Haber Detayı
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık
Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.
Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.
Her giden yıl, bir muhasebe gerektirir; yenisini daha iyi yaşamanın ilk koşuludur bu. 2025, zorlu ve sıkıntılı geçen bir yıl oldu.
Yaptıkları iş, gerçekleştirdikleri etkinliklerle toplumun dikkatini çeken pek çok isim tutuklandı.
Bu tutukluluğa en son Boğaziçili genç kardeşimiz Bilge Kağan eklendi.
Biliyorsunuz; yaşam siyasettir ve attığımız adım, aldığımız tutum, gösterdiğimiz refleks bir siyasetin sonucudur.
Doğumdan ölüme kadar o siyasetin parçası haline geliriz.
Her insanın önüne iki yol çıkar yaşamı süresince.
Biri, gündelik yaşamın sürüklediği yere gitmeye rıza göstermek; diğeri akıntıya karşı kürek çekmektir.
Nâzım’ın dizelerinde dile geldiği üzere “tarihsel, sosyal, ekonomik şartların zaruri neticesi”dir, bu iki yol.
BAŞKASININ İNSAFINA KALMAMAK İÇİN Hiç kuşkusuz sıradan insanlar için tercihte bulunmak o kadar da kolay değildir.
Çünkü itiraz edenin şeytanlaştırıldığı bir ülkedir burası.
Ama öte yandan Türkiye’nin içinde bulunduğu hal ve şartlar da, daha fazla insanın, elini taşın altına koymasını gerektirmektedir.
Murathan Mungan “Yaz Geçer” kitabında şunları yazar: “- Sen neye benziyorsun biliyor musun? - Neye? dedim. - Bilardo toplarına. - Neden? dedim. - Yazgını hep başkalarının istekalarının insafına bırakıyorsun da ondan...” Sizi bilmem ama benim kararlarıma çok etki eder bu satırlar.
Başkasının istekası da, o istekanın insafına kalmış bilardo topu olmak da size de sevimsiz gelmiyor mu?
Denilebilir ki “büyük balık, küçük balığı yer” doğa kuralının sonucu değil mi bu?
Hatta birçoğumuz, bu doğa kuralına atıfta bulunarak, “Ben kimim ki?” diye kendini önemsizleştiriyor.
KÜÇÜK BALIK YANILSAMASINI KIRMAK Bu durumlarda da aklıma, Oktay Rifat’ın şu dizeleri gelir: “Büyük balık küçük balığı yutar demişler / Onu sardalyeler düşünsün / Sen balık değilsin ki Ahmet” Egemen söylemin oluşturduğu “küçük balık” yanılsamasına kapılıp birbirimizden ayrı ayrı durmak, bizi hiçleştirir.
Oysa insan, hiçliğin karşısında durabilen bir öznedir.
Özne olmak, balık olmadığımızın da farkına varmaktır.
Bunun için gerekli olan toplumsal bir bilinç dönüşümü ise örgütlü mücadeleyi gerektirir.
Nâzım’ın çağrısı da bunadır: “Değişmekte olanı görüp / içine girip/ değiştirmektir hüner.” Şimdi yeni bir yıla girdik ve her yeni yıl, yeni bir umut kapısının aralanması demektir.
Ancak bilinmeli ki yıl bir “sihirli değnek” ile gelmiyor. “Sihirli değnek” denilen şey, örgütlü olmaktır ve o da bizim irademize bağlı.
Daha güzel bir yıl yaşamak için güzellikleri çoğaltacak, iyilikleri artıracak, dayanışmayı yükseltecek, özgürlükçü ve demokratik bir Türkiye idealini yaşama geçirecek bir irade göstermemiz gerekiyor.
Var mı bizde bu potansiyel?
Var elbette; her şey bizim elimizde.
Yüzyılı aşkın bir süre önce bu potansiyeli açığa çıkarmıştık; yeniden yapabiliriz.
Farklılığı zenginlik kabul edecek, hoşgörüsü yüksek, kimsesizin kimsesi olacak bir Türkiye’yi yeniden inşa etmenin gerekli olduğunu görmek ve göstermek için önümüzde 365 gün var. 2026’nın birlik, dayanışma ve mücadele yılı olması dileğiyle… YÜKSEL IŞIK YAZAR