Haber Detayı
ABD çıkarı için abluka, ambargo, yaptırım, tehdit, işgal, darbe, kumpas, suikast, adam kaçırma: Donroe Doktrini
ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, aralık ayında The National gazetesine, Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’i asarak idam ettikleri Irak ile ilgili konuşurken, ABD’nin 2003 yılında işgal ettiği Irak’ta kurduğu düzen sonrası durum için “3 trilyon civarında yatırım, 20 yıllık felaket dolu bir tarih, hayatını kaybeden birkaç yüz bin kişi ve elde hiçbir şey kalmadı” demişti.
Elbette bu sözler, “Saddam Hüseyin’in El Kaide ile işbirliği yapıyor” yalanı üzerinden girişilen işgal ve toplu katliamlar, yargısız infazlar, işkence ve tecavüz edilerek katledilen 1 milyon Iraklı’nın öldürülmesiyle ilgili bir özeleştiri değildi.
Tipik bir ABD’li diplomat olarak “Elde hiçbir şey kalmadı” diyerek Irak işgalinin “kötü bir yatırım” olduğunu söylüyordu.Büyükelçi Tom Barrack aynı söyleşide, “Rejim değişikliği aslında hiçbir zaman işe yaramadı. 1946 sonrasına bakarsanız ABD’nin müdahil olduğu her durumda yaklaşık 93 darbe veya rejim değişikliği yaşandı.
Hepsi başarısız oldu” sözleriyle ABD’nin ülke yönetimlerinin değiştirilmesine dönük müdahalelerinin hepsinin kötü bir yatırım olduğunu anlatmaya çalışıyordu.Buna karşın ABD, Venezuela Devlet Başkanı Maduro ve eşini kaçırarak 94’üncü müdahalesini yaptı.
Hem de Maduro yönetimi içinde Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı’na (CIA) çalışanların yardımıyla.Evet tarihi gerçekler böyle; ABD İkinci Dünya Savaşı sonrası dünya üzerinde askeri ve siyasi hegemonyasını kurduğu 80 yıl içinde 100’e yakın ülkede rejim ve yönetimlerin değiştirilmesi için başta askeri darbe olmak üzere her türlü girişimi destekledi.
Her seferinde içeriden de hain ve işbirlikçileri bulmayı başardı.SEBEP PETROL, BAHANE UYUŞTURUCUİşte Venezuela’da tam olarak bu gerçekleşti.
Ülkenin petrol başta olmak üzere yeraltı kaynaklarını kendi çıkarları için kullanmak amacıyla Devlet Başkanı Maduro ve eşini, başkent Karakas’tan bir askeri operasyonla kaçırdı.
Tüm uluslararası hukuku ayaklar altına alan bu operasyon sonrası ABD Başkanı Trump, Maduro’nun kaçırılmasını “ABD’ye sokulan uyuşturucu kartelinin başında olmak” şeklinde gerekçelendirse de bu sadece işgal için bahanesiydi.
Asıl meselenin petrol olduğunu da açıkça ifade etti; “Bizim enerjiye ihtiyacımız var ve bu ülkenin elinde de çok fazla enerji kaynağı var.
Hem kendimiz hem de dünya için o ülkeyi korumamız lazım” dedi.VENEZUELA’YI ABD YÖNETECEKTrump, asıl meselenin uyuşturucu değil petrol olduğunu hem “ABD’nin dev petrol şirketlerini (Venezuela’da) devreye sokacağız” diyerek hem de ülkeyi kendilerinin yöneteceğini söyleyerek gösterdi.
Yani, ABD petrol için hiç de yabancısı olmadığı 19. yüzyıl sömürge düzenine geri dönüyor.Nitekim Venezuela, 303.2 milyar varil kapasitesiyle kanıtlanmış dünya petrol rezervinin yüzde 17’sine tek başına sahip ve ilk sırada yer alıyor.
Bunun parasal tutarı fiyat değişimleri de hesaba katıldığında 18 ile 30 trilyon dolar olarak tahmin ediliyor.Ancak yıllarca uygulanan abluka ve ambargo sebebiyle günlük ancak 1 milyon varil üretime sahip.
Aynı zamanda dünya doğalgaz rezervinde 8’inci. 7 bin ton üzerindeki altın yanında elmas, titanyum, çinko, kömür, nikel, demir, bakır, boksit, kalton rezervlerine sahip.DONROE DOKTRİNİYLE DÜNYAYA MESAJBasın toplantısında doğrudan Kolombiya ve Küba’nın da hedef olduğu ifade edilirken, Maduro’nun kaçırılması ABD tarafından tüm dünya ülkelerine verilmiş bir mesaj niteliği taşıyor.
Nitekim, ABD Başkanı Trump, bunu ‘Monroe Doktrini’nden esinlenerek kendi ön adını kullandığı “Donroe Doktrini” olarak ifade etti.ABD’nin dış politika temellerinden olan, 1823 yılında ilan edilen ‘Monroe Doktrini’ ile Avrupalı ülkelerin Amerika kıtasına müdahalesini reddederek kıtanın ABD’nin nüfuz alanında kalması gerektiğini ilan etmişti.1904’te Theodore Roosevelt’in başkanlığında, ‘Monroe Doktrini’ yeniden yorumlandı ve “Roosevelt Corollary” olarak adlandırılan yeni bir anlayışla ABD’nin Batı yarımküredeki herhangi bir çatışma ya da müdahaleye “uluslararası askeri gücü” olarak müdahil olması gerektiğini savundu.
Bu yeni politika, ABD’nin küresel bir güç haline gelmesinin önünü açtı ve Latin Amerika’daki ekonomik ve siyasi etkisini artırdı.Trump’ın “Donroe Doktrini” olarak adlandırdığı stratejisine göre; “Batı yarımkürede Amerikan hâkimiyeti bir daha asla sorgulanmayacak”.
Trump, Venezuela’nın petrol kaynaklarını kendisininmiş gibi anlatıp, sosyalist hükümetin bunu kamulaştırmasını tam bir emperyalist söylemle “Amerikan mallarının çalınması” olarak nitelendirdi: “Venezuela tek taraflı olarak Amerikan petrolünü ele geçirip satıyordu.
Bunun bize maliyeti milyarlarca doları buldu.
Bizim malımızı çaldılar, biz inşa etmiştik çünkü.
Ve bu konuda bir şey yapacak bir başkanımız asla olmadı, on binlerce kilometre uzakta savaşmakla meşguldüler.
Venezuela petrol endüstrisini Amerikan yetenekleriyle kurduk, inşa ettik ve sosyalist rejim bir önceki yönetim döneminde bunların hepsini güç kullanarak bizden çaldı, gasp etti.
Düşünün Amerikan halkının mallarını, muazzam altyapımızı çocuğun elinden şekerini alır gibi aldılar.
Ben olsam bu konuda bir şeyler yapardım.HER ÜLKE TEHDİT ALTINDAAmerika Birleşik Devletleri hiçbir dış gücün bizim halkımızın mallarını çalmasına asla izin vermeyecek.
Kendi mallarımızın olduğu yerlerden, kendi bölgelerimizden bizleri çıkardılar.
ABD’nin dış siyasetinin 200 yıla dayanan temel ilkeleri ile ihtilaf içerisindeydi ve artık bu tamamen sona erdi. ‘Monroe Doktrini’ne kadar giden bir süreçte ABD’nin dış politikasını ihlal ediyordu.
Tabii ki Monroe Doktrini çok önemliydi ama biz bunu büyük oranda öne çıkardık, ilerlettik.
Artık buna Monroe değil Donroe Doktrini diyorlar.
Monroe Doktrini, bunu unutmuştuk çok önemli olmasına rağmen ama artık hatırladık ve unutmayacağız.
Yeni stratejimiz çerçevesinde batı yarıkürede kimse bizi asla sorgulamayacak, bu asla yaşanmayacak.”Böylece sadece Avrupalı ülkeler değil, batı yarım kürede yer alan ülkeler dahi ABD hâkimiyetini sorgulamayacak.
Bunun içinde Kanada’nın 51. eyalet yapılması için ekonomik baskı kullanma tehdidi, Grönland’ı satın almak ve Panama’yı işgal etmek için Amerikan yapımı Panama Kanalı’nı Çinliler’den geri almak ve çıkarları doğrultusunda Latin Amerika ülkelerine müdahaleler de yer alıyor.
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth de “Trump, ülkemize çeteler ve şiddetin akışını önlemek konusunda ölümüne ciddi.
Bizden çalınan petrolün alınması konusunda ölümüne ciddi.
Batı yarımkürede Amerikan caydırıcılığı ve etkisini yeniden kurma konusunda ölümüne ciddi” diyerek, ‘Donroe Doktrini’nin amaçlarını bir kez daha vurguladı.
Yöntem ise açık; ABD çıkarı için abluka, ambargo, yaptırım, tehdit, işgal, darbe, kumpas, suikast, adam kaçırma...