Haber Detayı
Duran Kalkan: İran'da da bir çözüm süreci gelişebilirdi
2025’i 'tarihi bir yıl' olarak tanımlayan Duran Kalkan, Türkiye’deki sürece değinerek, 'Kürtlerin de güvene ihtiyacı var' vurgusu yaptı. Kalkan, İran’daki Kürtlere yönelik baskıların tehlikeli sonuçlar doğuracağını belirterek, bir çözüm sürecinin İran'da da geliştirilebileceğine işaret etti.
Artı Gerçek - PKK yönetici Duran Kalkan, 2025 yılına dair dair değerlendirmelerde bulundu.
Medya TV'ye konuşan Kalkan, Türkiye'de Kürt sorunun çözümü kapsamında başlatılan sürece değinerek 'Kürtlerin de güvene ihtiyacı var' vurgusu yaptı.
Benzer bir sürecin İran'da da yürütülebileceğine işaret eden Kalkan, "Aslında biz de bu temelde rol oynayabilirdik.
Bunu zaman zaman da ortaya koyduk.
Fakat şimdiye kadar herhangi bir gelişme olmadı" dedi.
Kalkan'ın konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle: 2025 yılı, 100 yıllık Kürt-Türk devleti çatışması sürecine 41 yıllık PKK öncülüğünde gerilla temelinde süren savaşa, bunun yol açtığı çatışmalara son veren, bunları durduran tarihi bir yıl oldu.
Hiç kimse bunun böyle olacağını beklemiyordu.
Önder Apo irade koydu.
Herkesi ikna edebilmek için 'sorumluluk üstleniyorum' dedi.
PKK de çağrının gerektirdiği pratik adımları hem de hiç geciktirmeden aynı kararlılıkla, net bir biçimde attı, kararları aldı.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci yeni bir süreç.
TC devletinin 1924'teki Kürt inkarı, Kürt karşıtı yapılanması temelinde Şubat 2025'te başlayan çatışmalı durum, 100'üncü yıldönümünde; yani Şubat 2025'te Önder Apo'nun Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı'yla durduruldu, sona erdirildi.
Önder Apo dedi ki, 'gelecek 100 yılın temellerini atıyoruz, hatta bin yılın temellerini atıyoruz'.
Kürt-Türk çatışmasına sahne yapılan geçmiş yüzyılı yılı sona erdirerek demokratik temelde Kürt-Türk barışına dayalı yeni bir ilişki düzeni, demokratik entegrasyon temelinde yeni bir ilişki düzeni geliştiriyor ve yeni bir yüzyılın, bin yılın geleceğinin önünü açıyoruz, temellerini atıyoruz, adımlarını döşüyoruz. 2025 yılını böyle değerlendirdi.
Gerçekten de 1925'ten 2025'e bir 100 yılı bu temelde anlamak lazım. 'İRAN ÜZERİNDEKİ BASKILARI TÜRKİYE KENDİ ÜZERİNE ALMALI' Birçok şey oluyor.
Libya şeye giriyor, Mısır zaten bu işin merkezlerinden.
İsrail-Kıbrıs-Yunanistan ilişkileri, Doğu Akdeniz üzerindeki hakimiyet ortada.
Türkiye Akdeniz'e açılıyordu, Akdeniz'de bir takım şeyleri geliştirmekle hatta petrol aramakla övünüyordu.
Kendisinin alanı diyordu.
Şimdi neredeyse Akdeniz'e inemeyecek duruma gelmek üzere.
Bunu herkes görüyor.
Güneyden kuşatılıyor, Ortadoğu'ya inemez hale getiriliyor.
Kuzeyden kuşatıldı, Karadeniz'e çıkamaz hale getiriliyor.
Yani keşif uçakları dolaşıyor, savaş uçakları düşüyor.
Türkiye'de düşüyor, Türkiye uçakları.
Azerbaycan'da bile bir uçak düştü.
Aslında şaibeliydi.
Yani birçok şey var; nedenleri bilinemiyor, açıklanamıyor.
Gizli tutuluyor.
Ama büyük tehlike ortada.
Bir defa bu gerçeği herkesin görmesi lazım.
İran üzerindeki baskıları da Türkiye kendi üzerine almalı.
Bu durum geçici bir durum değil.
Teslim olunarak giderilecek bir durum da değil.
Türkiye'yi bu durumdan kurtaracak yegane süreç, Barış ve Demokratik Toplum süreciydi, Türk-Kürt kardeşliği temelinde yeni bir demokratik Türkiye'yi inşa etmekti. 'KÜRTLERİN DE GÜVENE İHTİYACI VAR' Biz Kürt tarafı olarak ne kadar bütünlüklü, tutarlı, söz ve eylem birliği içinde olduğumuzu ortaya koyduk.
Diyorlar ki, tarafların karşılıklı güven sorunu var.
Kürtlerden güven isteyenler için daha ne yapabilirdi ki Kürtler?
Hareket olarak PKK'nin -bu kadar süre geçmiş olmasına rağmen-, sabırla, sürecin ilerlemesi için çalışan duruşu ortada.
Bu anlamda güven isteyenlere bundan daha açık, güven verici bir şey olmazdı.
Ama Kürtlerin de güvene ihtiyacı var.
Güven verici adımlar atılabildi mi?
O görülemiyor.
Burada bir zayıflık oldu bir defa.
Niye bunu söylüyorum?
Çünkü süreci toplum yürütüyor.
Toplumsallaştıkça, topluma yayıldıkça, toplum buna katılıp sahip çıktıkça bu süreç doğru ilerler, başarıya gider.
Başka türlü gitmez. 'BAHÇELİ'NİN ÇAĞRILARININ İÇİ DOLMADI' Bu Meclis Komisyonu çalışması önemli oldu.
Devlet Bahçeli'nin tutumu, konuşmaları, çağrıları önemli oldu.
Topluma yansımadıysa da siyasetle uğraşanlara umut verdi gerçekten.
Fakat içi dolmadı, hep sözde kaldı. 'Gelsin mecliste konuşsun, umut hakkından yararlansın' diyordu.
İlk başlangıçta Önder Apo'ya böyle çağrı yaptı.
Bunun önünü kendileri açacaktı.
Niye açmadı?
KOMİSYON ÇALIŞMALARI Komisyon çalışmasının bu kadar tartışılması, iyi değerlendirilirse olumlu denebilir.
Ama süreci uzattı biraz.
Önder Apo'yla görüşmeye giden bir heyet daha güçlü olmalıydı.
Bunlar eleştirildi.
Şimdi raporlar verildi, Meclis'e sunulacak.
Komisyon ortak rapor hazırlıyor, fakat ortak raporlara dair değerlendirmeler ortada.
Raporlar çok zayıf, çok yetersiz.
Onlardan çıkacak ortak rapor daha da yetersiz olacaksa ve bu temelde Meclis, demokratikleşme temelinde sürecin çözümünün önünü açacak kanunlar vs geliştirme yerine parçalayıcı, dağıtıcı, yönetimi, önderliği, örgütü, savaşçıyı birbirinden ayırıcı yaklaşımlarla hareket ederse, bu yanlış olur.
VENEZUELA'YA SALDIRI (ABD'nin Maduro'yu kaçırması) Olay herkesi şaşırttı.
Sanki 2026'ya girerken şok edici, korku verici bir şey oldu.
Yani ABD ve müttefikleri Avrupa'da destekliyor, İsrail destekliyor, hemen destek açıkladılar.
Zaten bütün bunların sorumlusu aslında Amerika değil.
Amerika'dakine 'kovboy kapitalizmi' denilebilir.
Kapitalizminin esas sorumlusu Avrupa'dır; İngiltere'dir, Fransa'dır, Almanya'dır.
Bazıları bunu Trump'ın kişiliğine bağlıyor; hayır, öyle değil yani.
Trump'tan önceki yönetim zamanında yapılanlara da bakalım.
Ukrayna Savaşı'nı o yönetim çıkardı.
Ukrayna Savaşı bundan çok mu farklıydı?
İRAN'DA YAŞANANLAR Biz, jin, jiyan, azadî serhildanları olurken de, İranlı yöneticilerin bakış açılarını, değerlendirmelerini doğru bulmadığımızı söyledik.
Şunu da söyleyelim: Yeterince bilgimiz yok.
Bilgi çok çıkmıyor, sınırlı bilgi çıkıyor.
Bildiklerimiz ne kadar doğru, yeterli; o da değerlendirme konusu ama bildiğimiz kadarıyla değerlendiriyoruz.
Bu çerçevede Kürtlere dönük de daha sert, baskıcı bir tutum var.
En azından Kürdistan'daki devletin böyle olduğu görülüyor.
Biz ne diyelim bu durumda? 'İsrail'in oyunu', 'Amerika'nın oyunu' diyerek hiç altından kalkılamaz.
Bu toplum ne istiyor?
Kulak kabartmalı yöneticiler, dinlemeliler.
ABD de bir şey açıklıyor, İsrail de açıklıyor, başka devletler de açıklıyor.
Onların açıklamalarına bakıp da bu halkın tutumu değerlendirilemez.
Onları doğru anlamak, doğru yaklaşmak gerekli.
Ben şunu söyleyebilirim: İran yönetimi eğer gerçekten doğru yaklaşır, anlamaya çalışır, toplumla diyalog kurar ve toplumun istekleri doğrultusunda bir demokratikleşmeyi, değişimi, dönüşümü öngörürse, bu dış güçlerin baskısını da ortadan kaldırabilir.
Baskıcı ve mevcut tekçi, merkezi, demokratik olmayan yönetim tarzıyla İran yönetilemez artık.
İRAN'DA DA 'SÜREÇ BAŞLATILABİLİRDİ' VURGUSU Diğer yandan Kürtler açısından da, mesela en büyük Kürt örgütlenmesi PJAK, 15 yıldır, 2011'den beri ateşkes yürütüyor.
Çok tutarlı.
Bu kadar baskıya rağmen sabırla bu şeyi sürdürüyor.
Başka şeyler de çok geliştirmediler.
Aslında İran'da çatışmalar olurken, iç çelişkiler artarken bundan faydalanıp da silahlı şeyi artırmadılar.
Bunu görmesi lazım.
Böyle bir politik tutum varken, bunu görüp anlamayıp da şiddetle üzerine gitmek, bombayı topunun içine atmak demek oluyor.
Bu tehlikeli, net ifade edebilirim.
Diğer parçalarda, Kürt sorununun çözümü yönünde adımlar atılıyor, demokratik birlik, siyasi çözüm yönünde, Türkiye'de Önder Apo'nun geliştirdiği süreçler var.
Bu, İran'da çok daha iyi geliştirilebilirdi.
Sorunları dinlense, uzlaşma aransa İran'daki Kürt toplumuyla siyasi çözümün önü daha çok açılabilirdi.
Aslında biz de bu temelde rol oynayabilirdik.
Bunu zaman zaman da ortaya koyduk.
Fakat şimdiye kadar herhangi bir gelişme olmadı." (MA)