeyi sever.
Bu taleplerinin en hızlı şekilde, en tatmin edici şekilde, en profesyonelce cevaplanıyor olması çok anlamlı” dedi.“Potansiyel var ancak ortaklık gelişmiyor”ASO Başkanı Seyit Ardıç, Ankara özelinde bakılacak olursa, büyük bir avantaja sahip olduklarını söyledi.
Ardıç, “Savunma sanayi, üniversiteler, teknoparklar, organize sanayi bölgeleri, kamu kurumları ve yüksek teknoloji kabiliyeti aynı şehirde buluşmuştur.
Ama bu avantaj aynı zamanda büyük bir çelişkiyi de içinde barındırmaktadır.
Organize Sanayi Bölgesi’ndeki fabrika ile teknoparktaki teknoloji firması başka dünyalarda yaşıyor.
Üniversite başka, büyük sanayi başka bir mantıkla hareket ediyor.
Küçük işletmeler de çoğu zaman bu yapının ortasında yalnız kalıyor.
Yani güçlü bir potansiyel var, ama bu potansiyeli oluşturan aktörler birbirine yeterince temas etmiyor.
Sonuçta küçük firma da büyük firma da aynı şehirde ayrı adalarda üretiyor ama iş birliği ve ortaklıklar gelişmiyor” şeklinde konuştu.“Sanayicinin kendine sorduğu sorular değişti” Seyit Ardıç, firmaların artık yalnızca “Nerede daha ucuza üretirim?” sorusunu sormadığını, “Nerede daha güvenli üretirim, daha öngörülebilir tedarik sağlarım, daha kesintisiz teslimat yaparım?” diye sorduğunu kaydetti.
Ardıç, “Yeni küresel rekabetin ekseni tam burada şekilleniyor.
Teknolojiyi üreten, yeteneğini geliştiren ve kullanan, veriye hakim olan, kaliteyi izleyen, tedarik zincirini takip eden, karbon yükümlülüklerine uyan ülkeler öne çıkacaktır.
Örneğin, ‘Yapay zekâyı kullanalım mı?’ sorusu artık geride kalmıştır.
Doğru soru, ‘Yapay zekâyı daha etkin nasıl kullanabiliriz?’ olmalıdır.
Çünkü bu dönüşümün gerisinde kalmanın bedelini yalnızca verimlilik kaybıyla değil, doğrudan pazar kaybıyla ödeyeceğiz” dedi.“Veri üretmeyen, ürünü değere çeviremez” ASO Başkanı Ardıç, işin sırrının teknolojiye erişimde değildir; İşin sırrının veri, süreç ve organizasyon kültüründe olduğunu bildirdi.
Ardıç, “Şunu hiç unutmayalım: Veriyi üretemeyen, süreci ölçemeyen üretimi dönüştüremez,ürünü değere çeviremez.
Bugün geldiğimiz noktada; sanayi politikasını artık yalnızca teşvik, kredi ve yatırım yeri ile değil; teknoloji, eğitim, finansman, lojistik, enerji, dijital altyapı ve kurumsal kapasiteyle birlikte tasarlamak zorundayız” ifadelerini kullandı.