Haber Detayı

Stratejik bir okuma... FİLİSTİN, SİYONİZM VE ÇOK KUTUPLU DÜNYA MÜCADELESİ
Avrupa aydinlik.com.tr
06/01/2026 11:32 (1 gün önce)

Stratejik bir okuma... FİLİSTİN, SİYONİZM VE ÇOK KUTUPLU DÜNYA MÜCADELESİ

Bu metin, Filistin’de süregelen soykırımı çok kutuplu dünya mücadelesi bağlamında ele alarak, Çin’in izlediği diplomatik strateji ile Batılı komünistlerin ve dayanışma hareketlerinin üstlenmesi gereken siyasal rol arasındaki tamamlayıcı ilişkiyi tartışıyor.

Emperyalizmin krizinin derinleştiği bir dönemde, siyonizme karşı mücadelenin neden yalnızca ahlaki değil, aynı zamanda stratejik bir zorunluluk hâline geldiğini ortaya koyuyor.

İKİ ÖN KABUL Bu tartışmayı doğru kavrayabilmek için, güncel jeopolitik gelişmeleri ve Marksist teorinin temel önermelerini birlikte ele almak gerekir.

Aşağıdaki iki ön kabul, Çin’in Filistin meselesine ve çok kutuplu dünya stratejisine yaklaşımını anlamak açısından belirleyicidir.

Birinci ön kabul şudur: Çin ile Suudi Arabistan, petrokimya sektöründen temiz enerjiye, bulut bilişimden yapay zekâya kadar uzanan çok geniş bir yelpazede sayısız stratejik anlaşma imzalamıştır.

Bu, Çin Komünist Partisi’nin diplomatik bir ustalığıdır; zira uzun süredir neredeyse monolitik görünen Suudi Arabistan’daki gerici monarşi ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki tarihsel ittifakı, tamamen olmasa bile, ciddi biçimde zayıflatmayı başarmıştır.

Bunun anlamı şudur: Muhammed bin Selman, jeopolitik düzeyde bugüne kıyasla çok daha fazla hesaba katılması gereken bir aktör hâline gelecektir.İkinci ön kabul ise, Marksizmin temel bir öğretisidir: Emperyalizm var olduğu sürece savaş da var olacaktır.

Çin’in hedefi Üçüncü Dünya Savaşı’nı önlemek ve bu nedenle her türlü şiddet odağını her koşulda söndürmeye çalışmaktır.

Çin, Atlantik emperyalizmi karşısında ancak barışçıl ekonomik kalkınma yoluyla başarı kazanılabileceğine ve böylece egemen uluslar arasında karşılıklı işbirliğine dayanan çok kutuplu bir sistemin kapılarının açılabileceğine inanmaktadır. “Ortak geleceğe sahip insanlık topluluğu”na ulaşabilmek için Pekin, zaman kazanmak ve Yeni İpek Yolu’na zarar verecek çatışmalara sürüklenmemek adına her türden uzlaşmayı kabul etmek zorunda kalabilir; zira bu proje, Çin’in tüm dış politikasının temel eksenini oluşturmaktadır.

ANLATIDA ANİ BİR DEĞİŞİM:İSRAİL’İ ELEŞTİRMEK NEDEN ŞİMDİ MEŞRU HÂLE GELDİ?

Eylül 2024’te kaleme aldığım bir makalede, İsrail’in taktik düzeyde kazanıyor gibi görünse de stratejik düzeyde kaybedeceğini yazmıştım.

Siyonist varlığın askerî ve ekonomik kayıpları, uzun süreli bir savaş çabası için artık sürdürülemez hâle gelmektedir; buna ek olarak İsrail toplumunun kendi içindeki sosyal çelişkiler de giderek kaynamaktadır.

Bu durum hem sağda (yerleşimciler, istifa eden Mossad ajanları, rehinelerin yakınları vb.) hem de solda (askerlik hizmetini reddeden gençler, vicdani gerekçelerle firar eden subaylar, komünistlerin ve Arap hareketlerinin protestoları vb.) görülmektedir.

Buna, ülkeyi terk eden İsrail vatandaşlarının rekor düzeye ulaşan sayısını da eklemek gerekir.İmaj açısından bakıldığında ise Tel Aviv rejimi, iki yıl boyunca ana akım medyanın, Avrupa üniversitelerinin (hain) rektörlerinin ve Batılı hükümetlerin edepsiz suç ortaklığına rağmen ağır bir yenilgiyle çıkmaktadır.

Üstelik bu destek son dönemde aniden çökmüştür.

Tanık olduğumuz bu dönüş, ani ve koordinelidir; yani spontane ve samimi olmanın tam tersidir.

Bu kuşkulu anlatı değişiminin ardında yalnızca birkaç “radikal şık” çevrenin vicdanını rahatlatma çabası olmadığını, fanatik siyonistlerin bugün İsrail eleştirmenine dönüşmesinden anlayabiliriz.

En temel siyasal sezgiye sahip herkes, bunun arkasında uluslararası düzeyde bir yönlendirme olduğunu görebilir.Filistin’de süregelen soykırımın bir istikrarsızlık unsuru hâline geldiği, daha önce bazı çatlaklardan anlaşılabiliyordu.

İspanya hükümetinin Filistin’i tanıması ve aylar önce İsrail’le akademik işbirliğini askıya alması ilk işaretti; muhtemelen bunu daha büyük ve etkili adımlar izleyecektir.

Siyonist ve savaş yanlısı tutumuyla bilinen AB Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB–İsrail Ortaklık Anlaşması’nı gözden geçirmek istediğini açıklamıştı; geçen eylülde aynı derecede siyonist ve savaş yanlısı Ursula von der Leyen bile Tel Aviv’e yönelik ekonomik kısıtlamaları gündeme getirmişti.Bu nedenle, aşırı siyonist Donald Trump’ın bile “iki halk, iki devlet” şeklindeki sahtekâr ilkeyi yeniden canlandırmak adına beklenmedik hamleler yapmasına şaşırmamalıyız.

Ana akım televizyonların siyonist suçlara dair bazı gerçekleri sızdırması da şaşırtıcı olmayacaktır.

Tüm bunlar, artık savunulamaz ve utanç verici bir figür hâline gelen Benjamin Netanyahu’yu düşürmek ve onun yerine “iyi” bir siyonisti getirmek için yapılmaktadır.

Medya bu figürü şimdiden aramaktadır: tercihen İşçi Partisi’nden, mümkünse kadın; aksi hâlde geçmişte suç işlemiş birini bile “ılımlı” diye yeniden parlatabilirler.

Yaz boyunca Ehud Olmert ismi öne çıkarılmaya başlanmıştı; nasılsa 2008’deki “Dökme Kurşun” operasyonunu artık hiçbir gazeteci hatırlamıyor.

Şimdi ise başka bir isim üzerinde duruluyor gibi görünüyor.Netanyahu’nun yerine gelecek kişi, senaryoya uygun biçimde barış ve insan hakları hakkında konuşacak, BM’ye saygılı, sözde diyalog yanlısı bir siyonist rolü oynayacaktır.

İşte bu yüzden, daha önce sessiz kalan ya da muğlak tutum alan Avrupa yanlısı sosyal demokrasi (İsviçre’deki fırsatçı kanadı dâhil) bugün birdenbire meşaleli yürüyüşler, sessiz marşlar (oysa haykırmak gerekir!) ve hatta Filistin Devleti’nin tanınması için halk girişimleri düzenlemeye başlamıştır.

Amaçları, kamuoyunu kötülüğün siyonizm değil yalnızca Netanyahu ve onun “aşırı” çizgisi olduğuna inandırmaktır.

Böylece hem İsrail rejimini çöküşten kurtaracaklar hem de itibarı tükenmiş liberal, Batı yanlısı Arap sivil toplumunu yeniden canlandırarak Filistinli partizan hareketleri zayıflatacaklardır.Biz Marksistler için parola bunun tam tersidir: Siyonizm neo-sömürgeci bir projedir ve var olduğu sürece yalnızca katliamlar ve savaşlar üretecektir.

Massimiliano Ay/İsviçre Komünist Partisi Genel Sekreteri ÇİN ZAMAN KAZANIRKEN, BİZ BASKIYI ARTIRMALIYIZ Çin (ve onun Komünist Partisi), muhtemelen yönetim sorumluluğu taşımayan biz Batılı komünistlerden (ve belki Arap komünistlerinden) taktik olarak farklı bir çizgi izleyecektir.

Bu yöntem farkı asla Filistin davasından bir geri adım ya da ihanet olarak görülmemelidir; aksine mücadelemizi tamamlayan akıllı bir siyasi hamledir.

Çinli BM temsilcisinin de vurguladığı gibi “Filistin meselesi Ortadoğu’nun merkezî sorunudur”; ancak emperyalizm ile çok kutupluluk arasındaki çatışma yalnızca Gazze’de değil, küresel ölçekte yaşanmaktadır.

Örneğin Ukrayna, bugün dünya açısından Gazze’den çok daha tehlikeli bir savaş sahnesidir ve Moskova için öncelik buradadır.

Pekin ise Trump’ın gümrük vergileri saldırısını bertaraf etmek zorundadır; aksi hâlde tüm Çin ekonomik stratejisi zayıflayacaktır.

Çin Komünist Partisi bize, acı verici de olsa, dünyanın yalnızca Filistin’den ibaret olmadığını pragmatik biçimde öğretmektedir.Soykırımı durdurmak ve Ortadoğu’daki savaş odağını en azından birkaç yıl için söndürmek amacıyla Pekin, emperyalizmle geçici ve tiksindirici anlaşmalara bile girmekten çekinmeyecektir.

Bu nedenle 17 Kasım’da hem Pekin’in hem de Moskova’nın BM Güvenlik Konseyi’nde çekimser kalarak Donald Trump’ın kötü planının fiilen geçmesine izin vermesi şaşırtıcı değildir.

Çin’in BM Büyükelçisi Fu Cong, aceleyle oylamaya sunulan bu kararın “pek çok açıdan yetersiz ve derin biçimde kaygı verici” olduğunu, özellikle de “Gazze’nin Filistin halkına ait olduğunu ve başkasına ait olmadığını” açıkça belirtmediğini vurgulamış; buna rağmen Pekin’in mutlak önceliğinin “kalıcı bir ateşkes, insani felaketin hafifletilmesi ve savaş sonrası yeniden inşa yoluyla Gazze halkı için barış ve kalkınma umudunun yeniden yeşertilmesi” olduğunu net biçimde ifade etmiştir.Çin ayrıca bizim –yani muhalefetteki komünist partilerin ve Batılı dayanışma hareketlerinin– dikkate almak zorunda olmadığı bazı gerçekleri de göz önünde bulundurmak zorundaydı.

Diplomasi, yalnızca hoşumuza giden değil, fiilen iktidarda olan tüm hükümetlerle müzakere etmeyi gerektirir.

Trump planı, itibarı büyük ölçüde sarsılmış olsa da Filistin Ulusal Yönetimi tarafından dahi kabul edilmiş; Türkiye ve Pakistan gibi Pekin ve Moskova açısından kilit öneme sahip ülkeler dâhil olmak üzere neredeyse tüm Arap ve İslam ülkeleri tarafından isteksizce onaylanmıştır.

Bu bağlamda, Britanyalı “Friends of Socialist China” kolektifinin de doğru biçimde açıkladığı üzere, Çin veto hakkını kullansaydı “yalnızca Arap ve Müslüman ülkeler nezdindeki konumunu zayıflatır ve ABD’nin konumunu daha da güçlendirirdi. [...] Ayrıca bu durumda Çin ya da Rusya vetosu, ABD ya da İsrail’i planlarını uygulamaktan fiilen alıkoymaz, yalnızca en asgari düzeydeki uluslararası denetim ve sorumluluk mekanizmalarını da ortadan kaldırmış olurdu.”Bir gün Pekin, Moskova, Washington ve Riyad’ın açıkça dâhil olduğu bir anlaşmanın şekillenmesi de şaşırtıcı olmayacaktır.

Bu anlaşma, İsrail’i (ırkçı rejimine dokunmadan) koruyup toprak bakımından sınırlamayı ve eşzamanlı olarak uluslararası düzeyde tanınan bir Filistin Devleti kurmayı öngörebilir.

Ancak bu devlet, Hamas’ın talep ettiğinden daha küçük ve siyasi olarak laik olmayan bir yapı olur; bağımsızlığı ise örneğin Suudi Arabistan’a devredilmiş geçici bir vesayet altında kalabilir.

Bu senaryo, soykırımı durduracağı için insani açıdan “anlaşılabilir”, ancak siyasi ve ideolojik açıdan olumsuzdur.Böyle bir durumda komünistler ve Filistin’le dayanışma hareketleri, İsrail rejiminin içinde her zaman barındırdığı etnik temizlik niyetinde oluşabilecek bu “mola”yı değerlendirmeli ve siyonizm karşıtı mücadeleyi Filistin’in nihai ulusal kurtuluşuna kadar sürdürmelidir.

ÖNCELİK SİYONİST ÖFKEYİ ETKİSİZLEŞTİRMEK VE İSVİÇRE’DEKİ UZANTILARINI AÇIĞA ÇIKARMAKTIR Moni Ovadia’nın da söylediği gibi, “iki halk iki devlet” çözümü emperyalizmin Filistin halkını kandırmak için kullandığı bir aldatmacadan ibaret olmuştur.

Komünistlerin hedefi bu değildir.

Biz Filistin’in “nehirden denize” özgürleşmesi için mücadele ediyor, 1948’de emperyalizm tarafından icat edilen ve bir süre Sovyetler tarafından da tolere edilen siyonist varlığın meşruiyetini tanımıyoruz.

Ancak bugün yalnızca derhâl durdurulması gereken korkunç bir soykırım değil, aynı zamanda kontrolden çıkmış fanatik bir Tel Aviv rejimiyle karşı karşıyayız.

Bu rejim, Lübnan’ı ve İran’ı bombalayarak da gösterdiği üzere savaşı genişletmeye hazırdır.

Bu nedenle siyonist öfkeyi etkisizleştirmek birinci hedeftir ve Çin’in bu yönde çalıştığı görülmektedir.Bu yüzden biz İsviçreli komünistler için bu mücadelenin yeni aşaması esasen “ulusal” bir nitelik taşımaktadır. 17 Kasım’da Bellinzona’da Bağımsız Öğrenci ve Çıraklar Sendikası (SISA) ile Komünist Gençlik öncülüğünde sokağa çıkan öğrenciler bunu açıkça ortaya koymuştur.

Açılış pankartında genel bir “Filistin için Öğrenciler ve Çıraklar” değil, net ve mücadeleci bir “Anti-Siyonist Öğrenciler ve Çıraklar” yazıyordu.

Henüz ergenlik çağını yeni aşmış bu gençler bize çok şey öğretti: Bugün öncelik, geçmişte faşizm karşıtı olunması gibi, siyonizm karşıtı olmaktır.Tarihçi Luciano Canfora’ya göre günümüzün nazizmi olan siyonizm, Atlantikçiliğin en saldırgan, en irrasyonel ve en ırkçı biçimidir.

Ülkemizdeki siyonist tehlikeyi reddetmeli, teşhir etmeli ve ortadan kaldırmalıyız.

Filistin’deki partizan mücadeleye gerçekten yardımcı olmanın en devrimci yolu, İsviçre Ordusu’na, kamu yayıncılığına, üniversitelere, araştırma merkezlerine, liselere, şirketlere ve hatta (sol partiler dâhil) siyasi partilere sızmış siyonistleri açığa çıkarmaktır.

Siyonistler yalnızca sosyalist her türlü ihtimalin önündeki en büyük engel değil, aynı zamanda NATO ve AB karşısında bağımsız ve tarafsız bir İsviçre’nin de en güçlü düşmanıdır.

İlgili Sitenin Haberleri