Haber Detayı
Suudi Arabistan–BAE ittifakı çatırdıyor: Yemen’den Sudan’a uzanan derin güç mücadelesi | Dış Haberler
Suudi Arabistan, Yemen savaşında eski bir ortak ve Körfez'deki müttefiki olan Birleşik Arap Emirlikleri'ni (BAE), ulusal güvenliğini zayıflatmakla kamuoyu önünde suçladı. Riyad'dan gelen bu olağanüstü sert açıklama, uzun süredir kapalı kapılar ardında tutulan derin bir ayrılığı açık şekilde gün yüzüne çıkardı.
Kullanılan dil, Suudi Arabistan’ın bugüne kadar bir müttefikine karşı kullandığı en sert ifadeler arasında yer alırken, Riyad’ın BAE’nin giderek daha bağımsız ve kendi ajandasını önceleyen dış politikasından duyduğu rahatsızlığı da net biçimde ortaya koydu.
Bu gerilim, geçtiğimiz hafta Suudi Arabistan’ın Yemen’de BAE bağlantılı bir sevkiyata hava saldırısı düzenlemesiyle somut bir askeri boyut kazandı.
Bölgedeki yerel kaynaklara göre Suudi Arabistan, özellikle kendisiyle uzun bir sınırı paylaşan Yemen ve Kızıldeniz’in karşı kıyısında yer alan Sudan’daki BAE faaliyetlerinden ciddi endişe duyuyor.
Suudi yetkililer, bu iki ülkede yaşanabilecek bir istikrarsızlık ya da olası bir devlet çöküşünün, doğrudan Suudi Arabistan’ın ulusal güvenliğini tehdit edebileceği görüşünde.
Riyad’ın BAE Rahatsızlığı Yemen ve Sudan’ı Aştı: Afrika Boynuzu ve Suriye Endişesi Riyad’ın rahatsızlığı Yemen ve Sudan’la sınırlı değil.
Suudi Arabistan, BAE’nin Afrika Boynuzu ve Suriye’de izlediği politikalara da mesafeli yaklaşıyor. Özellikle Abu Dabi’nin Suriye’de Dürzi topluluğunun bazı unsurlarıyla ilişkiler geliştirdiği değerlendirmesi Riyad’da dikkatle izleniyor.
Bu çevrelerdeki bazı Dürzi liderlerin açıkça ayrılıkçı fikirler dile getirmesi, Suudi Arabistan açısından ek bir risk unsuru olarak görülüyor.
BAE’li bir yetkili ise ülkesinin dış politikasının uluslararası iş birliği ve uzun vadeli refahı öncelediğini savunarak, bu yaklaşımı “sorumlu liderlik” ve “kalıcı ilerleme” vizyonunun bir parçası olarak tanımladı.
Yetkili, Suriye’deki faaliyetlere ilişkin iddialara doğrudan yanıt vermezken, BAE’nin Dürzilerin özerklik ya da ayrılık taleplerini kamuoyu önünde desteklemediğini vurguladı.
Yemen’in Güneyi BAE İçin Stratejik, Riyad İçin Güvenlik Riski Abu Dabi açısından Yemen’in güneyi; küresel deniz ticaret yolları, Kızıldeniz’deki nakliye hatları ve Afrika Boynuzu’na yakınlığı nedeniyle stratejik önem taşıyor.
BAE, bu bölgede hem askeri hem de ticari çıkarlar inşa etmiş durumda.
Emirlik yönetimi, Yemen’deki varlığının aşırılıkçı örgütlerle mücadele kapsamında daha geniş bir güvenlik stratejisinin parçası olduğunu savunuyor. Ülkede uzun süredir DEAŞ ve El Kaide varlığının bulunması bu söylemin temel dayanaklarından biri olarak gösteriliyor.
Ancak Yemen, Sudan ve Afrika Boynuzu’nun coğrafi olarak BAE’ye kıyasla Suudi Arabistan’a çok daha yakın olması, Riyad’ın tehdit algısını büyütüyor ve güvenlik hassasiyetini artırıyor.
Siyasi kaynaklar, Riyad yönetiminin BAE’i ile son bir yıl içinde 9 görüşme yaptığı ancak kırılma hatlarının çözümüne dair bir çözüme ulaşılamadığını ifade ediyorlar Suudi Arabistan-BAE Gerilimi Küresel Enerji ve Ticaret Dengeleri İçin Kritik Eşik Bölgedeki siyasi kaynaklar, mevcut gerilimin doğrudan bir savaşa dönüşmesini beklemese de sınırlı bir bozulmanın dahi küresel sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor.
Zira daha önce körfez ülkeleri Katar’a karşı ortak hamle yapma kararı ile birlikte bölgede gerilim en üst seviyeye taşınmıştı.
Suudi Arabistan ve BAE, dünyanın en büyük petrol ihracatçıları arasında yer alırken, küresel ticaretin en kritik iki deniz geçidine — Hürmüz Boğazı ve Babül Mendep — yakın konumda bulunuyor.
Dünya petrol ticaretinin önemli bir bölümü ve Süveyş Kanalı’na yönelen küresel deniz trafiği bu hatlardan geçiyor.
Bu nedenle iki ülke arasındaki sınırlı bir kriz bile enerji piyasaları tarafından yakından izleniyor.
İki ülke aynı zamanda Arap dünyasının en büyük ve ikinci büyük ekonomileri konumunda.
ABD’ye yönelik, özellikle savunma ve teknoloji alanlarında, trilyonlarca dolarlık uzun vadeli yatırım taahhütleri bulunuyor ve Washington’un en gelişmiş askeri sistemlerine erişim sağlıyorlar.
Uyumdan Ayrışmaya: Suudi Arabistan ile BAE Arasında Dağılan Ortak Tehdit Algısı Yaklaşık on yıl önce Riyad ve Abu Dabi, bölgenin en büyük tehditleri olarak gördükleri unsurlar karşısında neredeyse tam bir uyum içindeydi. radikalizim, İran’ın artan bölgesel etkisi ve Arap Baharı’nın tetiklediği ayaklanmalar ortak tehdit başlıklarıydı.
Bu çerçevede Yemen’de İran destekli Husilere karşı ortak askeri müdahale başlatıldı, bölge genelinde karşı-devrimci aktörler desteklendi ve Katar’a yönelik ağır bir abluka uygulandı.
Zamanla bu uyum bozuldu.
Tehdit algılarının değişmesiyle birlikte Suudi Arabistan ve BAE’nin öncelikleri ayrıştı, rekabet eden bölgesel ajandalar öne çıktı.
Son yıllarda iki ülke, özellikle Yemen ve Sudan’daki iç savaşlarda karşıt tarafları destekler hale geldi.
Bugün Suudi Arabistan, bir dönem İran’a yönelttiği suçlamayı BAE’ye yöneltiyor: Bölgedeki silahlı devlet dışı aktörlerin desteklenmesinin güvenliği tehdit ettiği.
Bu tablo, İran’ın bölgesel nüfuzunun görece zayıfladığı ve güç mücadelesinin yeni aktörler arasında yoğunlaştığı bir dönemde ortaya çıktı.
BAE’li yetkililer de Yemen’de, “meşru Yemen hükümeti ve Suudi Arabistan’ın talebi üzerine” ciddi bedeller ödediklerini vurguluyor.
Yemen operasyonları sırasında onlarca Emirlik askerinin hayatını kaybettiği hatırlatılıyor.
Yemen ve Sudan Dosyaları Suudi Arabistan-BAE Gerilimini Açığa Çıkardı Sudan ve Yemen’deki çıkar çatışmaları, krizin açık şekilde su yüzüne çıkmasına yol açtı.
Aralık ayı başında Yemen’de BAE destekli ayrılıkçı Güney Geçiş Konseyi (STC), ülkenin güneyinde geniş alanları ele geçirerek Suudi Arabistan destekli Yemen hükümet güçlerini bölgeden çıkardı.
Bölgedeki yerel kaynaklara göre Riyad, BAE’nin Yemen’in Suudi sınırına yakın vilayetlerde ayrılıkçı güçleri harekete geçirdiğine inanıyor.
Bu sürecin, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Kasım ayında Beyaz Saray ziyareti sırasında ABD Başkanı Donald Trump’tan Sudan’daki iç savaşla bağlantılı olarak BAE’ye yaptırım talep ettiği yönünde Abu Dabi’ye iletilen yanlış bilgilerle tetiklendiği belirtiliyor.
Suudi Arabistan, böyle bir talepte bulunmadığını açıklamak üzere BAE ile temas kurdu.
Bu iddiaya ilişkin BAE cephesinden doğrudan bir açıklama gelmedi.
Riyad’dan Sahada Sert Mesaj: Yemen’de BAE Destekli Güçlere Askerî Baskı Artıyor Riyad, sınır güvenliğine ilişkin “sıfır tolerans” mesajını sahada da gösterdi.
Salı günü Yemen’de bir BAE sevkiyatı hava saldırısıyla hedef alındı ve Yemen hükümetinin BAE güçlerinin ülkeden çekilmesi yönündeki çağrısı desteklendi.
BAE çekilmeyi kabul etti, ancak Suudi devlet medyasında ve etkili yorumcular arasında BAE karşıtı söylem daha da sertleşti.
Yerel kaynaklar, ayrılıkçı güçlerin geri adım atmaması halinde STC’ye yönelik yeni Suudi hava saldırılarının da masada olduğunu belirtiyor.
BAE’nin Yemen’den çekilmesinin ardından ayrılık yönünde adımlar atan STC, yoğun askeri baskı sonucu toprak kaybetti ve Suudi Arabistan’la diyaloğa oturmak zorunda kaldı.
Bu gelişme, Abu Dabi açısından stratejik bir geri adım olarak değerlendiriliyor.
Riyad’dan Hiyerarşi Vurgusu, Abu Dabi’den Bağımsız Güç Mesajı: Körfez’de Stratejik Ayrışma Derinleşiyor Riyad’dan verilen mesaj net: Suudi Arabistan kendisini Arap ve Müslüman dünyasının merkezinde görüyor ve diğer bölgesel aktörlerin buna göre konumlanmasını bekliyor. yorumcular, Körfez ülkeleri arasındaki yapısal dengesizliğe dikkat çekerek, küçük ülkelerin artan ekonomik güçleriyle kendilerini Suudi Arabistan’ın eşit ortağı gibi görmeye başladığını, bunun da zaman zaman Riyad çizgisinden sapmalarla sonuçlandığını savunuyor.
BAE ise son yıllarda, bölgesel güç merkezlerinden bağımsızlığını özellikle vurgulayan bir çizgi izliyor.
Filistin devleti kurulmadan İsrail’le ilişkilerin normalleştirilmesi ve yakın çevresi dışındaki ülkelere yönelik askeri müdahaleler bu yaklaşımın öne çıkan örnekleri arasında yer alıyor.
Suudi Arabistan-BAE Gerilimi Katar Ablukasına Dönüşmez, Rekabet Ekonomide Yoğunlaşır Riyad ile Abu Dabi arasındaki bu benzeri görülmemiş gerilime rağmen uzmanlar, krizin 2017–2021 dönemindeki Katar ablukası benzeri büyük çaplı bir kopuşa dönüşmesini beklemiyor.
Ekonomik rekabetin artması ve iki ülkenin Washington nezdinde dış politika anlatılarını yarıştırması ise olası senaryolar arasında görülüyor.
Suudi Arabistan’da Veliaht Prens Muhammed bin Selman döneminde ekonomik dönüşüm öncelikli gündem haline gelirken, bu durum Riyad’ın gerilimi daha ileri boyutlara taşıma isteğini sınırlayan en önemli faktörlerden biri olarak değerlendiriliyor.
Uzmanlara göre her iki ülkenin de birbirine karşı kullanabileceği ciddi ekonomik ve finansal araçlar bulunsa da, geçmişte Katar’a uygulanan ablukanın beklenen sonuçları vermemesi, Riyad ve Abu Dabi için önemli bir ders niteliği taşıyor.