Haber Detayı
'Venezuela' afallaması: Avrupa neden sessiz
Avrupa ya Trump’la tam hizalanacak ve bu gidişi meşrulaştıracak ya bugünkü gibi kontrollü bir ikiyüzlülükle kınama yapıp yoluna devam edecek ya da ciddi bir toplumsal kırılmayla bu savaş siyasetinden kopmayı deneyecek. Işın Ertürk yazdı...
2026’ya girerken dünya artık hukuki kılıfa sokulmuş müdahaleler çağında değil.
Onu “aşmış” görünüyor.
Başka bir yerde: Açık güç kullanımı, çıplak zor ve hukukun askıya alınması dönemi resmen başlamış durumda.
Avrupa bu yılı savaş hazırlıklarıyla kapattı.
Bunu yaparken demokrasiyle arasına kalın bir çizgi de çekerek tabii.Berlin ve Brüksel’de alınan kararlar, güvenlik gerekçesiyle hukukun askıya alındığı yeni bir dönemin ilanı niteliğinde.
Sosyal hakların budandığı, muhalefetin daraltıldığı, militarizasyonun devlet politikası haline geldiği bir eşikteyiz.Avrupa’daki tablonun merkezinde de “Venezuela” duruyor.
Şaka gibi.
ABD, uyuşturucuyla mücadele ve insan hakları söylemleri eşliğinde, 300 milyar varili aşan petrol rezervlerine sahip bu ülkeyi fiilen hedef aldı.
Önce savaş gemileri konuşlandırıldı, CIA’ye örtülü operasyon yetkisi verildi, sonra da askeri operasyonla devlet başkanı Nicolás Maduro ve eşi gözleri bağlı şekilde eşiyle birlikte kaçırıldı.
Gördüklerimiz ya da bize servis edilenler “bir güvenlik operasyonu” falan değil, açık bir rejim değişikliği girişimiydi, ya da, daha da doğrusu, açık bir devlet terörüydü.
Almanya’daki “Akıl ve Adalet için Sahra Wagenknecht İttifakı” (BSW) partisinin kurucusu Sahra Wagenknecht’in 2024 ve 2025’te yaptığı uyarılar bugün birebir gerçekleşmiş durumda.Latin Amerika için bu senaryo yeni değil.
Brezilya’dan Şili’ye, Nikaragua’dan Panama’ya uzanan ABD müdahaleleri hâlâ aklımızda.
Venezuela, bu zincirin son halkası.
Avrupa ise bu tabloya itiraz etmek yerine hizalanmayı seçiyor.
Almanya’da koalisyon ortağı “muhafazakâr demokrat” CDU (Hıristiyan Demokrat Birlik) , Venezuela operasyonunu “umut” olarak sunarken, Yeşiller Partisi askeri müdahaleyi eleştiriyor gibi yapıp yaptırımdan kaçınıyor.
Sol Parti zaten etkisiz ve bölünmüş durumda.
Galiba sadece Sahra Wagenknecht’in damgasını taşıyan BSW net: Bu, ABD kaynaklı bir devlet terörüdür.MedvedevMEDVEDEV’İN ÇIKIŞI VE AVRUPA’NIN ÇİFTE STANDARDIİşte tam da bu sıcak atmosferde Kremlin’in eski lideri ve Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitri Medvedev sahneye çıktı.
Medvedev, Almanya Başbakanı Friedrich Merz’i açıkça neonazi olarak nitelendirdi ve kaçırılmasının “bu siyasi karnavalda mükemmel bir dönüm noktası” olabileceğini söyledi.
Daha da ileri giderek, Merz’in Almanya’da yargılanması için bile gerekçeler bulunduğunu iddia etti ve yetmedi, bunun bir kayıp olmayacağını da savundu.
Medvedev’in bu alaycı ve aşağılayıcı açıklamaları elbette Almanya’da öfkeyle karşılandı.Medvedev ayrıca Maduro’nun gayrimeşru ilan edilmesini “temelsiz”, Avrupa’nın tutumunu da açık bir “çifte standart” olarak niteledi.Berlin’den gelen yanıt mesafeli ancak elbette sert oldu.
Federal Alman hükümeti, Medvedev’in açıklamalarını en sert biçimde kınadığını duyurdu.
Ancak aynı hükümet, bu açık tehdit diline rağmen Başbakan’ın güvenliğine dair ek önlem gereği görülmediğini de özellikle vurguladı.
Sözcükler sertti, evet, ama siyasal sonuçlar her zamanki gibi temkinliydi.
Tıpkı Avrupa’nın genel hali gibi.
Kınama var, karşı duruş yok.Almanya Başbakanı MerzALMANYA’DA SAVAŞ DEVLETİNE GEÇİŞOysa Almanya’da eş zamanlı olarak başka bir süreç işliyor.
Başbakan Merz, Ukrayna savaşı bağlamında askeri tırmanmayı açık bir devlet politikası haline getiriyor.
Silahlanma için on milyarlarca avro onaylanıyor, sosyal devlet budanıyor, muhalefet alanı daraltılıyor.
Alman dış istihbaratı BND’ye sabotaj, bilinçli suç işleme ve fiili dokunulmazlık anlamına gelen yetkiler verilmesi tartışılıyor.Avrupa Birliği düzeyinde ise resmi anlatının dışına çıkan gazeteciler ve siyasal aktörler, mahkeme kararı olmaksızın finansal ve sosyal olarak tasfiye ediliyor, fişleniyor.
Alternatif medyaya göre bu artık ifade özgürlüğünün ihlali değil, açık bir siyasal eleme rejimi.Alman askerlerinin Ukrayna’ya gönderilmesi ilk kez bu kadar açık konuşuluyor.
Alman dış politikalarını büyüteç altına alan haber analizlere ve araştırmalara yer veren German Foreign Policy adlı portalın uyarısı çok açık: “Avrupa, Rusya’yla doğrudan çatışma ve nükleer savaş ihtimalini bilinçli biçimde büyütüyor.”Danimarka Kralı X.
FrederikGRÖNLAND CEPHESİDünya kamuoyu Venezuela şokunu anlatamamışken Trump yönetimi bir cephe daha açıyor: Grönland. 300 yıldır Danimarka yönetiminde olan, ancak uranyum, petrol, gaz ve kritik mineraller bakımından yaklaşık 3 trilyon dolarlık rezerv barındıran Grönland, yeni büyük güç çatışmasının merkezine yerleşiyor.
Donald Trump, Grönland’ın ABD açısından ulusal güvenlik için hayati öneme sahip olduğunu ilan ediyor.
Rusya ve Çin gemilerinin bölgede yoğunlaştığını öne sürerek, Danimarka’nın güvenliği sağlayamadığını savunuyor.
Trump yönetimi için Venezuela, Rusya ve Ukrayna ile birlikte Grönland da ertelenemez bir güvenlik başlığına sahip.Bu açıklamalar karşısında Avrupa’nın dili farklı mı peki?
Tahmin edildiği gibi yine kaçamak, çekingen, suskun.
İngiltere İçişleri Bakanı Mike Tapp, Trump’ın Grönland’a müdahale etmemesi gerektiğini açıkça söyleyip söylemeyeceği yönündeki sorulara “yorum yapmayacağız” demekle yetiniyor. “Diplomasi hassastır” denilerek açık bir işgal ihtimali bile telaffuz edilemiyor.
Oysa İskandinav ülkeleri Danimarka’nın arkasında durduklarını açıklıyor.
NATO’nun hareketsiz kalması halinde iplerin kopacağı uyarısı yapılıyor.
Daha da çarpıcı olan ise Grönland halkı içinde Trump’a yeşil ışık yakan çevrelerin varlığı.
Seçim döneminde ABD ile temas kuran aktörlerin isimleri dolaşıma giriyor.
Yani Trump, Grönland dosyasını boşuna açmıyor.
İçeriden bir destek geleceğine inanıyor.NORMALLEŞEN KAÇIRMA VE KARA MİZAHİşin en ürkütücü boyutu ise bu “adam kaldırma operasyonunun” artık sosyal medyada bir kara mizah malzemesine dönüşmesi.
Günlerdir dolaşan videolarda insanlar ironik bir dille şunu söylüyor: “Madem ülke liderleri kaçırılabiliyor, o zaman Putin de kaçırılsın, Zelenski de.” Dün alay gibi görünen bu cümleler bugün gerçekle çakıştı bile. “Sosyal medyada dönen geyik gerçek oldu” hissi boşuna değil.
Dünyanın gözleri önünde bir ülkenin lideri kaçırılıyor.
Hukuksuzca.
Ve dünya bunu izliyor.KOCA AVRUPA’DA “DEVLET TERÖRÜ” DİYEBİLEN TEK PARTİ: BSWMaduro ve eşinin kaçırılmasına “devlet terörü” diyen siyasetçilerin talebi çok açık.
ABD’nin Venezuela’ya yönelik eylemlerinin uluslararası hukukun ağır ihlali olarak tanınması ve buna Avrupa düzeyinde yaptırım uygulanması.
Güvenlik işbirliğinin askıya alınması, silah anlaşmalarının ve istihbarat paylaşımının sorgulanması.
Ancak bu talep bilinçli biçimde karşılıksız bırakılıyor.
Çünkü ABD’ye yaptırım demek, Avrupa’nın kendi çifte standardını kabul etmesi anlamına geliyor.OLASI SENARYOLAR VE EN ÇOK KİM KORKMALIAvrupa ya Trump’la tam hizalanacak ve bu gidişi meşrulaştıracak ya bugünkü gibi kontrollü bir ikiyüzlülükle kınama yapıp yoluna devam edecek ya da ciddi bir toplumsal kırılmayla bu savaş siyasetinden kopmayı deneyecek.En çok korkması gerekenler, bağımsız hareket etmeye çalışan ama uluslararası koruması sınırlı olan liderler.
Kaynağın varsa, stratejiksen ve yalnızsan artık her an hedef olabilirsin.
Bir de tabii atom bombasına sahip değilsen...Ki savaş da bildiğimiz savaş değil artık. 21’inci yüzyılın yeni savaş biçimine hoş geldik: Şu silahların gürlemediği, ama her gün ülkenin geleceğinin mücadelesinin verildiği, “afallatan” bir belirsizlik, kaos ve şiddet ortamına... “Savaş” artık sadece topların patladığı yer değil...
Venezuela’da gördüğümüz gibi, bir ülkenin yaşam damarlarının sistematik olarak kesildiği, direncin test edildiği ve gerçekliğin bulanıklaştığı bir mücadele alanı.
İşte “yeni moda savaşçılık” nedir, nasıl olmalıdır, Trump bunun en somut örneğini Venezuela üzerinden tüm dünyaya gösterdi.
Yıllarca süren, milyonlarca insanın öldüğü savaş değil üç saatte askeri merkezi sistemleri felce uğratıp, ülke liderini ve eşini kaçırdı, 40 kişiyi katletti, rejime takla attırdı ve savaşı üç saatte bitirip gitti.
Günümüzün bu şimşek hızındaki yeni moda savaş taktiği ile kafasına uymayan liderlere de gözdağı vermiş oldu.
İşte yaradı mı peki?
Hem de nasıl.Gelelim artık ertelenemeyen şu soruya: ABD uluslararası hukuku parçalarken Avrupa buna ortak mı olacak?
Türkiye bugün Venezuela’ya yönelik bu açık müdahaleye karşı aynı netlikte bir tutum alacak mı, yoksa dünya, sessiz kınamalar ve diplomatik kaçamaklar eşliğinde, savaşın ve zorun yeni normal haline geldiği bir çağa mı teslim olacak?Bu soru yalnızca Karakas'ın değil, Berlin’in, Brüksel’in, Kopenhag’ın ve Ankara’nın da önünde duruyor ve yaşlı kıta bir kez daha aynı eşiğe geliyor.Işın Ertürk-StuttgartOdatv.com