Haber Detayı

Hatimoğulları: Süreç belirsizlikle yönetilemez, adım atılmalı
Politika artigercek.com
06/01/2026 14:48 (1 gün önce)

Hatimoğulları: Süreç belirsizlikle yönetilemez, adım atılmalı

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Kürt sorununun çözümüne ilişkin sürecin zamana yayıldığını belirterek, “Barış açıklık, cesaret ve kararlı bir irade ister” dedi. Hatimoğulları, İran’dan Suriye’ye uzanan krizlere de dikkat çekti.

Artı Gerçek - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık grup toplantısında gündeme dair konuştu.

Konuşmasına 1 Ocak günü yaşamını yitiren Gazeteci Hüseyin Aykol'u anarak başlayan Hatimoğulları, Kürt sorununun çözümü kapsamında başlatılan sürece değinerek, “Süreç belirsizliklerle yönetiliyor.

Zamana yayılıyor.

Barış açıklık, cesaret ve kararlı bir irade ister” dedi.

Eş Genel Başkan Hatimoğulları'nın konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle: "Hatay Valiliği'nin 2025 yılı sonunda yapmış olduğu açıklamaya göre 148 bin kişi hâlâ konteynerlarda, konteyner kent dışında da bağımsız konteynerlarda yaşayan insanların sayısı dahi tespit edilemiyor.

Yılbaşında Hatay'daydım ve Hatay'da Antakya Samandağ ve Defne ilçelerindeki çok sayıda mahallede günlerce elektrik kesintisi yaşandı. 'ARTIK ADIM ATMA ZAMANI' Sayın Öcalan yaptığı bu çağrıyla (27 Şubat çağrısı) barış için büyük bir imkan sundu.

DEM Parti olarak bizler de tüm çabamızı barışa, rotamızı demokrasiye, umudumuzu adalet içinde bir geleceğe yönlendirdik.

Ve Meclis’te bütün Türkiye kamuoyunun yakından takip ettiği üzere bir komisyon kuruldu.

Komisyon önemli dinlemeler gerçekleştirdi.

Akabinde beklenen İmralı ziyaretini de gerçekleştirdi.

Ve Kürt meselesinde tarihi bir eşikten atlandı diye ifade ettik.

Evet, iktidar ve devlet 2025'teki bu gelişmelere yakışacak adımları ve toplumsal beklentileri ne yazık ki henüz karşılayamadı.

Artık adım atma zamanı. 'SÜREÇ BELİRSİZLİKLERLE YÖNETİLİYOR' Bakın 2026'da barış ve demokrasiyi eşzamanlı büyütme ile karşı karşıyayız.

Böyle bir sorumlulukla karşı karşıyayız.

Türkiye'de yaşanan temel sorun şu; barış için ortaya çıkan tarihsel imkan somut siyasal ve hukuki adımlarla karşılık bulmuyor.

Süreç belirsizliklerle yönetiliyor.

Zamana yayılıyor.

Bu, barışı ilerletmiyor.

Barış açıklık, cesaret ve kararlı bir irade ister.

DEM Parti olarak şunun altını ısrarla çiziyoruz; barış süreci belirsizliğe terk edilemez, zamana yayılamaz, başka siyasal dosyaların gölgesine sıkıştırılamaz.

Bu süreç niyet beyanıyla değil Meclis'ten geçecek bir demokratikleşme ve barış paketi ile ilerleyebilir.

Yapılması gerekenler somut.

İlk etapta hızlıca bazı adımların atılması gerekiyor.

Sayın Abdullah Öcalan'ın özgür iletişim ve haberleşme koşulları sağlanmalıdır.

ATILMASI GEREKEN ADIMLARI SIRALADI Partiler komisyona raporlarını verdi.

Herkes kendi penceresinden kendi raporunu yazdı.

Komisyonun Kürt meselesini bütün boyutlarıyla çözemeyeceğinin zaten hepimiz farkındayız.

Ancak Komisyon, Kürt meselesini şiddet zemininden hukuki ve siyasi bir zemine çekebilecek adımların atılmasını sağlamakla yükümlüdür.

Bunun için ilk elden PKK’ye ve sonuçlarına ilişkin özel bir yasa çıkarılmalıdır.

Kayyım rejimi derhal son bulmalıdır.

Ahmet Türk'ün beraatine rağmen hala Mardin'de kayyımın görev süresinin uzatılmış olması, bu sürecin ruhuna ters düşmektedir.

Demokratik Entegrasyon Yasası çıkarılmalı.

İnfaz hukukunda kapsamlı, adil, eşitlikçi düzenlemeler yapılmalıdır.

Siyasi tutsaklar derhal serbest bırakılmalıdır.

Bu komisyon bunun için çalışmalıdır.

Meclis bunun için çalışmalıdır. 'SÜREÇ KARŞITLIĞI ÖRGÜTLENİYOR' Bugün Meclis ve siyaset kurumunun önünde tarihsel bir sorumluluk duruyor.

Barış, bir hükümet politikası olmanın ötesinde Türkiye'nin ortak geleceğini kurma meselesidir.

Buradan hem iktidara hem muhalefete açıkça sesleniyoruz; barış, oy hesabına, seçim takvimine, anketlere, polemiklere, farklı ajandalara kurban edilemez.

İktidarın sorumluluğu süreci ertelemek değil, somut ve güven verici adımlarla süreci ilerletebilmektir.

Muhalefetin sorumluluğuysa seyirci olarak izlemek değil, demokratik çözümün bir parçası olmaktır.

Bakın, süreç karşıtlığı hızla örgütleniyor. 'Süreç bölünme getirir' diyorlar.

Oysa tam tersi yani inkar ve baskı politikaları ülkeyi böler.

DEM Parti olarak barışı Meclis’te savunacağız, sokakta örgütleyeceğiz ve büyüteceğiz. 'EMEKLİ TAŞ MI YESİN?' Memurlar, memur emeklileri ve emeklilerin zam oranları belirlendi.

SSK ve Bağ-Kur emeklilerine sadece yüzde 12.19 zam yapıldı.

Yanlış duymadınız.

Memur ve memur emeklilerine ise yüzde 18.6 zam yapıldı.

Bu memur, bu emekli ne yesin?

Taş mı yesin? 'MONROE DOKTRİNİ' HATIRLATMASI Venezuela’da yaşananlar, uyuşturucuyla mücadele ve narkoterör söylemleriyle meşrulaştırılmaya çalışılıyor.

Ancak gerçekte hedeflenenin ne olduğunun farkına varılmalıdır.

Burada hedeflenen rejim değişikliğidir.

Özellikle Çin ve Rusya’nın nüfuzunu kırmak, İran’a mesaj vermek, enerji denkleminde ve çok kutuplu hale gelen yeni dünya düzeninde ABD’nin kendi üstünlüğünü tahkim etme adımları olarak görmek gerekiyor.

Şimdi de ABD, Grönland’ı, Kolombiya’yı ve Küba’yı benzer bir kuşatmayla tehdit etmektedir.

ABD’nin son ulusal güvenlik strateji belgesi, 200 yıl önceki Monroe Doktrini’ne dönüşü işaret etmektedir.

Emperyalist güçlerin dünyayı üç büyük savaşa sürükleme halini durdurmanın yolu, gerçek anlamda bir enternasyonalist barış hareketini örgütleyebilmekten geçer.

Halkların, işçilerin, emekçilerin, kadınların, doğa ve insan hakları savunucularının enternasyonalist bir örgütlenme ve mücadele dışında bir seçeneği yoktur. 'İRAN OYUNLARI BOŞA DÜŞÜRMEK İSTİYORSA BASKILARA SON VERMELİ' Ortadoğu'nun yeni yangın yeri İran.

İran rejimi demokratikleşmeyi reddetti.

Hakkı, hukuku sağlamıyor.

Kadınlara saldırmaya devam ediyor.

Milyonlarca insan açlıkla ve yok yoksullukla karşı karşıya.

Bu insanlar hakkını aramak için şimdi sokaklarda, meydanlarda.

Ve son protestolarda onlarca sivil katledildi.

Daha vahimi gözaltılar sürerken, tutuklu bulunan ve hakkında idam kararı olan Kürt siyasetçiler böylesi bir atmosferde idam ediliyor.

Ve emperyalist güçlerin bölgede kurdukları oyunun da farkındayız.

Başta İran ve Türkiye olmak üzere oynanan bu oyunları boşa düşürmek istiyorsa; bunun için atılması gereken adımlar nettir.

O da içerideki baskılara son vermek. 'ALEVİ KATLİAMINA SESSİZ KALANLAR SUÇ İŞLİYOR' Bu büyük kaos döneminde Suriye son derece kritik bir noktada duruyor.

Alevi katliamına ferman kesenler ya da sessiz kalanlar büyük bir suç işliyor.

Alevilere dönük bu soykırımı asla kabul etmiyoruz.

Bizler DEM Parti olarak diyoruz ki; Suriye'deki Alevi canlarımız yalnız değildir. 'TEHDİT DİLİNDEN VAZGEÇİN' Evet, bu gerçekler yaşanırken Suriye Demokratik Güçlerini, Kürtleri ve Özerk Yönetim'de yaşayan halkları tehdit ediyorlar. ‘Teslim olun’ diyorlar.

Biz de buradan soruyoruz; bugüne kadar hangi sorun teslimiyetçi bir anlayışla çözüldü?

Orada yaşanan Dürziler'e ve Alevilere dönük bu kadar capcanlı, dipdiri hala devam eden bir katliam yaşanırken Kürtlere bu çağrıyı yapmak hangi anlayışa sığar?

Farklılıkları yok sayan Şara rejimini, Kürt'e karşı öne sürmekten vazgeçin.

Sayın Öcalan'ın yılbaşı arifesinde Suriye'ye yönelik çözüm barış ve kardeşlik ekseninde çok önemli bir mesajı yayınlandı.

Üzerinden saatler geçmeden Savunma Bakanı Yaşar Güler tehditler savurdu.

Biz bir kez daha diyoruz ki bu tehdit dilinden vazgeçin.

Bu süreç tehditle tehdit dilini öne çıkartarak ilerletilebilecek süreçler değil.

MHP’YE ÇAĞRI Suriye halklarının bize ihtiyacı var.

Tehditlere değil.

MHP yöneticilerine de buradan sesleniyorum; tehdit dili bölgeye barış getirmez.

Artık silahların değil, diyaloğun konuştuğu bir döneme ihtiyacımız var.

Geçici Şam yönetimi özerk yönetimle bir görüşme gerçekleştirdi.

Görüşmenin konusu entegrasyon sürecini müzakere etmek.

Bu toplantılardan bir çözüm çıkmasını umut ediyoruz.

Ve Sayın Öcalan'ın dediği gibi Türkiye bu anlamıyla kolaylaştırıcı, yapıcı, diyaloğa açık bir rol üstlenmelidir.

Ve şunu unutmayalım ki Suriye sadece Arapların değildir.

Suriye'de yeniden bir kaos ve karmaşanın olmamasının en önemli yolu Suriye'nin demokratikleşmesinden geçer.

Türkiye'ye de düşen görev bu anlamıyla buna destek olmaktır." (HABER MERKEZİ)

İlgili Sitenin Haberleri