Haber Detayı

Gazeteci Hüseyin Aykol için tören düzenlendi
Güncel artigercek.com
02/01/2026 10:56 (5 saat önce)

Gazeteci Hüseyin Aykol için tören düzenlendi

Kürt basının duayen isimlerinden Hüseyin Aykol için Yılmaz Güney Sahnesi'nde tören düzenlendi. DEM Parti Eş Başkanı Tuncer Bakırhan, "Hüseyin yoldaş sen bize deği,l biz sana borçluyuz. Özgür bir ülke yaratarak borcumuzu ödeyeceğiz" dedi. Özgür Basın emekçileri de Aykol için bir mesaj okudu.

Artı Gerçek- Geçirdiği beyin kanamasının ardından yaşamını yitiren gazeteci Hüseyin Aykol'un cenazesi, Sincan Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden alınarak Çankaya Belediyesi Yılmaz Güney Sahnesi'ne getirildi.

TABUTUNA YENİ YAŞAM GAZETESİ VE KIRMIZI KARANFİLLER KONULDU Aykol'un cenazesi, çalışma arkadaşları ve sevenleri tarafından omuzlanarak anma töreninin yapılacağı salona taşındı.

Aykol'un tabutunun üzerine kırmızı karanfiller ve çalıştığı Yeni Yaşam Gazetesi'nin bugünkü sayısı konuldu.

Aykol'un ölümünü manşetine taşıyan Yeni Yaşam Gazetesi "Basının devrimci öncüsünü kaybettik" manşetiyle çıktı.

Tören salonuna, 'Özgür Basın’ın devrimci çınarı, seni unutmayacağız' pankartı asıldı.

BAKIRHAN, SANCAR, TUNCEL VE BASIN ÖRGÜTLERİNİN TEMSİLCİLERİ TÖREN KATILDI Törene Aykol’un çalışma arkadaşları, ailesi ve sevenleri ile çok sayıda yurttaş, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Selman Çiçek, Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MGK) üyeleri, Türkiye Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası (Disk Basın İş) Genel Başkanı Turgut Dedeoğlu, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz, DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi Mithat Sancar, DEM Parti Sözcğsğ Ayşegül Doğan, Tevgera Jinen Azad (TJA) aktivisti Sebahat Tuncel, çok sayıda milletvekili de katıldı.

NURAY ÇEVİRMEN: 80 GÜN BOYUNCA BEKLEDİM, İNANCIMI HİÇ KAYBETMEDİM Abdullah Öcalan’ın mesajının okunmasının ardından Hüseyin Aykol’un yol arkadaşı Nuray Çevirmen söz aldı.

Nuray Çevirmen, “80 gün boyunca bekledim, 80 gün boyunca da onunla konuştum.

Ne var ne yok onunla hep sohbet ettim.

Onun beni duyduğu inancını hiç kaybetmedim.

Özellikle Özgür Basın çalışanları hiç ama hiç beni yalnız bırakmadılar.

Ona veda etmiyorum ama ona Sadi Şirazi’nin bir şiiri ile seslenmek istiyorum. “Şimdi nasıldır bahçemin hâli ey bahar meltemi, söyle Çünkü bülbüller figan ediyor, böyle gamlı telaşlı Gül nedir ki senin can alıcı güzelliğin karşısında Sen çiçekler arasında, dikenler içindeki gül gibisin Ey şifa kaynağı mücevher, hastalarına bir bak, Merhem elinde fakat bizi yaralı bırakıyorsun Bir ömür daha lazım vefatımızdan sonra, Çünkü bu ömrümüzü sadece umutlanarak geçirdik.” BAKIRHAN: SEN BİZE DEĞİL, BİZ SANA BORÇLUYUZ DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Aykol’u uzun yıllardır tanıdığını belirterek, "Ben de Hüseyin yoldaşı uzun yıllardır tanıyorum.

Ankara'da dönem dönem çok uzun mesailerimiz oldu.

Yurt dışı seyahatlerimiz oldu.

Çeşitli etkinliklere katıldık.

Emin olun yani söylediğim hiçbir şeyde zerre kadar bir abartı yok.

İşyeri açılmadan ilk kapıya giden günlerce, aylarca, yıllarca Hüseyin Aykol'dur.

O kadar işine sevdalı.

Yazıda her kelimenin toplumda nasıl bir karşılık oluşturacağını bilen bir bilinçle, bir inatla, bir irade ile çalışan bir yoldaşımızdı.

Çok şey öğrendik.

Mütevaziliği ile geçmişteki deneyimiyle, bıraktığı tecrübesiyle bizlere çok şey öğretti.

Sinevizyonda aynen şöyle diyor Hüseyin Yoldaş ‘Ben Kürt halkına borçluyum.’ Düşünebiliyor musunuz, 50 yılını vermiş, 10 yılı aşkın süre cezaevinde kalmış, dümenlerin kırıldığı, fırtınalarda insanların düştüğü sırtını hakikate, gerçeğe döndüğü bir süreçte 40 yıldır hakikate doğru dümeni kırmadan fırtınadan, rüzgârdan, zulümden yılmadan gemiyi hakikate ulaştırmaya çalışan bir insan 'ben Kürtlere borçluyum' diyor.

Ben de bir Kürt olarak diyorum ki Hüseyin yoldaş sen bize değil, biz sana borçluyuz.

O borcumuzu özgür bir ülke yaratarak, demokratik bir ülke yaratarak Kürt'ün, Alevi'nin eşit yurttaşlar olduğu bir ülke yaratarak sana, Apê Musa'ya, Gurbetelli Ersöz'e, Nagihan'lara ve Nazımlara vereceğimizin sözünü veriyorum.

Tekrardan hepimizin başı sağ olsun.

Başta çalışma arkadaşlarının başı sağ olsun.

Ailesinin başı sağ olsun.

Hüseyin yoldaşımızı kalbimizin en kutsal yerinde yaşatacağımızın sözünü veriyorum” diye konuştu. 'ARKASINDA ÇOK SAYIDA GENÇ YOLDAŞINI BIRAKTI' Daha sonra Aykol’un arkadaşı Aytunç Altay söz aldı.

Aykol’un 45 gün boyunca işkenceye uğradığını anlatan Altay, cezaevinden çıktığı gibi tekrar sokaklarda mücadele etmeye devam ettiğini söyledi.

Altay, “Onurunu lekeleyecek hiçbir şeyi kabul etmeyen bir yoldaşımızdı” diye konuştu.

Altay, Aykol’un çalıştığı dergi ve yayınlara dikkat çekerek, “Bu yoldaşımız, verdiği mücadele ile arkasında mücadeleyi yürütecek çok sayıda genç yoldaşını bıraktı.

Onu uğurlarken yaşasın devrim, yaşasın sosyalizm diyorum” ifadelerini kullandı. 'SOSYALİZME AKAN 70 YILLIK BİR HAYAT' Çalışma arkadaşı, yazar ve gazeteci Haydar Ergül ise, “Hüseyin arkadaş, çok farklı şeyler çağrıştırıyor.

Dile kolay, 70 yıllık bir mücadele.

Sosyalizme akan bir kişilikten bahsediyoruz.

Kamuoyunda Özgür Basın kimliği öne çıkmıştır, bir de onun sosyalist bir kimliği vardır. 52 yılı pratik mücadele içinde geçmiştir.

Sosyalizme akan 70 yıllık bir hayattan söz ediyoruz” diye konuştu. 'BAZI NEHİRLER SAKİN AKAR AMA GİTTİĞİ YERLERİ DEĞİŞTİRİR' Ergül, “Türk ulus devleti, herkesin Türk olarak görüldüğü ve Kürt demenin suç olduğu, hatta öyle bir hale gelinmiştir ki Kürdün kendine 'Kürdüm' diyemediği bir dönemde Kemal Pirler ile başlayan bir gelenek var.

Hüseyin Aykol’un birinci temel özelliği bu geleneğin devamcısı olmasıydı.

Amaç ve hedeflerinde ısrarlıydı, çok sakin gözükürdü ama bazı nehirler vardır çok sakin akar ama gittiği yerleri değiştirir.

Hüseyin arkadaş tarihsel bir kişiliktir.

Çok derin bir emekçidir. 70 yaşında hâlâ çalışan ve ilk büroyu açan bir isimdi.

İlk kapıyı açıp çay koyan arkadaşımızdı.

Binlerce tutsağın gözü, kulağı ve sesi olmuştur.

Yapma iradesi yüksek olan ve halkların birliğine inanan bir kişilikti.

Hüseyin arkadaş aynı zamanda bir hafıza, belekti.

Yeni süreci inşa ederken kişiliğinden öğrenecek çok şey vardır” dedi.

ÖZGÜR BASIN EMEKÇİLERİNDEN AYKOL İÇİN MESAJ Törende Özgür Basın emekçilerinin mesajını Yeni Yaşam Gazetesi çalışanı Reyhan Hacıoğlu okudu.

Mesajda şu ifadeler kullanıldı: "Mamostemiz, Hüseyin Hocamız, tüm sadeliği ve mütevaziliği ile yaşamımıza ortak olan ve öğreten devrimci sosyalist yoldaşımız… Yaşamın, insan olmanın hakkını verenlerimizin ardından söz kurmak her zaman ağır olur.

An gelir; yer ve gök yarılsın diye bağırmak isteriz sesimiz çıkmaz, haykırmak isteriz kelimeler boğazımızda düğümlenir.

Bunu en iyi bilenimizsin.

Tüm bu gidenlerimizin yükünü layıkıyla taşıyan sana dair söz kurmak çok ağır gelse de kelimelerimiz, sesimiz boğazımızda düğümlense de, iznin olursa senin bize öğreten yaşamına layık, birkaç cümle kurmak isteriz: Sana yakışır taşıdığın sosyalist yaşamının, özgür basının yükünün ağırlığına yaraşır birkaç cümle Hüseyin hocamız, mamostemiz, yoldaşımız… 70 yıllık biyolojik yaşamını; halkların, ezilenlerin, sömürülenlerin, ötekileştirilenlerin birlikte ve eşit bir şekilde yaşayacağı gelecek güzel günlere adadın… İşkencehanelerde, hapishanelerin soğuk duvarları arasında dahi, haklarını savunduklarının bir temsilcisi, sesi olarak görevini yerine getirdin… Dışarı çıktın, bu kez hem dört duvar arasında olanların hem onların uğruna mücadele ettiği ezilenlerin, sömürülenlerin, yok sayılanların sesi oldun.

Senin gözlerin her sabah hapishanelerden gelen mektupları taradı, köşen zindanların sesi olarak içeriye de dışarıya da taşıdı en zorlu yerlerde yaşayanların sorunlarını, umutlarını, dirençlerini… Kalemin bir gün bile tereddüt etmedi gerçekleri dile getirmekten. 24 saatini kolektif yaşamın inşasına, öğrenmeye ve öğretmeye göre planladın.

Sabahın köründe hiç aksatmadan gelip özgür basının mütevazi bürolarını açtın.

Çayı demledin, senin bedenine ve yaşamına uyum sağlamış, sadeliğin simgesi olan o küçük bardağınla çayını yudumlarken önce dört duvar arasında olanların mektuplarına baktın, önce onlara dair yazılması gerekenleri sıraladın ve sonra dışarıda olanlara dair… Bizler, özgür basın emekçileri büroya geldiğimizde senin demlediğin çayın sıcaklığı ile ısınırken, mamosteliğinden devrimciliğinden bir bardak çayı yudumlar gibi yaşamayı, hakikate sadık kalmayı öğrendik… Dile kolay, Özgür Basın geleneğinin yılmaz bir neferi olarak 37 yıl boyunca her türlü zorluğa ve zorbalığa direndin Hüseyin hocam.

Yol arkadaşların enselerinden vurulurken, tutuklanırken, sürgüne gönderilirken, gazete binalarımız, ofislerimiz havaya uçurulurken de bir an olsun geri durmadın.

Tutuklandın yine geri adım atmadın.

Onlarca yıllık ceza davalarına rağmen, yoldaşlarının anılarına bağlılığın gereği olarak buraları terk etmeyi düşünmedin.

Yazdığın her satıra yoldaşlarına olan özlemini nakşettiğine, yüreğinin her bir atışıyla onları yad ettiğine şahidiz.

Tekrar o özlemi yazılarınla, yüreğinin atımlarıyla gidereceğin anı sabırsızlıkla ve yüreğimizin en derininden gelen dua ile bekledik.

Bekledik günlerce.

Seninle birlikte mesai yapmış olan yoldaşların olarak bekledik, hakikatin gücünü yaşam tecrübeleriyle öğrettiğin öğrencilerin olarak bekledik.

Ama en çok da, o naif kişiliğinle, o yumuşak sesinle, o buğulu gözlerinle her fırsatta gazeteciliğe ilk adımı atan genç, pırıl pırıl ardıllarınla yaşam tecrübelerini paylaşman için bekledik..

Yüzlerini, seslerini tanımadığın halde dört duvar arasında olan yoldaşların için bekledik… Ama olmadı.

Özlemini duyduğun Apê Musa’ya, Gurbetelli’ye, Cengiz’e, Ferhat’a, Nazım’a, Nagihan’a, Kalo’ya kavuşmak baskın geldi… Yaşamın hem hocası hem öğrencisiydin her zaman.

En yeni başlayandan öğrenmesini bilirdin ve tabi ki çoğunlukla öğretmesini "Eleştiriyi yoldaşlarınıza dozunda yapın” derdin. “Bir çiçeği yaşatmak istiyorsanız çok su vermeyin, çok su çürütür çiçeği.

Az su da vermeyin o da kurutur çiçeği.

Eğer yaşatmak istiyorsanız, ihtiyacı olanı dengeli bir şekilde verin.” Arkadaşlarımızı eleştirirken, dozu kaçırdığımızı hissettiğinde bu çiçek örneğini verirdin Mamostemiz… Sen bir çiçeğin, bir insanın, bir böceğin nasıl yaşatılması gerektiğini öğrettin bize.

En güzel örneklerle… Sen sadeliği, devrimci ve özgür basın emekçisi olarak nasıl olacağını yaşayarak öğrettin bize… Hep söylerdin, “Ben 70 özgür basın emekçisinin yükünü taşıyorum.

Bu yükün ağırlığıyla hareket ediyorum, işimi yaparken…” Sen özgür basın şehitlerinin yükünü tereddütsüz bir şekilde layıkıyla taşıdın ve bizlere emanet ettin Mamoste Hüseyin.

Senin taşıdığın bu yük, bu güzel miras şimdi yetiştirdiğin binlerce özgür basın emekçisinin sırtında.

Bu taşıdığın yükü miras alırken, şimdi o yükün ağırlığına senin ağırlığını ekliyoruz.

Biliyoruz zor olacak, biliyoruz “senin gibi taşıyabilir miyiz bu yükü” kaygısını hep taşıyacağız ama sana söz; bir Kürt gazeteci olarak mamostemiz, bir Türk gazeteci olarak hocamız ve bir enternasyonalist devrimci olarak yoldaşımız, Hüseyin hocamız!

Zorlandığımızda dönüp masa başına oturmuş, sade bardağıyla çay içen sana bakacağız.

Hayalini kurduğun eşit, özgür ve adil dünyaya seninle yürüyeceğiz.

Senin sade ama ağırlığını yaşamıyla anlamlandırmış fotoğrafını da 70 yoldaşımızın arasına en değerlilerimizden biri olarak asacağız.

Her zaman seninle olacağız, her zaman bizimle olacaksın… Yolun yolumuzdur, Rêya te rêya me ye…” TÜRKÜLERLE UĞURLANDI Yapılan konuşmaların ardından Aykol’un çok sevdiği ve Kitora’ya ait olan Caravansary türküsü çalındı.

Aykol, daha sonra meslektaşları tarafından omuzlanarak defnedilmek üzere Karşıyaka Mezarlığı’na götürüldü. (Mezopotamya Ajansı)

İlgili Sitenin Haberleri