Haber Detayı
Hani ‘emperyalizm’ modası geçmiş bir sözcüktü bayım!
1999’da Antonio Negri ve Michael Hardt’ın kaleme aldığı “İmparatorluk” yayımlandığı zaman tartışmaların odağı olmuştu.
1999’da A ntonio Negri ve Michael Hardt ’ın kaleme aldığı “İmparatorluk” yayımlandığı zaman tartışmaların odağı olmuştu.
İki sosyalist düşünürün liberalizmin batağına saplandığını öne sürecek kadar ileri gidenler olduğu kadar, bu çalışmanın yeni çağın kitabı olduğunu da söyleyenler vardı.
Zaten liberaller kitaptan fersah fersah uzaktı.
Onlara göre “emperyalizm” modası geçmiş bir sözcüktü.
Bugün Negri hayatta değil.
Zaten kitap, 11 Eylül’den sonra dünya başka bir aşamaya geçtiği için gözden düştü.
Ancak bugün “İmparatorluk” küresel kapitalizmin nasıl bir aşamaya geçtiğini gösterirken alternatif örgütlenme yöntemlerini de işaret ediyor.
Öncelikle şunu söylemek gerekiyor: “İmparatorluk” kavramı alışılagelmiş bir otoriter düzeni bize sunmuyor.
Öncelikle iktidarın merkezi yokluğunu dayatıyor; “imparatorluğun bir Roma’sı” yok.
Hatta en güçlü devlet olarak görülen ABD bile tam bir odak olarak nitelendirilemez.
Çünkü “iktidar” karma bir kuruluş yapısına sahip!
ABD öncülüğünde Dünya Bankası’ndan IMF ve BM’ye, hatta farklı uluslardan piyasa ağına bağlı finans kurumlarına kadar birbiriyle organik ilişki içindeki yapılar küresel etki alanı oluşturarak yeni bir “imparatorluk” düzenini bize sunuyor.
Bu noktada büyük kapital uzlaşma karşımıza çıkıyor.
Böyle bir sistemde ise kendi devlet alanına toprak katmak değil, toprağı kendine bağımlı hale getirmek temel koşul.
Yani Amerika’nın eski tip imparatorluklarda olduğu gibi Venezuela’yı topraklarına katmasına gerek yok.
Yeni kuracağı düzende Venezüella’nın madenlerinin ekonomik denetimini sağlaması yeterli.
Çünkü Hardt ve Negri’ye göre toprağı kendine bağımlı hale getiren Avrupa kapitalizmi Vietnam Savaşı’ndan sonra çöktü.
Emperyalist projeden emperyal projeye geçildi.
Burada önemli olan “emperyal düzende” yeni tip emek-sermaye model dengesinin nasıl şekilleneceği!
Çünkü gerçek sermaye sahipleri gözle görünür olmaktan hayli uzakta! *** Şu bir gerçek ki “emperyalizm” bir virüs gibi yeni bir mutasyonla güçlenerek karşımıza çıkıyor.
Geçtiğimiz yüzyılda yepyeni bir toprak modeli kurdu kapitalizm.
Bunun en akıllıca örneği Britanya’nın Hindistan işgaliydi.
Britanya’nın Hindistan’da yalnızca 36 bin beyaz askeri vardı.
Peki İngiltere milyonlarca Hintlinin yaşadığı bir coğrafyada nasıl denetim sağladı?
Öncelikle ülkenin sınıfsal yapısını değiştirerek bir toprak beyliği sistemi yarattı.
Köylülerin ileri gelenlerinden oluşan bu sınıf bir süre sonra yüksek vergi topladığı için “vergiciler” olarak anılmaya başlandı.
Ne zaman ki koalisyon çözüldü o zaman güneş batmayan imparatorluk çöktü.
Diyeceğim o ki işbirlikçiler olmadan emperyalizm yaşayamaz. *** Emperyalizmin vahşi hali bir yüzyıl kadar önce Afrika ülkelerinde karşımıza çıkmış, ağır işkencelere maruz kalan siyahların dramını yaşayan yerlerdeki sıkıntılar yakın tarihe kadar sürmüştü.
Kongo’da yeterli kauçuğu toplamadığı bahane edilerek öldürülenlerin sayısının on iki milyonu aştığı, sakat bırakılan insanların sayısının ise ülkenin yarısından fazla olduğu gerçeği sömürgeci anlayışın bir sonucu olarak yorumlanıp “geçmiş günler” sanrısıyla yaşanabilir.
Ama oradaki siyahi işbirlikçilerin fotoğrafı varken sistemin kendi denetimini sağlaması esas olandır.
Malcolm X siyahi örgütlenmeyi kurarken “salon siyahi”leri diye bir kavram kullanır.
Ona göre tarlada çalışan siyahiler isyankârdır.
Hatta beyazların malikanelerini yakmaya can atar.
Ancak “salon siyahi ”leri malikaneler ateş alınca canı pahasına onu söndürmek için uğraşır.
Onlar beyazların sadık uşaklarıdır.
Malcolm X, kölelik boyunduruğundan tam kurtulamamışlardan söz açar konuşmasında.
Bugün ise küresel imparatorluğun emirlerini yerine getirmeye hevesli çok kişi var.
Hatta çeşitli devletlerin yöneticileri de kendi kişisel alanlarını genişletmek için bu güce sığınıyor. *** Avrupa’da feodalizm çöktükten sonra eski kölelerin bir günde nasıl özgür olduklarını, ancak bunu içselleştiremediklerini kimi metinlerde okuruz.
Moliere ’nin “Scapen’in Dolapları” nda, Goldoni ’nin “İki Efendinin Uşağı” nda uşağa artık özgür birey olduğu söylenir.
Ancak o özgürlüğün ne menem bir şey olduğunu bilmez.
Hayatı boyunca efendisini giydirmiştir, onun ayakkabılarını parlatmıştır.
Yeni olana alışamadığı gibi gülünç durumlara düşer.
Tahakküm altındaki toplumlardan “özgürlük“ düşüncesini içselleştirmiş bireyin çıkması imkânsızdır.
Bu nedenle küresel emperyal işbirlikçilerini rahatlıkla avlar. *** Emperyal sisteme karşı hâlâ en büyük güç Aydınlanma düşüncesidir.
Bu düşünce ise önce kendi coğrafyasındaki işbirlikçileri teşhir etmeyi meşru kılar!