Haber Detayı
Sahte diploma skandalında yeni iddianame
Ankara 23. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 123 sanık hakkında 4 yıldan 136 yıla kadar hapis isteniyor. İddianameye ulaştım.
Geçen aylarda çok konuştuğumuz bir e-imza sahtekarlığı vardı hatırlarsınız.
Aslında hiç eğitim almamış, üniversite okumamış isimlerin, kullanılan e-imzalar ile uzmanlık gerektiren mesleklerde çalıştığı anlaşılmıştı.
İşte o sahte e-imzaları kullanarak kamu görevlilerine ait imzaları taklit eden organize bir yapı hakkında yürütülen soruşturmada 3. iddianame hazırlandı ve kabul edildi.
Ankara 23.
Asliye Ceza Mahkemesi’nde 123 sanık hakkında 4 yıldan 136 yıla kadar hapis isteniyor.
İddianameye ulaştım.
Sahte e-imza iddianamesini okuduğunuzda ilk hissettiğiniz şey şaşkınlık değil.
İkinci sayfadan sonra şaşırmayı bırakıyorsunuz.
Çünkü gördüğünüz şey bir istisna değil, resmen bir düzen kurulmuş.
Kimse de “Hop hemşerim siz ne yapıyorsunuz” dememiş.
İddianamede, örgüt lideri olduğu belirtilen “Hoca” kod adlı Ziya Kadiroğlu ile örgüt üyesi Fuat Tanış Arslan arasında geçen mesajlar var.
Mesajlar ürkütücü biçimde rahat... “2021’de usta, 2022’de usta öğreticilik yapabiliriz.” “2024’te de olur, tarih fark etmiyor.” “Duygu hocaya 2022 ustalık verelim, 2024’te usta öğreticilik.” “Onlardan alacağımız 10 bin TL vardı, onu da isteyeyim.” Bu mesajlarda ne yok biliyor musunuz?
Eğitim yok, sınav yok, tecrübe yok.
Ama tarih var, kategori var, ücret var.
İddianameye göre bu mesajlarda adı geçen Yusuf Yalmancı, Emine Yalmancı ve Duygu Şahintürk dosyada şüpheli olarak yer alıyor.
Açık kaynaklara baktığınızda bu isimlerin sektörde bilinen, röportajlar veren, eğitimler düzenleyen kişiler olduğunu görüyorsunuz.
Ve insan ister istemez şu soruyu soruyor: Eğer bir kişi ustalık belgesini WhatsApp mesajıyla alabiliyorsa biz hangi belgeye güveniyoruz?
Duygu Şahintürk ifadesinde ustalık ve usta öğreticilik belgesini alamadığını anlatıyor.
Karşılığında “hiçbir kursa katılmadan belge alabileceği” söyleniyor.
Kimlik bilgilerini veriyor.
Aylar sonra e-devlet’e giriyor ve belgeler orada duruyor. “Duvara asmak dışında kullanmadım” diyor.
Burada duralım.
Apaçık yüzümüze bir şey çarpıyor: Denetimsizlik.
Bir belge sadece duvara asılmak için mi alınır, bir usta öğreticilik belgesi sadece dekor mudur orasına hiç girmiyorum.
Aynı dosyada Emine Yalmancı, e-devlet hesabında adına güzellik uzmanlığına dair belgeler oluşturulduğunu, kendisinin bu belgelerden haberi olmadığını söylüyor.
Belgeler var.
Ama sahipleneni de yok.
İddianame boyunca bu cümle tekrar ediyor: “Belgeleri hiçbir yerde kullanmadım.” Ama bu belgeler neden var?
Ve asıl kritik nokta burada başlıyor.
Bu dosya sadece belge sahteciliği anlatmıyor.
Bu dosya, sağlıkla doğrudan ilişkili alanlarda sahte belgelerle çalışılabildiğini söylüyor.
Aralarında cilt bakımı, lazer epilasyon, kalıcı makyaj gibi sağlığı ilgilendiren konular var.
Şikâyet sitelerine girin.
Yanıklar, izler, kalıcı hasarlar, geri dönmeyen sonuçlar nedeniyle mağdur olan onlarca insan var.
İddianamede bir başka bölüm var.
Abdurrahim Dursun , pandemi döneminde sosyal medyada “Milli Eğitim Bakanlığı onaylı diploma” ilanı gördüğünü anlatıyor.
Başvurusundan bir ay sonra e-devlet’te lise diploması görünüyor.
Bedeli: 70 bin TL.
Bir başka şüpheli, İbrahim Ceylan , açık lise sınavlarında “yardım edileceği” vaadiyle kimlik ve e-devlet şifresini verdiğini, sonrasında adına elektrik bölümü mezuniyeti ve ustalık belgeleri oluşturulduğunu söylüyor. 40-50 bin TL.
Sedat Kızıl , “uzaktan eğitimle mezuniyet” bağlantısına tıklıyor.
Para vermeden bile diploması e-devlet’te beliriyor.
Yani mesele şu: Lise okumayan insanlar, sahte e-imzalarla lise mezunu yapılıyor.
Sonra bu mezuniyet üzerinden kalfalık, ustalık, usta öğreticilik belgeleri üretiliyor.
Bir ülkenin eğitim sistemi, bir imzaya indirgenmiş durumda.
Ve bütün bunlar olurken...
Ne bir istifa var ne bir “sorumluluk” açıklaması ne de “bu sistem nasıl bu kadar delindi” sorusuna verilmiş net bir cevap.
BTK başkanı ve yardımcısı hâlâ makamlarında.
Bürokrasi yerli yerinde.
Skandal büyük ama koltuklar sağlam, heybetli.
Makam araçları gıcır gıcır.
Bu iddianameyi okuduktan sonra artık kimse gönül rahatlığıyla şunu söyleyemez: “Belgesi varsa tamamdır.” Çünkü belge var ama gerçek olmayabilir.
Kayıt var ama eğitim olmayabilir.
Yetki var ama emek olmayabilir.
Ve en büyük bedeli kim ödüyor biliyor musunuz; işini gerçekten hakkıyla yapanlar.
Gerçekten okuyanlar, gerçekten sınava girenler, gerçekten ter dökenler...
Bakın işin ciddiyetini anlamamız gerek.
Bu dosya yalnızca bir belge sahteciliği değil; kamu güvenliği, sağlık, eğitim sistemi ve devlete duyulan güven açısından çok büyük bir skandal.
Türkiye’de yıllardır “resmi ve geçerli” görünen birçok diploma ve sertifika sahte olabilir.
İşin kötüsü bu insanların ne kadar çok sahte diploma ve sertifika ürettikleri bilinmiyor.