Haber Detayı
İsveç’te yüzyılın ilk çeyreğini tamamlarken kadın olmak
Noel ve Nobel ışıklandırmaları nedeniyle ışıl ışıl Stockholm sokaklarında dolaşıp sizlerle paylaşmak üzere bu parlayan sokakların, ışık heykellerinin fotoğraflarını çekmeye çalışırken aklımda iki sorun vardı.
İklim değişiklikleri nedeniyle bir türlü soğuyamayan havanın yaratacağı sonuçlar ve göçmenlere yönelik düşmanlığın yarattığı toplumsal kutuplaşma.
Ancak 2025 yılının son günlerinde iki korkunç kadın cinayeti işlendi.
İkisi de öngörülebilirdi.
Öngörülebilir oldukları halde yine ya kurumların duyarsızlığı ya da eşgüdümsüzlüğü nedeniyle öncelikle kurbanların ailelerinin ama hepimizin yüreğini yaktılar.
Üstelik hükümetin yabancı karşıtı söylem ve yasalarından doğan toplumsal kutuplaşma bu iki cinayetin basında yer alış şeklini de belirledi.
BODEN CİNAYETİ Boden kuzey İsveç’te Lule nehrinin yakınında bir şehir.
Çok ünlü yıkılmaz, geçilmez kalesi olan şehir askeri bakımdan da önemli.
Şehirdeki göçmen kökenlilerin oranı %12.
Burada iki genç kızıyla bir villa bölgesinde yaşayan ve sızan haberlere göre askeri kurumda çalışan bir anne sosyal medya üzerinden satmak üzere bir eşya bildiriminde bulundu. 25 Aralık Noel günü kapıya gelen bir yabancıya kapıyı açtı.
Adam içeri girdi.
Kadına saldırdı.
Şiddet uygulayarak ve korkutarak evdeki 15 yaşındaki genç kızın hareketsiz kalmasını sağladı.
Tam 3 saat boyunca çok ağır şiddet uyguladığı 55 yaşındaki kadını ağır yaraladı, kızı da yaraladı.
Daha sonra eve gelen 16 yaşındaki kıza da ağır şiddet uyguladı.
Kızlardan birisi telefonuyla polisi arayabildi.
Eve gelen polisler İsveç’te pek rastlanmayan bir şey yaptı ve adamı vurarak öldürdü.
Anne öldü, kızın biri halen ağır yaralı olarak hastanede.
Diğeri taburcu oldu ama o da ömür boyu sürecek bir travmanın kurbanı.
Polis, 3 saat süren bir korku filmi gibi nitelediği olayı akıl sağlığı yerinde olmayan birinin sebep olduğu bir cinnet eylemi olarak tanımlamakta.
Kurbanlar ve katil zanlısının birbirini tanıyıp tanımadığı, aralarında herhangi bir ilişki bulunup bulunmadığı da araştırılmakta. 22 yaşındaki katil zanlısının annesinin ihbarıyla daha 17 Aralık’ta zorunlu olarak psikiyatri kliniğine yatırıldığı ancak ertesi günü serbest bırakıldığı biliniyor.
Katil zanlısının annesi sosyal hizmetler ve psikiyatri kurumunu suçluyor, oğlu için çalmadığı kapı kalmadığını anlatıyor.
Anne, obsesif kompulsif bozukluk ya da takıntı hastalığıyla manik depresif bozukluk, bipolar bozukluk teşhisi konan oğlunun kendisine ve etrafına zarar vermesini engellemek için mutfak bıçaklarını kilitli dolaplarda tuttuğunu anlatıyor.
Kendisinin zoruyla hastanede gözetim altına alınan oğluna bu teşhislerin konulduğunu anlatan anne doğru ilaçlar aldığında oğlunun zihninin berrak, gülümseyen hatta şaka yapabilen biri olduğunu ancak ilaçların yan etkisi nedeniyle onları kullanmadığını belirtiyor.
Yeniden sağlık kurumlarına ihbar yaptığını ancak ertesi günü “ilaçlarını almıyor, zorlayamayız diyerek” oğlunu hastaneden taburcu ettiklerini söyleyen anne, yaz aylarında da oğlunun kendi boynuna bıçak saplayarak intihar etmek istediğini, yaşamak istemediğini ama yine de psikiyatrinin bir şey yapmadığını sözlerine eklemekte.
Anne, 17 Aralık’taki ihbarını yapmadan önce oğluna “kendini mi yaralamak istiyorsun” diye sorduğunu, oğlunun “hayır” cevabından sonra “başkasının mı canını yakmak istiyorsun” diye sorduğunu ve cevap almayınca oğlunu ihbar ettiğini söyledi.
Kendi evinde oda kapısını kilitleyerek uyuyan anne oğlunun kendisini öldürmesinden de korktuğunu anlattı.
Noel günü oğlunun dışarı çıktığını duyan anne işe giderken yol boyunca ağladığını birkaç saat sonra da polisin arayıp olanları anlattığını söyledi.
Oğlunun ne bu cinayeti planladığına ne de kurbanları tanıdığına inanmayan anne esas olarak psikiyatri kurumuna tepkili.
Polisin ve ana akım medyanın isim vermemesine rağmen göçmen kökenli olduğu belirtilen katil zanlısının kimliği üzerinden spekülasyonlar yapılmakta.
SALEM CİNAYETİ Henüz Boden cinayetinin dehşetinden kurtulamayan İsveç halkı 26 Aralık’ta Salem/Röninge cinayetiyle sarsıldı. 25 Aralık gece yarısı Stockholm’ün bir banliyösü olan Röninge’de yaşayan ailesinin evine dönmek üzere Stockholm merkezinden trene binen 25 yaşındaki genç kadından haber alamayan ailesi hemen polise bildirimde bulundu.
Ancak polisin kaybolma şüphesinin üzerinden çok kısa süre geçtiği için harekete geçmeyeceğini bilen aile ve arkadaşları, en son istasyona varmadan haber aldıkları genç kadın için istasyon çevresinden eve kadar olan yolda arama yaptılar.
İstasyona 500 metre mesafede kızlarının kulaklığını, bir demet kablo bağı, çekiç ve tekerlek izleri buldular.
Aile kanıtlarla polise gidince hem geniş bir çaplı araştırma hem de acil koduyla DNA araştırması başlatıldı.
Ailenin, gönüllülerin ve arama kurtarma ekiplerinin katılımıyla ormanlık bir arazide yapılan aramalar sırasında polis DNA incelemesinin cevabını aldı.
Şüpheler ormandaki kiralık bir villada yoğunlaştı.
Villayı kiralayan, 2019 yılında 10 yaşında bir kız çocuğunu kaçırmak isteyen 26 yaşındaki Robin Säbb Hjert idi.
Robin, bilgisayarında 6 bini ağır pornografik 46 bin çocuk pornografisi fotoğrafları, öldürülmüş kadın cesetleri fotoğrafları bulunan ve iki yıl dört ay hapse mahkûm edilen, cezaevi müdürünü tehdit eden, hapishaneden çıktıktan sonra dört kez adını değiştiren bir sanıktı.
En son bir kadın adı olan “Vilma Andersson” ismini almıştı.
İlerleyen saatlerde polis, Rönninge istasyonundan kilometrelerce uzaktaki bir orman kenarında ceset parçaları gömmeye çalışan Robin’i yakaladı.
Sanığın genç kadını öldürdüğü ve parçaladığı ortaya çıktı.
Cesedin bazı parçaları da orman içindeki kiralık villada bulundu.
Bu hunharca cinayeti işleyen katil zanlısının aldığı Vilma Andersson adı ise başka bir kurbana ait. 2002 yılında İsveç’in Uddevalla şehrinde polise kaybolduğu bildirildikten 5 gün sonra eski sevgilisinin evinde bir bavul içerisinde kesik başı alüminyum folyoya sarılmış olarak bulunan 17 yaşındaki Vilma Anderson’un eski sevgilisi tarafından hunharca öldürüldüğü ortaya çıkmıştı.
Genç kızın vücudunun diğer parçaları ise asla bulunamadı.
Vilma’nın eski sevgilisi ve katil zanlısı olan Iraklı Kürt Tishko Shabaz Ahmed ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
Ceza 2020’de 18 yıl hapis cezasına çevrildi, katil zanlısı en erken 2031 yılında serbest kalabilecek.
Rönninge cinayeti zanlısı ve Vilma Andersson adını taşıyan Robin Säbb Hjert, 10 yaşındaki kız çocuğunu kaçırma teşebbüsünden sonra hastane psikiyatrik gözetim altına alınmıştı.
Doktorların pedofil teşhisi koyduğu Robin’in psikiyatri raporunda eylemlerinin arkasında yatanın çocuklar ve ölüler için duyduğu cinsel istek olduğu belirtilmesine rağmen zorunlu psikiyatrik tedavi uygulanmaz.
Yasaya göre pedofili ciddi psikiyatrik bozukluk olarak nitelenmez.
Ailesiyle oturduğu villadan bir anlaşmazlık nedeniyle çıkarılınca kendilerine yardım etmeyen kurumları suçlaması, nefretini toplumun suçsuz ve kendisinin hiçbir ilişkisinin olmadığı bir üyesine, üstelik 10 yaşındaki bir çocuğa yöneltmesi, eyleminin topluma duyduğu nefretin bir yansıması olması önemsenmez.
Amerika merkezli bir uluslararası çocuk pornografisi takibine de takılan Robin, bunu anlayınca bilgisayarındaki porno fotoğrafları siler, bir ara sessiz kalır, takipten çıktığını anlayınca eski alışkanlıklarına geri döner.
Rönninge cinayetinden sonra çıkarıldığı mahkemede de kayıtsız tavırlarıyla dikkat çeken katil zanlısı, 25 yaşındaki genç kadını öldürdüğünü kabul etmez, mezar huzuru suçu işlediğini ise kabul eder.
Tutuklanan katil zanlısının genç kadını rastgele kurban seçmiştir.
Bir kadın adı olan Vilma’yı seçen, kendisini kadın olarak tanımlayacak yasal olarak cinsiyet değişimi sürecinden geçmeyen, transseksüel katil zanlısı bir erkek olarak yargılanacak.
Bu cinayet “Kuzuların Sessizliği” filmindeki kendisinin transseksüel olduğuna inanan, cinsiyet değiştirme sürecinden geçemediği için kadınlara yönelik şiddete başvuran ve “kadın kostümünü” kadın kurbanlarının derilerinden yapmaya çalışan Jame Gumb(Buffalo Bill) karakterinin cinayetleri kadar ürpertici.
KADIN CİNAYETİ (FEMİCİDE) NEDİR İsveç’te işlenen bu iki cinayet kadın örgütlerinin uzun süredir tartıştığı bir konuyu da yeniden gündeme taşıdı. 2000 yılından bu yana 338 kadının eşleri, eski eşleri, erkek arkadaşları, yakınları tarafından öldürüldüğü İsveç’te henüz 2025 yılı istatistikleri yayınlanmadı ama 10 kadının eşi, eski eşi, erkek arkadaşı ya da yakınları tarafından öldürüldüğü biliniyor.
Bu cinayetlerin ortak noktası katil zanlısı ve kurbanları arasında var olan onların birbirini tanımasına dayalı ilişki.
Ancak bu istatistiklerde yukarıda belirttiğimiz Boden ve Rönninge’de işlenen cinayetler yer almayacak!
Çünkü katil zanlısı ve kurban birbirini tanımıyor aralarında bir ilişki yok, bu nedenle “kadına yönelik şiddet” ya da “yakın ilişkilerde şiddet” olarak nitelendirilemeyecek.
Halbuki bu tür cinayetlerin temelinde de kadınların sadece kadın oldukları için kurban seçildiği ve hunharca öldürüldüğü görülmekte.
Sadece kadın olduğu için öldürülen kadınlar istatistiklerde “şiddet” başlığı altında yer almakta, ölümleri rastgele bir cinayet gibi değerlendirilmekte.
Halbuki son iki cinayetin de gösterdiği gibi toplum içerisinde var olan cani ve hasta ruhlu erkekler kurbanlarını seçerken etkisi altında oldukları erkek egemenliği, kontrol duygusu ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yarattığı davranış biçimlerinden dolayı kurbanlarını kadınlar arasından seçmekte, kadınları bilinçli ve soğukkanlı bir şekilde paramparça etmektedirler.
İsveç’te kendisinden ayrılmak isteyen eşi Ayten Yücel’in burnunu ve dudaklarını keserek cezalandırdıktan sonra bıçak darbeleriyle acı çektirerek öldüren Zirdeşt Edil cinayetiyle Boden ve Rönninge cinayetleri arasındaki benzerlik katillerin erkek egemenliğine inançları, kontrol duyguları ve kadınları kendilerinden güçsüz ve kendileriyle eşit olmayan varlıklar olarak görmeleridir.
Bu cinayetler, kadına yönelik nefret ya da kadını nesne olarak görme dürtüsüyle işlenen cinayetlerdir.
Dolayısıyla bu cinayetlerin tümü kadınlara yönelik şiddetin en uç şeklidir.
DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ’NÜN YAKLAŞIMI Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 2012 yılında resmi olarak kadın cinayetlerini küresel halk sağlığı sorunu olarak kabul etmiştir.
Böylece bir toplumdaki kadın cinayetleri sıradan birer cinayet olarak değil, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanan ve çözümü için özel politikalar gerektiren sistematik bir şiddet biçimi olarak kabul edilmiştir.
Dünya Sağlık Örgütü kadın cinayetlerini (femicide) yakın partner cinayeti, namus adına işlenen kadın cinayetleri, cinsel şiddete bağlı kadın cinayetleri, katil ve kurbanı arasında ilişki olmamasına rağmen rastgele seçilmiş kadınlara yönelik kadın cinayetleri olarak ayırmaktadır.
Adam öldürme/cinayet (homicide) cinsiyetten bağımsız bir terimken kadın cinayeti/kadın kırım (femicide) sistematik bir şiddet türüne işaret etmektedir.
Bu yüzden de özel yasalara ve toplumsal politikalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Kadınların güvenliğinin sağlanması şarttır.
İSVEÇ’TE KADIN CİNAYETLERİ İsveç’te yasal olarak kadın cinayetleri hakkında femicide başlığıyla özel bir suç tanımlaması bulunmamaktadır.
Suçlular cinayet veya kasten adam öldürme kapsamında cezalandırılmaktadır.
Ancak katil ve kurbanı arasında bir ilişki varsa kadın haklarının ihlali yasası altında ceza verilebilmektedir.
İsveç kadınlara yönelik şiddeti suç olarak kabul etmekte ve bu suçu toplumsal bir sorun olarak değerlendirmekte ve 2017-2026 yıllarını kapsayan 10 yıllık bir ulusal strateji çerçevesinde bu suça karşı mücadele etmektedir. 2024-2026 yıllarını kapsayan 132 maddelik bir eylem planıyla kadın cinayetlerini önleme çalışmaları yapılmaktadır.
Risk analizleri, elektronik kelepçe kullanımı sıkça kullanılan önlemler olarak karşımıza çıkmaktadır.
Vahşice işlenen Boden ve Rönninge cinayetlerinin ardından Başbakan Ulf Kristersson yaptığı açıklamada hükümetin, kadınlara yönelik erkek şiddetiyle mücadelesinin kararlılıkla yürütüleceğini belirtti.
Bahar aylarında yeni bir ceza yasası çıkarılarak pedofillerin, birçok kadına tecavüz eden seri tecavüzcülerin ve kadınları öldüren erkeklerin ağır hapis cezaları alması ve bir daha asla hapishaneden çıkarılmamasın sağlanacağını duyurdu.
İlişkisi olsun veya olmasın bir erkeğin şiddeti sonucu kadınların hayatını kaybetmesi çok büyük bir kayıp olduğunu ifade eden Başbakan Ulf Kristersson, kadınlara yönelik şiddet konusunda “sıfır tolerans” ilkesiyle toplumdaki birçok aktörü harekete geçirerek bakanlığa bağlı özel bir danışma gurubu kurulacağını ve kendisinin bizzat bu gruba başkanlık edeceğini sözlerine ekledi.
İsveç Adalet Bakanı Gunnar Strömmer de cinayetleri lanetleyerek “İsveç’te kadın olmak can tehlikesi taşımamalı” dedi.
Yılın ilk yazısıyla bizim de talebimiz tüm dünyada kadınlara yönelik her türlü şiddetin ivedilikle sonlandırılması, dünyanın hiçbir yerinde kadın olmanın can tehlikesiyle özdeş olmaması.