Haber Detayı

Pandora'nın kutusu açıldı: ABD'nin Venezuela müdahalesi ve güç savaşları
Güncel haberler.com
07/01/2026 12:08 (1 gün önce)

Pandora'nın kutusu açıldı: ABD'nin Venezuela müdahalesi ve güç savaşları

Bridge Turkey'in kurucu ortağı ve doktora adayı Mustafa Cem Koyuncu, ABD'nin Venezuela'ya müdahalesi çerçevesinde Latin Amerika'nın büyük güç rekabetindeki yeni jeopolitik ağırlığını AA Analiz için kaleme aldı.

Bridge Turkey'in kurucu ortağı ve doktora adayı Mustafa Cem Koyuncu, ABD'nin Venezuela'ya müdahalesi çerçevesinde Latin Amerika'nın büyük güç rekabetindeki yeni jeopolitik ağırlığını AA Analiz için kaleme aldı.***2026 yılı, günümüzün devletler arası ilişkilerinde ve hukukunda rastlamadığımız bir krizle başladı.

Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) gerçekleştirdiği özel askeri operasyonla Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores kendi ülkesinde alıkonulmuş ve yargılanmak üzere ABD'ye götürülmüştür.

Söz konusu eylem hem yapılışı hem de sonuçları açısından devletlerin cevap verme reflekslerinde çok ciddi bir değişime ve uluslararası kabul görmüş normların ve hukukun rafa kalkmasına kapı aralamış, jeopolitik etkileri açısından ise tehlikeli bir uluslararası düzenin taşlarını döşemiştir.Aralık ayının başında yayınlanan ABD'nin 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi raporunda Washington'un gelecek dönemde dünyayı nasıl okuyacağına, küresel hamlelerinin ne olacağına dair önemli ipuçları çok açık bir şekilde deklare edilmiştir.Mevzubahis rapora göre, sanayi politikalarında restorasyon ve konsolidasyon sürecine girerek üretim gücünü yeniden kazanmayı hedefleyen ABD, jeopolitik sonuçlar doğuracak adımlara yönelecek; bu kapsamda öncelikli odak alanı ise "arka bahçesi" olarak tanımladığı ve fiziki olarak da içinde yer aldığı Batı Yarımküre olacaktır.Söz konusu güçlü beyandan hareketle Washington'un Latin Amerika'ya tekrardan kararlı bir dönüşü vurgulamak için realist stratejilere döneceğini tahmin etmek çok da zor değildir.

Lakin ABD Başkanı Donald Trump ve ekibinin gerçekleştirmiş olduğu son eylem bizlere, kuralsızlığın kural edinileceği bir yeni dünya düzenine girdiğimizi göstermiştir.ABD'nin artık Batı Yarımküre'ye yoğunlaşması, Maduro'nun ve Venezuela'nın başına gelenlerin diğer bölge devletlerinde de farklı yollardan da olsa yaşanacağı izlenimini vermiştir.

Nitekim Trump'ın, "Maduro'ya ne olduysa, adil davranmayan herkesin başına gelebilir." ifadesi, bölgedeki görece küçük devletlere yapılmış ucu açık bir tehdit olduğu gibi bölgede uygulanacak maksimalist adımların da habercisidir.

Ayrıca, hem bölgedeki Brezilya ve Meksika gibi görece güçlü ve etki alanı yaratmak isteyen ülkelere hem de bölgede hakim güç olmak isteyen Çin'e en üst perdeden verilmiş bir cevap niteliği de taşımaktadır.İkinci Trump dönemi ve Latin Amerika'da artan ABD etkisiTrump yönetimi, Latin Amerika üzerindeki jeopolitik üstünlüğünü sadece askeri caydırıcılık veya ekonomik yaptırımlarla değil, bölgenin fiziksel coğrafyası dahil Washington merkezli bir mülkiyet anlayışıyla yeniden tanımlayan sembolik bir hegemonya inşasıyla tahkim etmeye başlamıştır.

Örneğin, zengin petrol ve doğal gaz kaynaklarına sahip olmasının yanı sıra küresel ticaret için de önemli bir geçiş noktası konumunda olan Meksika Körfezi'nin adının ABD Körfezi olarak değiştirileceğini beyan etmesi, Trump'ın "arka bahçe" retoriğine simgesel açıdan uygun bir adımdır.

Panama Kanalı meselesi de Trump'ın odaklandığı bir başka "arka bahçe" simgesidir.Zira Panama Kanalı'nın Panama'ya verilmesinin "aptallık" olduğunu söyleyerek kanalın geri iadesini isteyen Trump ayrıca, kanalın "yanlış ellere geçmesini" engelleyeceğini de belirterek, Çin'e de mesaj vermeyi ihmal etmemiştir.

Geçtiğimiz ay Panama milletvekillerinden oluşan bir grubun Tayvan'ı ziyaret etmesi, ABD'nin bölgeye yönelik artırdığı baskının ve elde ettiği sonucun bir yansımasıdır.Arjantin, Latin Amerika'da Trump'ın etki alanına giren bir diğer ülkedir.

Arjantin her ne kadar Çin'le iyi ilişkilerini sürdürüyor olsa da Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei, gerçekleşen son Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu (CELAC)-Çin Zirvesi'ne katılmadı ve zirvenin sonuç bildirgesini imzalamayan tek ülke oldu.

Şüphesiz Trump'ın Javier ile kurduğu kişisel iletişim kanalı, Arjantin'i ABD'ye yaklaştıran unsurlardan birisi.

Arjantin, son olayda da ABD'nin Venezuela'daki askeri harekatını kınamamış, bilakis meşru görüp kutlamıştır.Kısa bir süre önce Şili başkanlık seçimini kazanan ve Trump'ın politikalarının benzerlerini savunan sağcı Jose Antonio Kast'ın da ABD'nin önemli bir müttefiki olacağı çok açık.

Şili'nin lityum ve bakır gibi stratejik madenler açısından dünyanın en büyük rezervlerinden birisine sahip olması düşünüldüğünde ABD'nin elde ettiği kazanımın çarpanı daha iyi anlaşılmaktadır.Pekin'in tedirginliğiÇin, 10 Aralık 2025 tarihinde Latin Amerika ve Karayipler ile ilişkilerini derinleştiren ve Pekin'in bölgeye yönelik kapsamlı stratejik niyetini gösteren üçüncü politika belgesini kamuoyuna açıkladı.

Çin'in söz konusu belgeyi açıklama zamanı, şüphesiz simgesel bir anlam taşımaktadır.

Bu adım, Trump 2.0 dönemiyle birlikte Latin Amerika'da Washington lehine yaşanan gelişmelerin daha da artmasını engellemeyi ve küresel güç mücadelesinde ABD'nin kenar kuşaklara odaklanma hamlesine karşı bir mesaj vermeyi amaçlamaktadır.Belgenin, Çin'in uluslararası ilişkilerde alternatif bir düzen kurma hamlelerini vurgulayan ve Pekin'in Latin Amerika ve Karayipler bölgesini küresel dış politikasında giderek daha kilit bir konuma taşıdığını gösteren emarelerle dolu olması dikkat çekicidir.

Çin, özellikle Trump etkisi altında sağcı iktidarlara yönelen bir Latin Amerika ortamında köşeye sıkışabileceğini hissetmiş durumda ve bu durumun köklü bir jeopolitik mücadeleye evrileceğinin farkında.

Trump'ın geri dönüşünün, Çin'in Latin Amerika ve Karayipler'deki güçlü etkisini azalttığını ve güç dengesini yavaş yavaş değiştirdiğini söylemek mümkün.Çin'in hem söylemlerinde hem de raporlarında bölgeyi Küresel Güney'in yükselen gücü olarak vurgulamasının ana sebebi de Latin Amerika'yı salt Çin çıkarlarına indirgemediği fakat uluslararası ilişkilerde güç mücadelesinin ana oyun sahalarından biri olarak gördüğünün kanıtıdır.

Bu sayede Çin, hem bölgedeki anti-Amerikan siyasi hareketleri ve iktidarları kendi saflarına çekebileceğini hem de Rusya gibi tek kutuplulukla mücadelede beraber saf tuttuğu ülkeleri kendi lehine konsolide edebileceğini düşünüyor.Anti-ABD bloğu ve Rusya'nın sessizliğiBrezilya, Şili, Kolombiya, İspanya, Meksika ve Uruguay hükümetleri, ABD'nin Venezuela'ya yönelik saldırganlığını kınamak üzere ortak bir bildiri imzaladı.

Bildiride, ABD Başkanı'nın ülkeyi "yönetme" veya egemenliğini ihlal etme yönündeki her türlü girişimine karşı uyarıda bulunuldu.

Özellikle Küresel Güney'in iki önemli aktörü olan Brezilya ve Meksika'nın atacağı adımlar, bölgedeki güç dengesini belirlemede ve ABD'yi sınırlama noktasında önemli görülmelidir.

Bu iki aktörün tepkisi, Latin Amerika'nın ABD hegemonyasına teslim olup olmayacağının turnusol kağıdı olacaktır.

Diğer taraftan ABD'nin tek kutuplu düzenine karşı her zaman daha sert tepki veren ve gerektiğinde pratik adımlar atan Rusya'nın istenildiği düzeyde ABD'ye sert çıkmadığı da gözlemlenmektedir. 15 Ağustos 2025'teki Alaska Zirvesi düşünüldüğünde, Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasındaki kapalı görüşmede, Venezuela'nın "feda edilmesi" karşılığında Ukrayna veya Doğu Avrupa hattında örtülü bir uzlaşmaya varılmış olma ihtimali bir olasılık olarak karşımızda durmaktadır.ABD'nin Venezuela'ya müdahalesiyle başlayan sürecin hem bölgesel hem de küresel sonuçlar yaratacağı oldukça açıktır.

Çin heyetiyle görüşmesinden 5 saat sonra Maduro'ya operasyon yapan Washington'un verdiği mesaj arka bahçesinde yabancı bir güç istememesiyken, Çin'in de yayınladığı son Latin Amerika ve Karayip strateji belgesi, bölgenin Çin açısından hayati derecede önemli olduğunu göstermektedir.

Bölgenin görece güçsüz ülkeleri ABD'nin yeni eylem tarzından çekinirken, Brezilya ve Meksika gibi önemli aktörlerin kendi egemenliklerini sorgulatmayacağı da verilen beyanatlarda sabittir.

Kesin olan gerçeklik ise Latin Amerika'nın artık yeni dünya düzeninde güç mücadelesini belirleyecek bir jeopolitik gerçekliğe büründüğü ve eş zamanlı olarak Pekin-Washington bilek güreşine sahne olacağıdır.

Bu sebeple ABD ve Çin arasındaki küresel rekabetin ana coğrafyası olarak işaretlenen Hint-Pasifik bölgesinin Latin Amerika'yı da içine alacak şekilde ele alınmasına ve uluslararası ilişkilerde Batı Yarımküre jeopolitiğinin analizlere daha sık konu olmasına şahit olacağız.[Mustafa Cem Koyuncu, Bridge Turkey'in kurucu ortağı ve doktora adayıdır.]Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

İlgili Sitenin Haberleri