Haber Detayı

Prof. Dr. Doğan Yaşar anlattı: Kuraklık saati doluyor
Toplum aydinlik.com.tr
02/01/2026 00:00 (2 saat önce)

Prof. Dr. Doğan Yaşar anlattı: Kuraklık saati doluyor

Prof. Dr. Doğan Yaşar, kuraklığın 2020’de görünür olduğunu ancak tüm uyarılara karşın önlem alınmadığını söyledi. 2026’da yağışların bol olacağını ancak bunun ‘su sorunu çözülüyor’ anlamına gelmediğini bildirdi. Ülkemizde suyun ‘çarçur edildiğini’ belirtti.

Yeni yılda hepimizi kaygılandıran sorunlarımızdan biri tükenen sularımız. 2026 bize ne vaat ediyor?

Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Üyesi Prof.

Dr.

Doğan Yaşar’a sorduk.

Artık bol yağış olacağı müjdesini verdi ama bunun ‘su sorunu bitti’ anlamına gelmediğini söyledi.

Zira aradığımız, ‘haftada kaç kez duş alabileceğiz’ sorusunun yanıtı değil, 60 yılda üç katına çıkan nüfusu besleyecek tarım üretimini sürdürebilmek.

Konuya bu açıdan yaklaşınca susuzluk kadar hatta belki daha da önemli olan kirliliğe acilen çözüm üretmek gerekiyor.

Prof.

Dr.

Doğan Yaşar sorularımızı yanıtladı, çözümleri anlattı.

DÜNYA ÖNLEMİNİ ALDI - Su sorununda geldiğimiz boyut nedir? 2026’da çözüm gözüküyor mu? 2020’de İzmir Belediye Başkanı ile görüşüp dedim ki kuraklık geliyor, suda B ve C planlarını yapalım.

O zaman Tahtalı Barajı yüzde 75 doluydu.

Bütün dünyanın beklediği bir olaydı bu.

Amerika’da çim dikmek, Fransa’da yüzme havuzlarının doldurulması, İspanya’da çok su isteyen elma gibi ağaçların sulanması yasaklandı.

Kuraklık saati bütün dünyada doluyor, hazırlıklar yapılıyor. 1960’lı yıllarda dünya nüfusu 3 milyarken şu anda 8,2 milyar.

Olağanüstü bir artış.

Rüzgar türbünleri dışındaki bütün enerji sistemleri, güneş dahil her şey suyla çalışır.

Yani susuz hiçbir şey olmuyor ve artık dünyada su kullanına çok ciddi kurallar, geniş sınırlamalar getirildi.

DAMLAMA SULAMAYLA YÜZDE 65 TASARRUF Örneğin barajlardaki su artık kapalı ortamlarda sulama noktasına getiriliyor ve tarlalara damlamayla veriliyor.

Böylece yüzde 65 gibi bir su tasarrufu elde ediliyor.

Muhteşem ötesi bir tasarruf!

Dünya buna geçti.

Hatta dünya şu anda yapay zekâya geçiyor sulamada: artık toprağın nemine göre, ne kadar gerekiyorsa o kadar su verilmeye başlandı.

SU ALTYAPISINI YENİLEMELİYİZ - Neler yapılması gerekiyor?

Türkiye’de suyu barajlardan maalesef sulama kanallarıyla getiriyoruz. 60’lı yıllarda yapılan sulama kanalları, çatlak patlak.

Barajlardan verdiğiniz suyun yüzde 55’i yolda gidiyor zaten.

Mesela ABD’de Kamala Harris, 2020 Nisan ayında başkan yardımcısıyken, dedi ki bu yıl su altyapısına 111 milyar dolar para ayırdım.

ABD, suyunun yüzde 40’ını tarımda kullanılıyor, biz yüzde 75’ini tarımda kullanıyoruz.

Aynı Kamala Harris, görevden ayrılmadan önce şehirlerin su altyapıları için de 30 milyar dolar ayırdı.

Altyapıların değişmesi şart çünkü bizde gerçekten kayıp-kaçak oranı çok fazla.

İzmir’de 2000’li yıllarda kayıp kaçak yüzde 60’tı, yani 100 litre su veriyorsunuz sisteme, bunun 60 litresi yolda kayboluyordu.

Patlağı çatlağı düzelttiler 2020’de biraz.

Şimdi İZSU sayfasında yüzde 25 diye açıklansa da kayıp kaçak yüzde 40’lara düştü ama orada kaldı.

Bir plan yapıp her yıl belirli bir alanın borularını değiştirmek lazım.

Örneğin 400 milyon metreküplük Gördes Barajı çatlak. 700 milyon metreküplük devasa Melen Barajı’nın da gövdesi çatlak, su tutamıyor.

İstanbul’da barajların dolluk oranı bugünlerde yüzde 17 dolayında.

Orada da çanlar çalıyor.

TARIMDA GRİ SU KULLANALIM İkinci yapmamız gereken, tarımın gri su dediğimiz arıtma suyuyla yapılması.

Dünya artık böyle yapıyor.

Örneğin Çiğli Arıtma Tesisi’nden günde yaklaşık 600 bin metreküp su çıkıyor.

İzmir’in bütün pis suları orada arıtılıyor.

Eğer biz bu suyu Gediz Ovası’na verebilsek, oradaki bütün kuyuları korumuş oluruz. - Kuyu sulu kullanımı ne kadar sürdürülebilir?

Sonuçları ne olur?

Yeraltı suları dünyada rezerv olarak saklanıyor.

Çünkü dünyada zaman zaman çok müthiş kuraklık dönemleri olur. 70’li yıllar, 92 yılı, 2007-2008 yılları çok kuraktır.

Her 15 yılda bir, 20 yılda bir zaten kuraklık gelir.

Bu doğal bir şey.

Ama bir de tahmin dışı gelişmeler olur.

Çok büyük bir volkan patlaması olduğu zaman dünyamız soğur ve yağışlar bir anda düşer.

Mesela 91 yılında Filipinler’de Pinatubo yanardağı patladı.

Son 130 yılın en büyük patlamasıydı.

Bir anda hava sıcaklığı 0.5 derece düştü.

Çok ciddi bir düşüş bu.

Ardından damla düşmedi ve bizim bütün barajlarımız boşaldı.

O zaman biz ilk defa Bulgaristan’dan elektrik satın aldık.

Rahmetli Levent Kırca’nın İSKİ skeçleri o tarihlerde, 91-92’dedir.

Pinotubo yanardağından 50-60 kat daha büyük yanardağlar var.

Onlar patlarsa 5-6 yıl ‘nükleer kış’ dediğimiz, hiç yağmayacak dönemlere girebiliriz.

Yeraltı suları böyle dönemler için korunur, kullanılmaz.

KÜÇÜK MENDERES HAVZASI’NDA OBRUKLAR BAŞLADI Küçük Menderes Havzası’nda yağışlarla yeraltına yılda yaklaşık 750 milyon metreküp su girişi vardır.

Ama biz uzun yıllardan beri havzadan yılda 1 milyar 150 milyon metreküp su çekmeye başladık.

Yavaş yavaş daha derinlere, daha derinlere indik.

Küçük Menderes Havzası’ndaki suyu bitirdik ve artık şu anda obruklar başladı.

KONYA OVASI NASIL OBRUK OVASI OLDU? - Obruk oluşumunun tehlikeleri nedir?

Bugün Türkiye’de yaklaşık 16 ilde obruk var, şehirlerin altı boşalıyor.

Yanlış tarım ürün desenleri yüzünden.

Orta Anadolu’da suyun yüzde 80’ini yer altından çektikleri için her yerde obruklar oluştu ve doğru bir kararla 2024 yılında Tarım Bakanlığı mısır üretimini yasakladı.

Çünkü mısır çok su isteyen bir bitki.

Elma, armut gibi çok su isteyen bitkilerin de ağaçların da yasaklanmasını bekliyorum.

İspanya’da 2023 yılında yasakladılar, yalnızca kurumayacak kadar su veriyorlar.

Bırakın bir sene de elma armut yemeyelim, sorun değil.

Yanlış su kullanımından dolayı göller bölgesini çöller bölgesini çevirdik.

Konya Ovası oldu Obruk Ovası.

Konya Ovası buğday depomuzken, bir anda şeker pancarına açtılar.

Şeker pancarı, buğdaya göre altı kat daha fazla su isteyen bir bitki ve Konya Ovası Türkiye’nin en az, yılda yaklaşık 410 kilogram gibi çok düşük bir yağış alan bir bölgesi.

Baraj da olmuyor çünkü zaten çok düz bir alan o bölge.

Önce 100 metre derindeki birinci akiferi (yeraltı su tabakası) bitirdiler, sonra 200 metredeki ikinci akiferi bitirdiler, 300 metredeki üçüncü akiferi de bitirdiler.

Alttan tuz gülünün tuzlu suları girmeye başladı akiferlere ve su tuzlanınca bir anda bütün tarım alanları devre dışı kaldı.

UZMANI HİDROLOGDUR JEOLOJİ MÜHENDİSİDİR Türkiye’de büyük bir yanlış yapılıyor.

Su demek, su bilimcisi demektir, hidrojeolog demektir, jeoloji mühendisi demektir.

Ama belediyenin çoğunda hidrojeolog da yok, jeoloji mühendisi de yok.

İzmir’de yok mesela. 2020 yılında İzmir Belediyesine mektup yazıp suda B ve C planları yapılsın dediğim zaman su kesintisi de başlatılsın demiştim.

Yeraltına sürekli suyu çekip çekip 7-24 su vereceğim diye mücadele edeceğine günde 5 saat verirsin suyu.

O yeralt suyu rezerv olarak kalmalı.

Yer altından suyu 1000 metreden de çekersin, 1500 metreden de.

Ama derine indikçe hem ağır metal çekersin, hem müthiş bir enerji harcarsın.

Olağanüstü bir enerji harcamaya gerek de yok.

Hidrojeologlar devreye girsin artık.

Bütün bunların hesabı yapılsın ve nerelere yeraltı barajları yapılabileceği planlansın.

Oşinograflar ve hidrojeologlar, biyologlar ve kimya mühendisleri bu planlamanın içinde olmalıdır. - Çok teşekkür ederiz. 2026’da ne yapılmalı?  “Tarım Bakanı olsam, ilk yapacağım iş, bütün barajlardan suyu tarım alanlarına kapalı ortamda getirmek olur.

Bu işe Batı Anadolu’dan başlarım çünkü Batı Anadolu, dünyanın da önemli tarım merkezlerini barındıran yer.

Küçük Menderes, Büyük Menderes, Gediz, Ergene, buralardan başlarım. “Sanayinin kullandığı suların arıtılmadan kanallara, denizlere verilmesine ağır cezalar getiririm.

İngiltere’de cezası 5 milyon avro, bizde 1 milyon lira.

Biz denizlerimizi, sularımızı fosseptik olarak kullanıyoruz maalesef. “Olası yerler neredeyse oraları belirleyip yeraltı barajları yaparım. “Şehirlerdeki yağmur sularını, olabildiğince barajlara ya da yeraltı barajları yapıp onlara basarım.

Yüzde beşini bile basabilsek su sorunu çekmeyiz.” İzmir Belediyesi nereyi  yönettiğini bilmiyor - Çözümler belli, neden uygulanmıyor, engel ne?

Bilinçsizlik, cehalet mi? 2020 yılında dilimizde tüy bitti kuraklık geliyor diye.

Barajlar yüzde 75 dolu dediler, dinlemediler.

Benim doktora konum, 18 bin yılın iklimsel değişikliklerdi.

İnanmasan bile tedbirini al, kuraklık olmazsa bırak su rezerv olarak kalsın.

İzmir tarımda dünya liderlerindendir.

Belediye bilmiyor.

Gerçekten İzmir Büyükşehir Belediyesi, nasıl bir yeri yönettiğini bilmiyor.

Türkiye’nin kışlık sebzesinin yüzde 60-70’ini İzmir yetiştirir.

Su o kadar önemli İzmir’de.

Kullanma suyunda kesintinin hiçbir önemi yok.

Üç günde bir duş al, sorun değil.

Ama sen eğer ürüne suyu zamanında vermezsen ürünü yakarsın.

Kıtlık başlar.

Susuzluk, Türkiye’nin gıda üretimini de tehdit eden bir noktaya gelmiş durumda.

Suyun bittiği gün devlet biter Dünyada yeraltı suları kullanırken o bölgeye ne kadar yağmur düştüğü, bunun ne kadarının aşağıya indiği hesaplanır.

Diyelim hesap 750 milyon metreküp çıktı, orada siz en fazla 750 milyon metreküp su çekebilirsiniz.

Daha fazlasını çekemiyorsunuz çünkü o su devlete ve çok kurak yıllara ait.

Çünkü su varsa devlet var.

Suyun bittiği gün devlet biter.

Dünyadaki bütün savaşlar ama bütün savaşlar, yazılı tarihe geçtiğimiz Gılgamış’tan bugüne 4 bin 700 yıl geçmiş, o günden bugüne 15 bin savaş vardır ve bu savaşların yüzde 99,9’unun çıkış nedeni kuraklıktır, sudur.

Son yüzyılda enerji eklendi buna.

Şimdi yeniden dile getirilmeye başlandı: artık savaşlar sudan çıkacaktır. 50 yıla kadar enerji savaşı biter çünkü artık teknoloji süper.

Çok güzel enerji kaynakları var ama depolama sorunu var, akü sorunu var.

Bunu da yakında geliştirirler. 50-60 yıl içinde herkesin evinin üstünde küçük bir rüzgar, küçük bir güneş paneli ile bu işler yapılacak artık.

Enerjide teknoloji bu ama suyun başka bir alternatif yok. - Teknoloji suda hiç umut vadetmiyor mu?

Diyorlar ki deniz suyu kullanalım.

Arıtma suyu varken deniz suyunu neden kullanıyorsun?

Deniz suyunda müthiş tuz var, bütün ekosistemi çökertirsin.

Çok çok büyük kurak yıllarında çekebilirsiniz deniz suyunu.

Arıtılmış deniz suyu pilot işletmelerde, küçük bir alanda uygulanabilir.

Ama şu anda ona hiç ihtiyacımız yok.

Türkiye’de uzak ara en pahalı suyu biz İzmirliler kullanıyoruz.

Çok ciddi faturalar ödüyoruz.

Yeraltından suyu çekmek için müthiş bir enerji harcıyoruz.

İzmir suyunun yüzde 30’u gibi ciddi bir kısmı Manisa’nın altından karşılanıyor.

Günde yaklaşık 220 bin metreküp su çekiyoruz maalesef.

Göl Marmara 2023’te tamamen kuruldu.

Kirlilik suyu, toprağı, tarımı bitiriyor - Su sorununun kaynağında kuraklık dışında ne var? 60’lı yıllarda Türkiye’nin sulanabilir tarım alanı 1.3 milyon hektarken şu anda 6.5 milyon hektar.

Beş kat artış müthiş bir artış.

O zamanki sanayi ile bugünkü sanayi de bir değil.

Bütün sanayi su kullanıyor.

Ergene havzasında 2 binden fazla fabrika var ve bütün Ergene’yi, bütün tarım alanını mahvettiler.

Büyük sorunlarımız bunlar.

Kirlilik en büyük sorunumuz.

Bütün nehirlerimiz Küçük Menderes, Büyük Menderes, Gediz Nehri ve Ergene Nehri dördüncü dereceden kirli.

Zehir akıyor.

Geçenlerde Gediz’e gittik, çiftçiler dediler ki su o kadar kötü ki pamukta verimlilik 600 kg’dan 300 kg’a düştü.

Yarı yarıya.

Denizli’de köyümdeki bazı tarlalarda hiç pamuk çıkmadı biliyor musunuz?

O kadar gübre at, sür… Ot yok, ot.

Sanayinin hiç arıtmadan sulama kanalına bıraktığı o zehirli sular yüzünden.

Türkiye’nin asıl sorunları bunlar.

Kuraklık gelip geçici, bir sorun değil.

Bu tarlalara verdiğimiz sudaki ağır metaller kalıcı, uzun yıllar canımıza ot tıkayacak bunlar.

Küresel ısınma dönemlerinde her bir derece sıcaklık artışı, yağışı yüzde iki artırır.

Sıcaklık demek yağış demektir.

Ama nüfusumuz 45 yılda bir yüzde yüz artıyor.

O yağış nüfus artışının ihtiyaçlarını karşılamaz.

Su potansiyeline göre  ürün yelpazesi planlanmalı - Planlı tarım kararı alındı ama pratikte henüz pek uygulanmıyor.

Bütün ülkeler uyguluyor.

Mesela Amerika’da kasım ve aralık aylarında hesap yapılmaya başlanır.

Bu deniz suyunun sıcaklığıdır.

Deniz suyu ne kadar çok ısınırsa ve sıcaklık ne kadar çok derine giderse, bir yıl sonra o kadar çok yağmur yağar.

Jeolojik oşinograflar bunu saptarlar, bir yıl sonra ne yağacağını söylerler.

Tarım Bakanlığı o yıl kaç ton patates, kaç ton buğday, kaç ton pamuk ihtiyacı var, hangi ülkeye ne kadar ihracat yapılacağı dahil planlar.

Ziraatçılara verir listeyi, ben bunları bunları istiyorum, der.

Türkiye’de 25 havza var.

Her bir havza için ayrı ayrı su potansiyeli hesaplanır ve ziraatçılara bu veriler verilir.

Devletin bürokratları der ki ziraatçılara bana şu kadar buğday lazım, bana şu kadar pamuk lazım.

Ziraatçı da tohumuna kadar bunun planını yapar. 56 MİLYON TONUN YARISI NEDEN ÇÖPE ATILDI?

Amerika yılda yaklaşık 170 milyar dolarlık bir tarım ihracatı yapıyor.

Çok ciddi rakam.

Biz de 2020 yılında rekor kırdık tarım üretim rekorunu. 120 milyon ton.

Küresel ısınmanın sağladığı bir avantaj bu.

Bunun 56 milyon tonu yaş sebze meyve.

Bu da şahane.

Ama biz bu 56 milyon yaş sebze meyvenin 23 milyon tonunu çöpe attık.

Dönemin Tarım Bakanı Pakdemir açıklamıştı.

Çünkü bizde plan program yok.

Bir yıl önce patates para ettiyse hurra, herkes patatese hücum ediyor, soğansa soğana.

Sonunda çöpe atıyoruz.

Dışarıdaki ise Türkiye’nin atıyorum buğday üretiminin ve tüketiminin hesabını yapıyor, Türkiye bu yıl şu kadar ithalat yapar hesabıyla üretimini artırıyor.

Tarımın ve suyun planlanması çok çok çok önemli.

Barajlar kova değil bir anda dolmaz Önümüzdeki yıl ciddi yağış bekliyorum.

Çünkü kuraklığı yağış takip eder.

Bu yıl son 52 yılın en kurak yıllarını yaşadık. 2008 yılı da son 50 yılın en kurak üçüncü yılıydı, 2009 yılı 60 yılının en yağışlı yılı oldu.

Ama yağışın hiçbir önemi yok.

Önemli olan suyu kullanmasını bilmek.

Her zaman için kenarda bir iki yıllık, üç yıllık rezerv suyumuzun olması lazım.

Yeraltı sularını kullanmamamız lazım.

En üst akiferden ya da ikinci akiferden su çekeceğiz.

Tahtalı Barajı’nın aktif doluluğu sıfıra yakın.

Tahtalı’nın bitişiyle İzmir’in barajlarının hepsi bitmiş oluyor.

Büyük yağmurlar gelecek, bizi kurtaracak hayali de kurmayalım.

Bir yıl daha en azından su kesintileri devam eder İzmir’de.

İzmir’in yağmur ortalaması metrekareye 145-146 kilogramdır.

Geçen yıl aralık ayında 196 kilogram gibi olağanüstü bir yağmur yağdı İzmir’e.

Tahtalı Barajı ancak yüzde 1,5 yükselebildi.

Barajlar öyle kova değil, bir anda dolmaz. 2026’nın nisan ayı ortasına kadar yağışlarla yüzde 15-20 arası dolarsa muhteşem ötesi olur.

Mayıs’tan sonra yeniden boşalmaya başlar barajlar yavaş yavaş.

Her gün 600 bin metreküp suyu denize bırakıyoruz. ‘Efendim işte biz çok yeterli arıtamıyoruz’ deniyor.

Arıtalım!

Suda maliyetin önemi yoktur.

Çünkü su yaşamdır!

Alternatifi yok.

İlgili Sitenin Haberleri