Haber Detayı
Venedik Film Festivali ve Gazze
Venedik Film Festivali ve Gazze
Hiç kuşku yok ki Venedik Film Festivali Cannes ve Berlin Film festivali ile birlikte A tipi olarak isimlendirdiğimiz, dünyanın en iyi üç film festivalinden biri.
Yapıldıkları her yıl, yarışmalı bölümdeki filmlerin kimi seçim kriterlerine göre farklıklar taşımalarına rağmen bu festivaller bir açıdan sinema dünyasının kalbinin attığı yerler olarak görülüyor.
Bu festivallerin önemi yalnızca o yılın en seçkin filmlerinin ünlü yönetmenlerle oyuncularının bu festivallere katılımlarıyla bir sinema şöleni olmuyor, aynı zamanda o yılın kimi önemli sorunlarının tartışılıp protesto edildikleri bir etkinlik arenasına da dönüşebiliyor.
İlki 1932’de yapılan ve bu yıl 82’ncisi düzenlenen dünyanın en eski film festivallerinden biri olma özeliğini taşıyan Venedik Film festivali bu yıl bir hayli ilgi çekti ve yarışmalı bölümde Jim Jarmusch, Benny Safdie ve Gianfranco Rosi gibi isimler önemli ödülleri topladı.
Festivalin en büyük ödülü olan Altın Arslan, En İyi Film dalında Father Mother Sister Brother ile Jarmusch’a ve En iyi Yönetmen Ödülü ise The Smashing Machine ile Benny Safdie verildi.
Bu yılki festivale damga vuran olaylardan biri de Gazze oldu.
Gazze’de devam eden soykırımla ilgili konuşmalar, tartışmalar ve protestolar festival boyunca gösterilen filmler eşliğinde etkin biçimde öne çıkarıldı.
Etkinlik boyunca birçok film yapımcısı, organizatör ve izleyici, çeşitli Filistin yanlısı gösterilere katıldı.
Ancak festivaldeki konuşmaların birçoğu Gazze’nin kalbinde geçen Kaouther Ben Hania‘nın belgesel draması Hind Rajab’ın Sesi etrafında döndü.
Hania, 2024 yılının ocak ayında Gazze işgali sırasında İsrail güçleri tarafından öldürülen beş yaşındaki Hind Rajab cinayetini konu alan filmiyle Büyük Jürü Ödülü’nü kazandı.
Film, “Özgür Filistin” sloganları eşliğinde 28 dakika boyunca alkışlandı.
Ve bu alkış süresi 83 yıllık Venedik Film Festivali’nin bu alandaki rekorunu kırarak tarihe geçti.
Gazze ile ilgili bir filmin rekor derecede alkışlanarak bir festivale damga vurması hiç kuşku yok ki birçok açıdan tüm dünyanın ilgisini çekti ve belki de bu konuda yapılan tüm gösteri ve protestoların en önemli çıkışlarından biri oldu.
İşte tam burada da film festivallerinin yalnızca bir kültür sanat etkinliği değil onun da ötesinde bir başka ağırlığının olduğu gerçeğini de gözler önüne koydu.
Buradan bizlerin de çıkaracağı birçok dersin olduğu bir gerek.
Bu gereklerden biri de ülkemizde onca hamasete ve geniş katılımlı protesto mitinglerine karşın niye bu alanda kısa belgesel ya da kumaca bir filmin yapılma gereksiniminin duyulmamasıdır.
Oysaki bizlerin bu alanda yaptığı bir film, kendi içimizde yaptığımız Gazze’ye ilişkin protestoları daha etkin ve yaygın bir biçimde dünyaya taşıyabilir, bu, örnek alınacak bir çıkış olabilirdi.
Örneğin bu alanda TRT ya da Kültür ve Turizm Bakanlığı devreye sokulabilir, birçok yönetmenimize bu konuda teklifler götürülebilirdi.
Bu tür girişimler bizlerin Gazze konusunda hem politik olarak ne kadar hassas, içten ve kararlı olduğumuzu, hem de sanatsal alanda önemli bir konunun sinemaya yansıtılma iradesini öne çıkarabilirdi.
Hadi diyelim bu konuda film yapma konusunu ıskaladık ya da bazı politik nedenlerden dolayı yapma gereksinimi duymadık.
Hiç olmazsa yeni başlayacak olan ulusal A tipi film festivallerimizde bir bölüm ayırarak bu konuda dünyada yapılanları gösterelim.
Bu filmleri alkışlayarak onaylamak da etkin bir protesto sayılamaz mı?