Haber Detayı

CHP Sözcüsü Emre: Türkiye'nin sürecin dışında kalması büyük güvenlik problemleri çıkartabilir
Gündem nefes.com.tr
09/01/2026 17:32 (12 saat önce)

CHP Sözcüsü Emre: Türkiye'nin sürecin dışında kalması büyük güvenlik problemleri çıkartabilir

CHP Sözcüsü Zeynel Emre, Suriye'deki gelişmelere ilişkin "Türkiye'nin bu sürecin dışında kalması bizim açımızdan büyük güvenlik problemleri çıkartabilir ortaya" dedi.

CHP Sözcüsü Zeynel Emre, parti genel merkezinde basın toplantısı düzenledi.

Emre, şöyle konuştu:- "Sayın Genel Başkanımız Silivri ziyareti sonrasında Cerrahpaşa Hastanesi'ne giderek yaklaşık dört yıldır tutuklu bulunan şehir plancısı Tayfun Kahraman'ı hastanede ziyaret etti.

Tayfun Kahraman ile ilgili Anayasa Mahkemesi'nin çok açık kararı olmasına rağmen bu karar dinlenmiyor ve kendisi MS atağı geçirdi, hastanede tedavi altında, felç riski var.

Bu şartlar altında Tayfun Kahraman’ın cezaevinde daha fazla kalması şüphesiz ki telafi edilemeyecek büyük zararlara sebebiyet verebilecek bir can güvenliği söz konusudur.- İçeride ve dışarıdaki gelişmelerden sonra iç barış çağrısı yapan Tayyip Erdoğan ve AK Parti yetkilileri bu kadar açık hukuksuzluk karşısında, burada yaşanan büyük zulme son vermek zorundadır.

Gezi'den kaynaklı, Gezi'ye katılan, anayasa ve uluslararası anlaşmalardan kaynaklı protesto hakkını kullanan yüz binlerce, milyonlarca vatandaştan biri olan Tayfun Kahraman'ın da bir an evvel özgürlüğüne kavuşmasını temenni ediyoruz."HUKUKSUZLUKLARIN, HAKSIZ TUTUKLAMALARIN SON BULMASINI İSTİYORUZ"- Biz bu yıl içerisinde yaşadığımız hukuksuzlukların, haksız tutuklamaların son bulmasını istiyoruz.

Bununla birlikte de bizim için öncelikli olan elbette hem haksız şekilde tutuklanmış, haklarında henüz bir mahkumiyet kararı olmayan hem de ciddi sağlık sorunları yaşayan Beylikdüzü Belediye Başkanımız Mehmet Murat Çalık, biliyorsunuz geçmişte iki ayrı kanser atlatmıştı ve cezaevinde bulunduğu süre içinde de anjiyo oldu.- Birkaç kere ayrı ayrı olmak üzere patolojiye gönderildi, örnekler alındı, kemik biyopsisi alındı.

Dolayısıyla bugün hukuk bilgisi azıcık olan, azıcık vicdan sahibi olan, azıcık adalete inanan birisi kendisi hakkındaki o tutarsız suçlamalar ışığında böylesine bir iddia karşısında en azından ev hapsiyle evde bulunması, sağlığının gözetilerek tahliye edilmesi konusunda ortaklaşacaktır.- Antalya Büyükşehir Belediye Başkanımız, defaatle ifade ettik, günde 25 ilaç almaktadır.

Bu insanlar hükümlü değil, bu insanlar tutuklu ve biz tutuklamanın istisna olduğunu kanunlarımıza yazmışız.

Uzunca bir süredir tutuklular.

Dosyalarında da her türlü delil toplanmış durumdadır."MASUM OLANIN CEZAEVİNDE, SUÇLU OLANIN DA ÖDÜLLENDİRİLDİĞİ BİR DÜZEN VAR"- Hukuk sistemimizde adaletin terazisi öyle bir bozuldu ki, masum olanın cezaevinde, suçlu olanın da ödüllendirildiği bir düzen var.

Ben size bir soru sormak istiyorum.

Dünyanın neresinde vardır ki, iktidar belirli periyodik aralıklarla kendi vatandaşlarına SMS atsın ve desin ki 'Kendisini savcı, hakim, polis vesaire olarak tanıtan kimselere karşı inanmayın.

Böyle karşılaşırsanız şu numarayı arayın'.

Niye peki?

Niye bir vatandaşa bu tip bir olayla mesaj atma ihtiyacı hissediliyor?- Çünkü inanılır gibi değil.

Bu ülkedeki profesöründen memuruna, öğrencisine, yaşlısına, emeklisine kadar yüz binlerce insan dolandırılıyor yıllar içerisinde.

İşin ilginç tarafı arayan kimseler aradığı kişinin unvanını, TC kimlik numarasını, eşinin adını, annesinin kızlık soyadını, iletişim bilgilerini, hangi bankada parası olduğunu, miktarını bütün bunları söylüyor.

Tabii 85 milyonun verisini bu iktidar çaldırdığı için biliyorsunuz, Ulaştırma Bakanı bunu itiraf etmişti, bu veriler kimlerde, hangi örgütlerin elinde bilmiyoruz.

Vatandaşa bu şekilde ulaşılıyor.- 'İnsanlar neden bunu yutuyor' dediğimizde, neden buna kanıyor dediğimizde endişelerinden biri de şu.

Birisi bugünkü yargı düzeninde benimle ilgili bir iddiada bulunsun, bir suçlamada bulunsun.

Ben derdimi anlatana kadar kim bilir kaç yıl cezaevlerinde kalabilirim endişesiyle buralardaki dolandırıcılar o amaçlarına ulaşabiliyorlar.

Çünkü Siz eğer yargıyı bir siyasi sopa haline getirirseniz bu düzen, bu korku iklimi, içinde bulunduğumuz haksızlıklar karşısında insanların güveni kalmaz sisteme ve hiçbir şeye."TÜRKİYE'DE TUTUKLU HÜKÜMLÜ SAYISI İTİBARIYLA AVRUPA'DA REKOR KIRAN DÜZEYE GELDİK"- Dolayısıyla bakın düşüncemiz şudur.

Türkiye'de tutuklu hükümlü sayısı itibariyle Avrupa'da rekor kıran düzeye geldik.

Dünyada da üst sıralara gidiyoruz.

Çünkü milyonlarca soruşturma dosyası var ve her yıl yenileri ekleniyor.

Milyonlarca dava dosyası var.

Ülkedeki kötü yönetimden kaynaklı sonuçları yaşıyoruz.

Buna karşın da biliyorsunuz cezaevlerindeki tutuklu hükümlü sayısı 400 binleri geçtiğinden, kapasite de 300 bin civarında olduğundan bu ihtiyaç devam ediyor.- Geçtiğimiz günlerde yine MHP'li yetkililerinin 12. yargı paketine ilişkin bir infaz düzenlemesiyle 50 binin üzerinde kişinin tahliye olabileceğine yönelik bir değerlendirmesi olmuştu.

Hoş tabii bugünlerde Cumhur İttifakı'nın bileşenlerinden farklı açıklamalar duyuyoruz.

Adalet Bakanı olmayacağını ifade etti.

Burada şunun da altını çizelim.

İttifak içerisinde yer alan partilerin ayrı ayrı açıklamaları, birbirleri içerisinde de bir kadrolaşma konusunda bilek güreşine girdiği görülüyor."TAHT KAVGALARINA KONU EDİLEMEYECEK DERECEDE ÖNEMLİ KONULAR BUNLAR"- İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya'nın açıklaması olmuştu, Yalova'daki IŞİD saldırısından sonra.

Olayı gerçekleştirenlerin Türk vatandaşı olduğunu ifade ettiğinde Sayın Bahçeli bunun son derece rahatsız edici ve sorunlu bir açıklama olduğunu ifade etmişti.

Ardından basına ne düştü?

Basına valiler kararnamesinde Ali Yerlikaya'nın değil de Bahçeli'nin istediği doğrultuda düzenlemelerin olduğu geçti.- Düşünebiliyor musunuz, mülki idare amirleri ile ilişkin kararname, en önemli makamlar bunlar, valiler, kaymakamlar.

Buralarda liyakat esaslı atamaların olması lazım.

İktidar içerisindeki güç savaşları, taht kavgaları, bilek güreşine konu edilemeyecek derecede önemli konulardır bunlar."BİR DOSTU MADURO'YU, DOSTU TRUMP'A KARŞI KORUMA KONUSUNDA BİR UTANGAÇLIK SÖZ KONUSUYDU"- Venezuela örneğinde gördüğümüz Devlet Başkanı Maduro'nun kaçırılıp götürülmesinden sonra biliyorsunuz o zaman Sayın Cumhurbaşkanı 'Müessif bir olay' diyerek geçiştirdi.

Bir dostu Maduro'yu, dostu Trump'a karşı koruma konusunda bir çekingenlik, söylem konusunda bir geri durma, bir utangaçlık söz konusuydu.

Orada halbuki Sayın Bahçeli de dedi ki, '15 Temmuz neyse bu odur'.

Ki biz bu görüşe daha yakınız.

Çünkü hele hele 15 Temmuz'u yaşamış, o günü görmüş bir iktidarın dünyanın neresinde olursa olsun kendi içerisinde yönetimsel problemleri olsa da bir ülkenin kaderinin başka bir ülke tarafından belirlenebilecek şekilde, Devlet Başkanıyla eşinin alıp götürülmesinin uluslararası düzenin, Birleşmiş Milletler'in yerleşmiş kurallarının ihlali olduğunu ifade eder.- Sayın Genel Başkanımızın çok haklı bir noktadan, bu utangaçlı, bu çekingenliği, bu geri durmayı, bu itiraz edememeyi, bu Trump'la bağımlı olan ilişkisine yönelik eleştirileri olduğu zaman da iktidar çevrelerinden ve sözcülerinden çok anlamsız, yersiz, mantık dışı ve mantık sınırlarını zorlayan Genel Başkanımıza ilgisiz suçlamalarda bulunan söylemlerle karşılaşıyoruz.

Bütün bunlar gerçeği örtmez.- Gerçek dünyanın gözü önünde.

Gerçek şu ki özellikle Trump'ın başkanlığından itibaren ve 19 Mart darbe süreci sonrasında mutlak bir şekilde Trump ne derse onu uygulayan bir yönetime, bir anlayışa sahibiz.

Dolayısıyla bu durumu dile getirmek bu ülkenin faydasınadır, dünyadaki itibar açısından da önemlidir.

Burada suskunluğun nedenleri sorgulanmalıdır.

Bizim Genel Başkanımızın bunu ifşa eden açıklamaları değil."UZUNCA BİR SÜREDİR CHP BU ÜLKENİN BİRİNCİ PARTİSİ"- Biliyoruz ki uzunca bir süredir CHP bu ülkenin birinci partisi.

Anketler bunu gösteriyor.

Ve AK Parti'de de bir çöküş dönemi var.

Üyeliklerden istifa edilen, yöneticilerin bıraktığı, üyelik sayısının esasında her gün azaldığı bir parti.

Ama halk desteğini ve buradaki destek düştükçe bir makyajlama, bir algı oyununa giren bir anlayışı görüyoruz."BU SEÇMENLERİ NİYE SOKAKTA, ÇARŞIDA GÖRMÜYORUZ"- Bugün Ankara'nın bakıyorsunuz billboardları kiralanmış.

Milyonlarca üyesi olduğu iddia ediliyor, 11 milyon üye ve işte buradan bir propaganda, bunun için milyonlarca para harcanıyor, masraf yapılıyor.

Ancak işin aslı ise yani 11 milyon üye neredeyse her beş seçmenden biri, biz bu seçmenleri niye sokakta, çarşıda, pazarda, esnafta görmüyoruz?

Niye bizler sahada dolaşırken buralardan böyle bir ses duymuyoruz?

Niye sahada AK Parti'yi savunan, destekleyen kimseyi görmüyoruz?- Esasında vatandaş 'Yeter artık' deyip üyeliğini sildiriyor ama siz istifa edenleri habersizce üye yapıyorsunuz.

Ben buradan vatandaşlarımıza bir kontrol uyarısı yapıyorum.

E-devletinize girin bakın.

Özellikle 60 ve 65 yaş üzerindeki vatandaşlarımız, sizlerin haberleri olmadan partiye üye yapılıyorsunuz ve sırf üye sayısı yüksek görülsün diye.

Biz bunu söyleyince, bunu da her şeyi inkar ettikleri gibi inkar edeceklerine yönelik düşüncemiz pekişiyor.

Bu çok net.

Bunu da yalanlayacaklar.- Adıyaman ilinde AK Parti'nin üye sayısı yaklaşık 86 bin.

CHP’nin üye sayısı da 9 bin 700.

Peki, son yerel seçimde CHP adayı Sayın Tutdere 52 bin oy almış, AK Parti 28 bin oy almış.

İl Genel Meclisi'nde alınan oy bunun üzerinde olabilir.

Ancak yine de bir şehirdeki üye sayısıyla yerel seçimde alınan oy arasındaki bu fark izah edilemez.- Ankara'da kağıt üzerinde bizimle AK Parti arasındaki üye sayısı farkı yaklaşık 1 milyon, 900 bin civarı.

Peki son seçimde, yerel seçimde bizimle AK Parti arasındaki oy farkı ne kadar?

Biz 2 milyon oy almışız yaklaşık, 2 milyonun üstünde, onlar da 1 milyon civarı oy almış. 1 milyon fark var.

Bu nasıl bir üye?

Nasıl üye kampanyası?"RAKAMLARLA OYNAYARAK, MAKYAJLAYARAK GERÇEĞİ DEĞİŞTİREMEZSİNİZ"- Bu farkı böyle izah edemezsiniz.

Yani bu örneklere baktığımız zaman rakamlarla oynayarak, makyajlayarak gerçeği değiştiremezsiniz.

Gerçek şudur ki, siz milyonlarca insanın, bu ülkenin yurttaşının gönlünü kırdınız.

Emekliyi küstürdünüz, asgari ücretliyi küstürdünüz, vatandaşı küstürdünüz, öğrenciyi küstürdünüz, gelecek açısından hayal kurma konusunda insanlar bir karamsarlığa düşmüş durumda.

Böyle bir ortamda bozulan itibarınızı makyajlayan rakamlarla düzeltemezsiniz.

Gerçek bu değil.

Çünkü bugün, açıklandığı gün açlık sınırı altında kalan bir asgari ücret var.- Büyük bir propagandaymış gibi emekli en düşük emekli maaşının 20 bin lira olduğunu ifade ediyorlar.

Ki, biz orada diyoruz ki, en azından açlık sınırı 39 bin hem asgari ücretli için hem emekli için.

Bu maksatla da bir hafta boyunca o dayanışmayı göstermek maksadıyla 7 gün 24 saat TBMM’de nöbet tutacağız.

Bizim bu alanda bu seviyelere çıkması, emeklinin biraz nefes alması, asgari ücretlinin nefes alması için verdiğimiz tüm düzenlemeler ve kanun teklifleri istikrarlı bir şekilde hem MHP oyları hem hem de AK Parti milletvekili oylarıyla reddediliyor. 5 milyon emekli 20 bin lira alıyor ki, toplam Türkiye'deki emekli sayısı ve aldıkları ücretlere baktığınızda yaşam standartlarının çok uzağında."GÜNLÜK 133 LİRA İLE BİR ÖĞRENCİ DÖNER EKMEK Mİ ALSIN, KAHVE Mİ İÇSİN"- Diyor ki Sayın Erdoğan, '2026 yılında öğrencilere lisans öğrencilere 4 bin, yüksek lisansa 8 bin doktora öğrencilerine 12 bin lira kredi vereceğiz'.

Bizim Gençlik Kollarımız çok güzel bir çalışmayla bu rakamın neye tekabül ettiğini hesaplamış.

Günlük 133 lira ile bir öğrenci döner ekmek mi alsın, kahve mi içsin, yoksa 4-5 öğrenci bir araya gelerek bir kitap mı alabilsin?

Veyahut da laptop gibi bazı temel ihtiyaçlarını, giyimden sosyal aktiviteye kadar elektronik cihazlara kadar bütün bunları mı karşılasın?"BELEDİYELERİN YURT AÇMA YETKİSİNİ GASBETTİLER"- Bugün Türkiye'deki yurt sayısına baktığımız zaman 1 milyonun altında.

Ülkede örgün eğitime giden öğrenci sayısına baktığımız zaman, yani fiziken okula giden öğrenciye baktığımız zaman 4 milyonun üzerinde. 4 milyon 153 bin.

Peki o zaman bu yurtlar nasıl yetecek bu öğrencilere?

Dolayısıyla böylesine bir ortamda düşünebiliyor musunuz, biz İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın İmamoğlu ve Cumhurbaşkanı adayımız İstanbul'da öğrenciler için yurt yapıyoruz.- Yurt yaptık, teslim ettik ve standardı çok yüksek yurtlar.

Ama öyle bir noktaya geldi ki, 'Ben yapamıyorsam yapabilene de müsaade etmem' anlayışı egemen oldu ve kanun çıkarttılar.

Yurt yapmayı yasakladılar.

Yani belediyelerin yurt açma yetkisini gasp ettiler.

Böylesine rövanşist, hazımsız bir siyasi anlayışın kaybedeni ise maalesef ülkemiz ve gençlerimiz oluyor.- Her dört gençten biri ev genci olarak ifade ediliyor.

Ne istihdamda ne üniversitede, evde oturuyor.

Biz bunu söylediğimiz zaman Sayın Erdoğan diyor ki: 'Ev genci gibi incitici ifadelerle gençlerimizi hedef alıyorlar.' Şimdi siz hastalığı görmezden gelip teşhiste suç bulursanız, sizin artık siyaseten hiçbir söz söyleyemediğinizin ispatı olur bu.

Bu bizim gerçeğimiz.

Bu çeyrek yüzyıllık AK Parti iktidarının ürettiği politikaların sonucu."YOKSULLUK SINIRININ ALTINDA MAAŞ ALAN ÜNİVERSİTE MEZUNLARININ SAYISI 2006 YILINDA SADECE 24 BİNMİŞ"- Sanki çok büyük bir şeymiş gibi genç istihdam projesi açıklıyorlar.

Rakamlar da şöyle, her yıl 150 bin kişi işe girecek.

Bakın bugün ülkemizde her yıl yaklaşık 1 milyon gencimiz iş gücü piyasasına dahil oluyor.

Bu nasıl bir matematik eksiğidir, hesaplamadır?

Siz tabii her ile birden fazla üniversite açmanın çok büyük bir maharet olduğu düşüncesiyle hesapsız, kitapsız bir şekilde böyle bir sıkıntılı tablonun ortaya çıkacağını düşünmediniz.

Yoksulluk sınırının altında maaş alan üniversite mezunlarının sayısı 2006 yılında sadece 24 binmiş.

Bugün 344 bin. 20 yılda 14 katlık bir artış söz konusu."YÖK PRANGASI KALDIRILMALI"- Biz CHP olarak diyoruz ki, bizim düşüncemize göre üniversiteler öğrencilerle ilgili bütüncül politika lazım.

Birincisi, YÖK prangasının kaldırılması lazım ki bu iktidar milletten iktidar istediğinde vaatlerinden biri buydu.

Gelince tam tersini yaptı.

İkincisi, tepeden rektör ataması, bu uygulamanın kalkması lazım.

Üniversitelerin de tek adam zihniyetinden kurtulması lazım.

Yönetimlerin yetki paylaşımı yapması.- Üniversite kaynaklarının lükse ve israfa harcanmasının önüne geçip akademisyen ve öğrencilerin ihtiyaçlarına göre harcanmasını sağlayacak bir mekanizma kurulması lazım.

Üniversiteler AK Parti'nin kendi kadronun yerleştiği yerler değil, liyakatin ve akademik özgürlüğün esas olduğu yerler olması lazım.""MÜDAHALE EDİLEN HİÇBİR BÖLGEDE DEMOKRATİK ORTAM YAKALANMIŞ DEĞİL"Suriye'deki gelişmelere ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Emre, şöyle devam etti:- "Dedik ki, 'Komşuda yangın varsa o duman sınırı aşar.' Ve biz o dumandan çok etkilendik yıllarda.

Yüzlerce milyar dolar para harcadık.

Milyonlarca insanı ülkemiz bize misafir etmek durumunda kaldık.

Ülkenin demografik yapısı, terör saldırılarına ilişkin sızmalar gerçekleşti.

Ve hep de şunu ifade ettik, yani aslında meseleye biraz bütüncül bakmak lazım.- Maalesef içinde bulunduğumuz dünya düzeni içerisinde, özellikle yeraltı zenginliği olan ülkelerde bir şekilde otoriter yönetimlerin, dikta rejimlerinin var olması yıllar içerisinde bir şekilde gerçekleşiyor, zamanında desteklenen isimler oluyor.

Sonra bir yönüyle müdahale açısından gerekçelendiriliyor ve müdahale edilen hiçbir bölgede de bugüne kadar bir demokratik ortam yakalanmış değil.- Suriye konusu geldiğinde de dedik ki, 'Büyük Orta Doğu projesinden haberdar olun.

Ey milletimiz, vatandaşlarımız, bu coğrafyada izlenen oyunlar var, projeler var'.

Mart 2006'da Sayın Erdoğan ne demişti? 'Türkiye'nin Orta Doğu'da bir görevi var.

Biz Büyük Ortadoğu Projesi'nin eş başkanlarından biriyiz.

Bu görevi yapıyoruz'.- Bugün kıymetli basın mensupları bir çıkıp sorsun, 'Sizin buradaki göreviniz hala devam ediyor mu?

Kim size bu görevi verdi?' Siz bunu 2006'da yapmıştınız açıklama ama yıllar içerisindeki gerçekleşen olaylarda emperyal devletlerin istekleri doğrultusunda bu coğrafyada birçok düzenleme oldu."MASADA KURAMADIĞIN DENGEYİ SAHADA BEDEL ÖDEYEREK KURARSIN"- Önceki yönetim elbette ki iyi bir yönetim değildi.

Kimse bunu söylemiyor.

Ancak yerine gelen yönetimin de demokratik, laik, eşitlikçi, kapsayıcı bir ulus devleti inşa edip edemeyeceği, böyle yönetip yönetemeyeceği kuşkulu.

Bunun inandırıcılığı oldukça zayıf.

Dolayısıyla kapsayıcı, bizim açımızdan, güvenlik açısından baktığımızda da bize riskleri olan ve orada bir kapsayıcı yönetimin oluşması, hakimiyet kurması da oldukça zor görünüyor.

Masada kuramadığın dengeyi uluslararası ilişkilerde sahada bedel ödeyerek kurarsın.- Bir yıl öncesinde bir süre verildi.

O sürede entegrasyondan bahsedildi.

Merkezi bir yönetim, tek devlet, tek ordu.

Bunun zorlukları ortada, o zaman da ifade ettik ve dedik ki, 'Suriye dışarı doğru patlayacak, bölge ülkelerini etkileyecek bir durum içerisinde'.

Niye derseniz?

Çünkü her kimlikten, her inançtan bölgedeki ülkelerde bizde de olan illiyet bağı olan, akrabalık ilişkisi olan, yakınlığı olan kimseler var.

Ve Türkiye'nin bu sürecin dışında kalması bizim açımızdan büyük güvenlik problemleri çıkartabilir ortaya."TÜRKİYE'NİN MASANIN DENKLEMİNİN DIŞINDA KALMAMASI LAZIM"- Bundan üç gün önce Şam-Tel Aviv hattında Amerika öncülüğünde kurulan bir yeni diplomasi trafiği var.

Paris'te bir toplantı gerçekleşti ve mekanizma kuruldu, bir anlaşmadan bahsediliyor.

Buralarda üçüncü bir ülkede bir ortak iletişim hücresi kurulmasından bahsediliyor.

İsrail'in o bölgede işgal ettiği yerlerin de İsrail'de kalması gibi bir durum söz konusu.- Şimdi bütün bunlara baktığımız zaman burada Türkiye'nin masanın denkleminin dışında kalmaması lazım.

İçeride de bizim iç barışımızı etkileyebilecek tüm gelişmelere karşı karşı oldukça hassas olduğumuzu ifade edelim.

Orada özellikle kimlik temelli şiddet büyürse bunun bölge açısından istikrarsızlık ve daha fazla göç baskısı ve Türkiye içinde daha fazla güvenlik endişesi ortaya çıkabileceği açıktır.- Türkiye açısından ortaya çıkan tablo, çok fazla temas olmasına, Suriye'ye ilişkin çok fazla etki alanının olduğu söyleme rağmen şu anki gelişmeler, ortaya çıkan durum bizim istediğimiz doğrultuda değildir."İRAN'DA YAŞANAN GELİŞMELER BAZI RİSKLERİ BERABERİNDE GETİRİYOR"- Bununla birlikte İran'da yaşanan gelişmeler, burada da bazı riskleri beraberinde getiriyor.

Aslında ilk yaptığım açıklamalar ışığında değerlendirmek lazım.

Biz gerek Venezuela'da aynı şeyi söyledik gerek İran için söyleriz.

İsteriz ki o ülkeler çok demokratik ve doğru bir şekilde yönetilsin, kapsayıcı olsun, baskıcı düzenler olmasın.

Özgürce protesto hakkı bir insan hakkıdır, buna müsaade edilsin.

Dolayısıyla buralardaki sert ve baskıcı yöntemlerin doğru olmadığını ifade edelim.- Bir dışarıdan kaynaklı müdahalenin özellikle Türkiye açısından da önemli riskler barındığını ifade edelim.

Çünkü dünya düzenine baktığımız zaman kuralların ağırlığının azaldığı, güç siyasetine geri dönen, diplomasinin yer yer geri çekildiği, psikolojik harp yöntemlerinin uygulandığı, burada da ekonomik sıkıştırma ve hedef odaklı baskı yöntemleri öne çıkıyor.- O nedenle de biz bütün bu tehlikeli süreçlerden vatandaşlarımızı, 86 milyon ülkemizi koruyacak, kollayacak bir devlet aklıyla, ciddiyetle ve her türlü kutuplaştırıcı dilden, içeriyi etkileyecek her türlü söylemden uzak bir şekilde bu meseleyi okumamız lazım.- İran'dan kaynaklı güvenlik, göç ve bölgesel denge riskleri elbette ortaya çıkabilir.

İkincisi, enerji ve hayat pahalılığı riski ortaya çıkabilir.

Bunları düşünen, tartışan, TBMM'nin etkin bir şekilde çalışması sadece yürütme üzerinden değil, kapsayıcı bir şekilde ilerlemesi lazım bu sürecin.

Çünkü Meclis'te yürüyen komisyon çalışması, Milli Birlik Kardeşlik Komisyonu açısından da bu önemli."SİVİL GÖSTERİLERE KARŞI ŞİDDETİN KARŞISINDAYIZ"- Bizim CHP olarak tüm bu meselelerde çizgimiz nettir.

Biz sivil gösterilere karşı şiddetin karşısındayız.

İkincisi dış müdahalenin karşısındayız.

Diplomasi her zaman gerilimi düşüren bir tonda olmalı.

Mezhep ve kimlik üzerinden yapılacak olası her türlü kışkırtmalara karşı dili reddediyoruz, bunun karşısında dururuz.

Beşincisi de Meclis'in fonksiyonu, denetimi, şeffaflığının da önemli olduğunu düşünüyoruz.

Ülkemizin güvenliğinin hamasetle değil akılla, hukukla, diplomasiyle sağlanabileceğini ifade ediyoruz."TÜRKİYE ASKERİ VE STRATEJİK AÇIDAN BU MESELEYİ DİKKATLİ BİR ŞEKİLDE ELE ALMALI"- Bugün görüyoruz ki dünya yeni bir emperyal çağın eşiğinde.

Bu düzen içerisinde bizim yapmamız gerekenler var Türkiye olarak.

Bunları ifade edelim.

Çünkü Venezuela olayına münferit olay olarak olarak bakamayız.

Bu örnek teşkil edebilir.

Yarın öbür gün Rusya'nın Ukrayna'da, Çin'in Tayvan'da başka hak iddiaları ile ilgili bir oldubitti de olabilir ve bunun dünyanın her yerine yayılması söz konusu olabilir.- Dolayısıyla Türkiye askeri ve stratejik açıdan bu meseleyi dikkatli bir şekilde ele almalıdır.

Bu mesele sadece ülkenin güvenlik meselesi, S-400 alıp kullanıp kullanmama, F-35 alıp kullanıp kullanmama ötesinde, bizim 'Caydırıcılık bu tip durumlarda ne' dediğimizde, en başta güçlü bir ekonomiye sahip olmak, ekonomiyi güçlendirmek lazım.- İkincisi liyakata dayalı bir bürokrasi.

En önemlisi de kendi halkıyla barışık, toplumsal direnci yüksek bir demokrasi inşası.

Çünkü siz eğer kurumların içi boşaltılmışsa, ekonominiz dış şoklara karşı kırılgansa, toplumsal barışınız zedelenmişse dünyanın en pahalı silahlarına sahip olsanız da bu tür hibrit saldırılara ve tehditlere karşı tehlike içerisinde olursunuz.- Büyük Atatürk'ün söylediği, 'Yurtta sulh, cihanda sulh' sözü öylesine söylenmiş bir söz değildir.

Bir yanıyla içinde bulunduğumuz ateş çemberi içerisinde Türkiye'nin kurumsal, öngörülebilir, hukuka dayalı ve tam bağımsız bir devlet anlayışıyla hem içeride hukukun üstünlüğü hem de dışarıda devletlerin egemenlik haklarını savunmaya devam etmemiz lazım.

Milletin ortak iradesi, hiçbir zaman tek adam iradesi değil.

Milletin istikbali kimsenin özel siyasi istikbali, ikbali değil.

Dolayısıyla içeride birlik baskıyla, tehditle, yapay krizlerle insanları birbirine düşürerek olmaz.""ÜLKEMİZİ HAK ETTİĞİ BİR YÖNETİMLE KAVUŞTURANA KADAR MÜCADELEMİZİ DEVAM ETTİRECEĞİZ"CHP Sözcüsü Zeynel Emre, CHP'nin erken seçim talebini yineleyerek, sözlerini şöyle tamamladı:- "Biz yargı sopasıyla belediye başkanlarımıza ve yurttaşlarımıza karşı ve bu ülkedeki gazeteciler, öğrenciler işte en ufak eleştiri getirdi diye hedef olan her kimse için bir bir arada durup dayanışma göstermesi ve ülkedeki olmazsa olmaz, yani milli birlik, kardeşlik deniyor, bunun olmazsa olmazı demokrasi standardının yükselmesi, Cumhuriyet'in en temel ilkesi eşitliğin ortaya konması.- Dolayısıyla buradan bir kez daha söyleyelim.

Geçim standartlarının yükselmesi.

Çünkü geçim yoksa seçim var.

Onun için 2026 yılı erken seçim yılı olarak ifade etmiştik.

Biz gerek bu ülkedeki haksızlığa uğrayanlar, gerek kendi partililerimiz bu dayanışma duygularımızı büyüterek, çoğaltarak sürdüreceğiz.

Ülkemizi hak ettiği bir yönetimle kavuşturana kadar mücadelemizi devam ettireceğiz."

İlgili Sitenin Haberleri