Haber Detayı
2026’ya girerken ‘büyük resim’
Bu jeopolitik ortam, içeride yeni bir devlet biçimini de besliyor. Güvenlik gerekçesiyle ifade özgürlüğünün daraltılması, algoritmalarla gözetim, sürekli olağanüstü hal dili, muhalefetin “iç düşman” olarak kodlanması artık sıradanlaşıyor. Dünyanın hemen her yerinde, farklı biçimler alsa da otoriterlik ve totaliter teknikler, “süreç olarak faşizm” içinde normalleşiyor.
2026’ya girerken karşımızda, ekstraksiyon emperyalizmi, bir “yeni faşist” dalga, yaşamın en temel alanlarında merkeze oturmaya başlayan “yapay zekâ”, hızlanan silahlanma yarışı ve “Z” kuşağı isyanlarıyla şekillenen bir büyük resim var...
Diye başlarken ABD Venezüella’nın başkentini bombaladı ve Başkan Maduro’yu kaçırdı.
Böylece “büyük resmin” adını koymak daha da kolaylaştı.
KİM HANGİ KAYNAĞA NEREDE EL KOYACAK?
ABD dış politikasının girdiği yeni evrenin adı 1980’lerde “küreselleşme” idi.
Bu kez “ekstraksiyon emperyalizmi”: Jeopolitiğin temel sorusu artık kim, nereden, neyi ve ne kadar süreyle koparabilecek?
Ekstraksiyon emperyalizmi düzen kurmaz, müttefik üretmez, norm inşa etmez.
Doğrudan talan eder.
Gözünü Kanada’nın suyuna ve kerestesine, Grönland’ın nadir toprak elementlerine; Ukrayna’nın lityum, titanyum; Venezüella ve Nijerya’nın petrol kaynaklarına diker.
Diplomasi artık kaynak rezervleri listeleri, tedarik zincirleri üzerinden yürür.
Uluslararası siyaset giderek küresel bir ruhsatlandırma ve açık artırma alanına dönüşür.
Diğer bir deyişle: Devletlerarası ilişkiler artık madenlerin, enerjinin, verinin ve coğrafyanın kime, hangi bedelle tahsis edileceği üzerinden yürümeye başlar.
Ortadoğu, Ukrayna, Tayvan, Kızıldeniz ve Doğu Akdeniz aynı denklemde birleşiyor: Enerji geçişi çağında fosil yakıtlar hâlâ yaşamsal; nadir mineraller vazgeçilmez.
Savaşlar artık lojistik kaygılardan besleniyor.
Barış görüşmeleri bile hangi kaynağın kimin kontrolüne gireceği üzerinden şekilleniyor.
Bu yeni ekstraksiyon rejiminin asıl kritik alanı, 21. yüzyılın stratejik hammaddesi veri, algoritma ve dikkat.
Yapay zekâ rekabeti bu yüzden yalnızca teknolojik değil; siyasal, askeri, kültürel bir iktidar mücadelesi.
ABD-Çin hattında hızlanan YZ yarışı üretimden savaşa, gözetimden kamuoyu mühendisliğine kadar her alanı yeniden biçimlendiriyor.
YZ, silahlanma yarışını da niteliksel olarak dönüştürüyor.
Otonom silah sistemleri, algoritmik hedefleme, siber saldırılar ve uzay teknolojileri savaşın hızını insan kararının önüne geçiriyor.
Yanlış hesaplama riski, küçük krizlerin büyük çatışmalara evrilme olasılığı artıyor. 2026’ya girerken denetim dışına çıkma refleksleri sergilemeye başlayan YZ’nin potansiyellerine ilişkin korkular, yalnızca filozoflar, sosyologlar arasında değil, teknoloji sektörü elitleri arasında da artıyor.
DIŞARIDA EMPERYALİZM İÇERİDE FAŞİZM Bu jeopolitik ortam, içeride yeni bir devlet biçimini de besliyor.
Güvenlik gerekçesiyle ifade özgürlüğünün daraltılması, algoritmalarla gözetim, sürekli olağanüstü hal dili, muhalefetin “iç düşman” olarak kodlanması artık sıradanlaşıyor.
Dünyanın hemen her yerinde, farklı biçimler alsa da otoriterlik ve totaliter teknikler, “süreç olarak faşizm” içinde normalleşiyor.
Yapay zekâ bu noktada yalnızca bir araç değil; otoriterliğin totaliterliğe dönüşme sürecinin bir çarpanı.
İktidarlar için toplum artık ikna edilecek değil, yönetilecek bir veri seti.
Hukuk yerini yönetmeliğe, siyaset yerini risk yönetimine, eleştiri dalkavukluğa bırakıyor. “Liberal demokrasi” (parlamento, seçimler) artık “süreç olarak faşizmi” örten bir incir yaprağıdır.
Bu tablonun karşısında isyan da var.
Küresel ölçekte yüksek eğitimli ama güvencesiz , dijital olarak bağlantılı ama siyasal olarak dışlanmış bir kuşak, kendisine vaat edilen geleceğin çoktan tüketildiğini görüyor.
İklim krizi, borç, konut sorunu, savaş ve haklarını, özgürlüklerini kısıtlayan baskı aynı anda üzerlerine çöküyor.
Gen Z kuşağı isyan etmeye başladı!
Çünkü ekstraksiyon emperyalizmi yalnızca madenleri ve veriyi değil, gelecek fikrini de tüketiyor.
Ancak isyanlar parçalı, öfkeli ama siyasi örgütlerden, toplumsal programlardan yoksun. 2026’nın “büyük resmi” burada biraz daha netleşiyor: Bir yanda savaşın, yapay zekânın ve ekstraksiyon emperyalizminin normalleştiği; öte yanda bu düzeni ayakta tutmak için süreç olarak faşizmin sıradanlaştığı bir dünya.
Büyük bir dünya savaşı ihtimali hâlâ düşük olabilir ama küçük, sürekli ve yerel savaşlar; algoritmik iktidar ve toplumsal patlamalar, şimdilik kalıcı bir dönem gibi duruyor, en azından 2026 boyunca.
IMF/Dünya Bankası raporunun da komünist lider Gramsci ’den aktardığı gibi şimdi “canavarların zamanıdır”.