Haber Detayı

Neoliberalizmden sonra: Yeni model arayışı
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
01/01/2026 04:00 (1 saat önce)

Neoliberalizmden sonra: Yeni model arayışı

Yeni model arayışına IMF ve Dünya Bankası da katılmış.

Yeni model arayışına IMF ve Dünya Bankası da katılmış.

Bretton Woods anlaşmasının (ABD hegemonyasının başlangıcının) 80. yılı münasebetiyle Dünya Bankası ve IMF için hazırlanan BWI-at-80 raporu Gramsci ’nin ünlü “Eski dünya ölüyor, yeni dünya doğmaya çalışıyor.

Şimdi canavarların zamanıdır” sözleriyle kapitalizmin canavarlaştığı bir dönemden geçtiğimizi itiraf ederek başlıyor.

Gerçekten de bir süredir bu köşede tartıştığımız gibi bir “kriz yönetim modeli” olarak neoliberalizmin işlevi, 1980’lerden 2008’e kadar; ücretleri ve sosyal hakları baskılama, özelleştirme, finansal serbestleşme, kemer sıkma ve merkez ülkelerin parasal genişlemesiyle merkezdeki krizleri kontrollü biçimde çevre ülkelerin üzerine yıkmak oldu. 2008 sonrası bu model hem siyasi, ekonomik verimliliğini hem de meşruiyetini yitirdi; iklim krizi, borç sarmalı ve eşitsizlik patlaması artık bu tarz bir kriz aktarımını kaldırmıyor.

BWI-at-80 raporu, bu sıkışmadan çıkmak için IMF ve Dünya Bankası etrafında neoliberal modelin ötesine geçen yeni bir kriz yönetim mimarisi tasarlamaya çalışıyor.

Eski modelde “kriz yönetimi” , şok programlarla talebi kısmak, ücretleri baskılamak, sosyal devleti budamak, ticareti ve sermaye hareketlerini serbestleştirerek özel sermayeye yeni hareket alanları açmaktı.

Yeni model arayışında kriz, aşılması gereken geçici sapma değil; iklim, borç ve eşitsizliğin iç içe geçtiği kalıcı bir varoluş koşulu olarak ele alınıyor.

Bu yeni kriz yönetim modeli üç eksen üzerinde yükseliyor: Birincisi, amaç düzeyinde kayma.

Artık hedef sadece fiyat istikrarı ve yatırımcı güveni değil, uzun vadeli yapısal dönüşüm.

Ama bu yapısal dönüşüm daha fazla neoliberal reformlarla değil, tam aksi yönde, iklim direnci ve toplumsal eşitsizliklerin azaltılmasıyla ilgili.

Diğer bir deyişle, raporda kriz yönetimi, “piyasayı eski dengesine döndürme” çabası olmaktan öte, kırılgan üretim ve finans yapısını dönüştürme fırsatı olarak kodlanıyor.

İkincisi, araç setinde dönüşüm.

Neoliberal kriz yönetimi, kemer sıkma, özelleştirme ve sermaye hesabı liberalizasyonu etrafında kurulu bir “dar reçete” sunuyordu.

Raporda ise mali alanın korunması, sosyal ve iklim harcamalarının kısılmaması, borç sürdürülebilirliğinin kalkınma ve iklim yatırımlarıyla birlikte yeniden tanımlanması öneriliyor.

Neoliberal model içinde “olağanüstü sapma olarak görülen”, sermaye hareketlerinin yönetimi (sınırlanması) ve makro- ihtiyati tedbirler, bu yeni model arayışı içinde meşru politika enstrümanları olarak görülüyor.

Üçüncüsü, neoliberal modelde, aktörler ve finansman mimarisi değişiyor.

Küresel kriz yönetimi, özel sermayeyi “motor” , devletleri ve IMF gibi çok taraflı kurumları ise “piyasayı kurtaran itfaiyeci” olarak konumlandırıyordu.

Yeni model arayışında özel finansın dalgalı ve kırılgan doğası kabul ediliyor; omurgayı büyük ölçekli kamusal ve imtiyazlı finans, yeniden tasarlanmış SDR kullanımı, daha iddialı borç silme ve yeniden yapılandırma mekanizmaları ile bölgesel kalkınma bankaları oluşturuyor.

IMF ve Dünya Bankası, artık sadece disiplin memuru değil, yeşil ve adil dönüşüm için “kolektif yatırımcı” rolüne itilmek isteniyor.

Raporun kriz yönetimi anlayışı, aynı zamanda yönetişim ve bilgi cephesinde de kırılma içeriyor.

Neoliberal dönemde “tek doğru teknik bilgi” merkez ülkelerin kurumlarında üretilir, çevre ülkelere koşulluluk olarak dayatılırdı.

Burada ise Küresel Güney’in temsilinin artırılması, liderlik normlarının değişmesi ve yerel bilgi, emek ve sivil toplumun sürece eklemlenmesi çağrısı var.

Sonuçta bu rapor, neoliberalizmin tıkanmış kriz yönetim modelinin yerine, “iklim uyumlu, eşitsizlik duyarlı ve kamusal finans ağırlıklı”, meşruiyet arayan, daha müzakereci bir çerçevede yeni bir kriz yönetim paradigması tasarlamaya çalışıyor.

Bu yeni modelin şekillenmesi büyük ölçüde küresel güç dengelerine, çevre ülkelerin ulusal çıkarlarını savunma kapasitesine; yerli sermayenin ve emperyalizmin dayatmalarına; halkların katlanma ya da isyan etme kapasitesine bağlı olacak.

Ne de olsa raporun vurguladığı gibi, kapitalizmin faşist hareketler, demagog liderler, emperyalist hegemonya rekabeti, acımasız talancı borç-ekstraksiyon rejimleri, kontrolsüz iklim felaketleri gibi canavarlar ürettiği bir dönemdeyiz.

İlgili Sitenin Haberleri