Haber Detayı

Yeni Dünya Düzeni: Küresel Eşkıyalık  Hedefte Hangi Ülkeler Var?
Manşetler dogruhaber.com.tr
05/01/2026 02:00 (14 saat önce)

Yeni Dünya Düzeni: Küresel Eşkıyalık Hedefte Hangi Ülkeler Var?

ABD’nin Venezuela’ya yönelik askeri saldırılarıyla Devlet Başkanı Maduro’nun alıkonulması, uluslararası hukukun açıkça çiğnendiği yeni bir dönemin habercisi oldu. Trump’ın “Venezuela’yı yöneteceğiz” sözleri, ABD'nin demokrasi söyleminin aksine yağma siyasetine yöneldiği eleştirilerini güçlendirdi. Küba’nın “sıradaki hedef” olarak gösterilmesi, İran’a tehditler ABD’nin dünyayı yeniden tehditle dizayn etmeye çalıştığı, küresel istikrarı tehlikeye atan yeni bir eşkıyalık düzeninin habercisi oldu.

ABD’nin Venezuela’ya yönelik düzenlediği askeri saldırılar, Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşinin zorla alıkonulmasıyla sonuçlandı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın, Washington’un Venezuela’yı “yöneteceğini” ve ülkenin petrolünü satacağını açıklaması ise küresel haydut ABD’nin uluslararası hukuk ve küresel normlara yönelik en sert meydan okumalarından biri olarak değerlendiriliyor.

Uluslararası Hukukta Yeni Bir Kırılma Saldırı, Orta Amerika açıklarında uyuşturucu kaçakçılığı iddialarıyla küçük teknelere yönelik hava operasyonları ve Venezuela’ya ait petrol tankerlerine açık denizde el konulmasının hemen ardından geldi.

Uzmanlara göre küresel istikrar açısından en çarpıcı nokta, bu operasyonun başarılı olması.

Trump yönetiminin, güç kullanarak rejim değiştirme ve doğal kaynaklara el koyma politikasının fiilen sonuç vermesi, benzer adımların önünü açabilecek tehlikeli bir emsal oluşturuyor.

ABD Başkanı Trump, yaptığı açıklamalarda operasyondan duyduğu memnuniyeti gizlemedi.

ABD askerlerinin “olağanüstü” bir planlama ve uygulama sergilediğini söyleyen Trump, gerekirse Venezuela’ya kara kuvvetleri göndermekten çekinmeyeceğini de dile getirdi.

Petrol Demokrasi Söyleminin Önünde Trump yönetimi, Maduro’nun ABD’de yolsuzluk ve uyuşturucu kaçakçılığı suçlamalarıyla arandığını vurgulayarak operasyonu “adalet” çerçevesinde savunuyor.

Trump’ın açıklamalarında Venezuela petrolüne yaptığı vurgu ise, asıl motivasyonun doğal kaynaklar olduğunu ortaya çıkarıyor.

Maduro’nun devrilmesinden saatler sonra Trump, yaptırımlarla harap olmuş Venezuela petrol sektörünü “onarmaya” hazır olduklarını söyleyerek, “Büyük miktarlarda petrol satacağız” dedi.

Son bir yıl içinde yedi farklı ülkeye yönelik askerî operasyonlarla gündeme gelen ABD, yeni hedeflere yönelik açıklamalarıyla uluslararası tansiyonu daha da yükseltti.

ABD Başkanı Donald Trump, son açıklamalarında Kolombiya, Küba ve İran’ı doğrudan hedef aldı.

Kolombiya’ya Tehdidini Tekrarladı Venezuela saldırısının ardından Trump, Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro’yu bir kez daha hedef alarak sert ifadeler kullandı.

Kolombiya yönetimini uyuşturucu ticaretiyle suçlayan Trump,“Petro’nun kokain ürettiği fabrikaları var.

Kokain üretiyorlar ve bunu ABD’ye gönderiyorlar,” sözleriyle açık bir tehditte bulundu.

Kolombiya, uzun yıllar ABD’nin en yakın Latin Amerika müttefikiydi.

Solcu yönetimle birlikte Washington’a mesafeli bir çizgi oluştu. “Uyuşturucu” suçlamaları, Kolombiya üzerinde siyasi baskı kurmanın klasik aracı olarak kullanılıyor.

Venezuela’ya komşu olması nedeniyle de Kolombiya, bölgesel kuşatma stratejisinin kilit taşı.

Küba: Sıradaki Ülkelerden Biri Trump, açıklamalarında Küba’yı da gündemine aldığını açıkça dile getirdi.

Küba için, “Küba çökmekte olan bir ülke.

Biz Küba halkına yardım etmek istiyoruz.

Bence Küba da konuşacağımız ülkelerden biri olacak,” ifadelerini kullanan Trump, Washington’un Havana yönetimine yönelik yeni adımlar atabileceğinin sinyalini verdi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da Küba’ya yönelik tehditkar açıklamalarda bulundu.

Rubio, “Kübalılar çok acı çekiyor.

Bundan sonra Küba’yı da konuşabiliriz.

Gerçekten başarısız bir ülke.

Bir bunak tarafından yönetiliyor” ifadeleriyle Havana yönetimini hedef aldı.

Rubio’nun sözleri, ABD yönetiminin Küba’ya yönelik benzer bir saldırı düzenleyebileceği endişelerini artırdı.

Zira Küba, ABD için Soğuk Savaş’tan beri anti-Amerikan sosyalizmin sembolü.

Washington, Havana’yı “başarısız devlet” söylemiyle rejim değişikliği için meşrulaştırmaya çalışıyor.

Florida’daki Küba kökenli seçmenler de, ABD iç siyasetinde etkili; sert Küba söylemi iç politikaya oynuyor.

Ayrıca Karayipler’de askeri/stratejik kontrol, ABD için kritik deniz yolları anlamına geliyor.

Meksika: Bir Şeyler Yapılması Gerek Geçtiğimiz haftalarda su anlaşmazlığı nedeniyle tehdit ettiği Meksika’yı da işaret eden Trump: "Meksika Devlet Başkanı iyi bir kadın ama ülkeyi o yönetmiyor, uyuşturucu kartelleri yönetiyor.

Meksika ile ilgili bir şeyler yapılması gerek." dedi.

Meksika, ABD’nin en uzun kara sınırına sahip komşusu.

Washington, uyuşturucu kartelleri ve göç başlıklarını güvenlik tehdidi olarak kullanıyor.

Hedef göstermek, ABD kamuoyunda “sınırı koruyoruz” mesajı veriyor.

Ayrıca Meksika’yı baskılamak, Orta Amerika’dan gelen göçü kaynağında durdurma stratejisinin parçası.

İran’a Askeri Tehdit Trump’ın en tehditkar açıklamalarından biri ise İran’a yönelik oldu.

ABD Başkanı, İran’daki protestolarla ilgili olarak, “Eğer protestocular öldürülürse vururuz.

Silahlarımız hazır” ifadelerini kullanarak doğrudan askeri müdahale tehdidinde bulundu.

İran’ın hedef olması da çok yönlü.

İran; Irak, Lübnan ve Yemen’de etkili bir aktör.

Bu durum ABD’nin Ortadoğu’daki askeri ve siyasi üstünlüğünü zorluyor.

Washington, Tahran’ı “bölgesel statükoyu bozan güç” olarak tanımlıyor ve geri itmek istiyor.

Ayrıca ABD için siyonist terör rejiminin güvenliği kırmızı çizgi.

İran; Hizbullah, Hamas, İslami Cihad ve Yemen’deki Husiler gibi siyonist rejim karşıtı aktörlere destek veriyor.

Bu nedenle Washington, Tahran’ı Siyonistlere yönelik “dolaylı tehditlerin merkezi” olarak görüyor ve İran’a baskı, ABD açısından siyonistlerin çevresel güvenliğini sağlama aracı olarak kabul ediliyor.

İran, Hürmüz Boğazı üzerinde de kritik bir konumda.Dünya petrol ticaretinin önemli bir kısmı bu hat üzerinden geçiyor.

ABD, İran’ın bu boğazı tehdit aracı olarak kullanmasını küresel ekonomi için risk görüyor.

ABD Dünyada Eşkıyalık Düzeni Başlattı ABD’nin son dönemde izlediği dış politika, uluslararası kamuoyunda “küresel eşkıyalık düzeni” eleştirilerini beraberinde getiriyor.

Askeri müdahaleler, açık tehditler ve başka ülkelerin iç işlerine yönelik sert açıklamalar, Washington’un kurallara dayalı uluslararası sistemi fiilen askıya aldığını ve geçmiş uygulamalarına yeniden başladığını gösteriyor.

Uluslararası ilişkiler uzmanlarına göre ABD, artık müdahalelerini uluslararası hukukla gerekçelendirme ihtiyacı bile duymuyor.

Devlet başkanlarının hedef alınması, ülkelerin doğal kaynaklarına açıkça göz dikilmesi ve askeri gücün siyasi baskı aracı olarak kullanılması, “eşkıyalık düzeni” eleştirilerinin temelini oluşturuyor.

Bu yaklaşımın sadece hedef alınan ülkeler için değil, küresel istikrar açısından da ciddi riskler barındırdığı belirtiliyor.

Gücün hukukun önüne geçtiği bu ortamda, benzer adımların başka büyük güçler tarafından da meşrulaştırılabileceği uyarısı yapılıyor.

Washington’un izlediği bu sert çizgi, dünyayı kurallara dayalı bir sistemden, çıplak güç ve tehditlerin belirleyici olduğu bir döneme sürüklediği yorumlarına yol açıyor.

Diplomasinin yerini askeri baskının alması halinde, önümüzdeki süreçte daha fazla bölgesel çatışma ve küresel kriz yaşanabileceği belirtiliyor.

Bölgenin Tarihi Tekerrür Ediyor ABD’nin Venezuela’yı bombalaması ve Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun kaçırılması, ABD’nin son iki yüzyılda Güney ve Orta Amerika ile Karayipler’de yürüttüğü uzun müdahaleler tarihinin bir devamı niteliğinde.

Ancak bu gelişmeler aynı zamanda ABD’nin bir Güney Amerika ülkesine yönelik ilk doğrudan askeri saldırısı olması bakımından eşi benzeri görülmemiş bir ana işaret ediyor.

Maduro’nun yakalanmasının ardından düzenlenen basın toplantısında Donald Trump, “Batı yarımkürede Amerikan hakimiyeti bir daha asla sorgulanmayacak,” dedi.

Oysa ABD, 19. yüzyılın ortalarından bu yana kıtasal komşularına yalnızca ekonomik baskılarla değil, askeri yollarla da müdahale etti; çok sayıda işgal, uzun süreli askeri varlık ve bugünkü duruma en çok benzeyen örnek olarak 1989’da Panama lideri Manuel Noriega’nın yakalanması bu tarihte yer alıyor.

Gizli operasyonlar, Brezilya, Şili ve Arjantin gibi ülkelerde demokratik olarak seçilmiş hükümetlerin devrilmesine ve askeri diktatörlüklerin kurulmasına yardımcı oldu; ancak açık ABD askeri operasyonları tarihsel olarak daha çok Orta Amerika ve Karayipler’deki yakın komşularla sınırlı kaldı.

Güney Amerika ülkesine yönelik ilk doğrudan ABD askeri saldırısı, “dış politika ve savunma anlayışında büyük bir değişime işaret ediyor ve bu Trump yönetimi tarafından birkaç hafta önce yayımlanan yeni ulusal güvenlik stratejisinde açıkça ortaya kondu.

Söz konusu strateji, bölgede ABD askeri varlığının “genişletilmesini” öngörüyor ve bunu, 1823’te Başkan James Monroe tarafından ilan edilen ve daha sonra Güney ve Orta Amerika’daki ABD destekli askeri darbeleri meşrulaştırmak için kullanılan “Amerika Amerikalılarındır” anlayışına dayanan Monroe Doktrini’nin bir “Trump eki” olarak tanımlıyor.

Cumartesi günkü eylem geçmişteki birçok operasyonla “uyumlu” ancak “1989’dan bu yana buna benzer bir şey yaşanmadığı için şok edici” olarak kabul ediliyor.

Bölgede neredeyse her ülke, son on yıllarda ABD’nin açık ya da gizli bir müdahalesini yaşadı.

Meksika Eski bir Meksika toprağı olan Teksas’ın ilhakı, sınır anlaşmazlıklarını tetikledi ve 1847’de ABD’nin Meksika’yı işgal etmesine yol açtı; Amerikan birlikleri başkent Meksiko’yu işgal etti.

Savaş, 1848’de imzalanan ve Meksika’yı topraklarının yüzde 55’ini (bugünkü Kaliforniya, Nevada ve Utah eyaletleri ile Arizona, New Mexico, Colorado ve Wyoming’in bazı kısımlarını kapsayan alanı) ABD’ye bırakmaya zorlayan anlaşmayla sona erdi.

Küba 1898’de ABD, İspanya’ya karşı bağımsızlık savaşında Küba’ya yardım etti.

Zaferin ardından ABD, Porto Riko’nun kontrolünü aldı ve Küba’yı 1902’ye kadar işgal etti; bu tarihte yapılan bir anlaşma ABD donanmasına Guantánamo Körfezi üzerinde süresiz kontrol hakkı verdi.

ABD birlikleri daha sonra 1906–1909 ve 1917–1922 yılları arasında adayı yeniden işgal etti.

Fidel Castro’nun 1959’daki devriminden sonra CIA, 1961’de bir ayaklanma başlatmak amacıyla başarısız Domuzlar Körfezi çıkarmasını destekledi.

Haiti Ülkede liderlerin sık sık devrilmesine yol açan iç karışıklıkların ardından “istikrar sağlama” ve ABD ticari çıkarlarını koruma gerekçesiyle ABD, 1915’te Haiti’yi işgal etti; 1934’e kadar gümrüklerin, hazinenin ve ulusal bankanın kontrolünü elinde tuttu. 1959’da bir isyanın diktatör François “Papa Doc” Duvalier’yi tehdit etmesi üzerine CIA, Castro’nun Küba devriminin etkisini sınırlamak amacıyla onu bir müttefik olarak görüp perde arkasında iktidarda kalmasını sağladı.

Brezilya Sonuçta doğrudan müdahale gerçekleşmese de, 1964’te demokratik yollarla seçilmiş solcu Devlet Başkanı João Goulart’ı deviren askeri darbeye karşı bir direniş olması ihtimaline karşı ABD donanmasına ait bir görev gücü Brezilya kıyılarına konuşlandırıldı. 1970’lerde CIA ve FBI, Condor Operasyonu olarak bilinen süreçte Brezilya, Şili ve Arjantin gibi ülkelerdeki diktatörlüklerin muhalifleri takip etme ve suikastlarla ortadan kaldırma mekanizmalarına doğrudan danışmanlık yaptı.

Panama ABD, 1903’te Panama’nın Kolombiya’dan ayrılmasına yol açan ayrılıkçı harekete askeri destek verdi ve bağımsızlıktan sonra Orta Amerika ülkesinde önemli bir nüfuzunu sürdürdü. 1989’da Başkan George HW Bush, yaklaşık 27 bin ABD askerinin Panama’yı işgal etmesini emrederek, eski bir CIA müttefiki olan Noriega’nın yakalanmasını sağladı.

Tahminen 200–500 sivilin ve yaklaşık 300 Panamalı askerin öldüğü saldırıların ardından, ABD saatler içinde seçimlerin kazananı ilan edilen Guillermo Endara’yı devlet başkanı olarak göreve getirdi.

İlgili Sitenin Haberleri