Haber Detayı
Aşktan mı vazgeçemiyoruz, konfordan mı? İlişkilerde kalma dürtüsünün bilimi
Nörobilim, bir ilişkide kalma kararının çoğu zaman romantik değil, biyolojik ve psikolojik reflekslerle alındığını gösteriyor.
İnsanlar ço ğu zaman bir ilişkide kalma nedenini “ sevgi ” olarak tanımlar.
Ancak bilimsel araştırmalar, kararlarımızın b üyük bölümünün bilinçd ışı mekanizmalar tarafından şekillendiğini ortaya koyuyor.
Özellikle uzun süreli ili şkilerde, kalma davranışı ço ğu zaman romantik duygulardan çok; al ışkanlık, bağlanma stili ve belirsizlikten ka ç ınma eğilimiyle ilişkilidir.
Peki beyin, neden bazen mutsuz olduğumuz bir ilişkide bile kalmayı se çer?
BEYNİN ALIŞKANLIK MEKANİZMASI N örobilimde al ışkanlıklar, bazal gangliyonlar adı verilen beyin b ölgesiyle ili şkilidir.
Bu sistem, tekrar eden davranışları otomatik hale getirir.
Ama ç, zihinsel enerji tasarrufu sa ğlamaktır.
Bir ilişki uzun s üre devam etti ğinde: Aynı kişiyle uyanmak, Aynı mesajlaşma bi çimi, Ayn ı tartışma d öngüleri beyinde “tan ıdık ve g üvenli” olarak kodlan ır.
Beyin i çin tan ıdık olan, risk i çermeyen anlam ına gelir.
Oysa ayrılık: Belirsizlik, Yeni sosyal çevre, Yeni duygusal yat ırım demektir.
Beyin, bu belirsizliği potansiyel tehdit olarak algılar ve kişiyi mevcut d üzende kalmaya iter.
Bu nedenle, ili şki tatmin edici olmasa bile “kalmak”, biyolojik olarak daha g üvenli hissedilir.
BAĞLANMA KURAMI NE SÖYLÜYOR?
Psikolog John Bowlby’nin geli ştirdiği bağlanma kuramı, yetişkin ilişkilerimizin çocuklukta olu şan bağlanma stilleriyle şekillendiğini s öyler: Güvenli ba ğlananlar ilişkide mutsuz olduklarında ayrılmayı daha sağlıklı değerlendirebilir.
Kaygılı bağlananlar, terk edilme korkusuyla tatmin edici olmayan ilişkilerde bile kalabilir.
Ka ç ıngan bağlananlar ise duygusal mesafeyi s ürdürürken ili şkiyi “alışkanlık” d üzeyinde devam ettirebilir.
Ara ştırmalar, kaygılı bağlanma stiline sahip bireylerin, ilişkilerinden memnun olmasalar bile ayrılma olasılıklarının daha d ü ş ük oldu ğunu g österiyor.
Çünkü beyin, yaln ızlığı duygusal bir tehdit olarak algılıyor.
KAYIPTAN KAÇINMA ETKİSİ Davranışsal ekonomide “kayıptan ka ç ınma ” (loss aversion) adı verilen bir ilke vardır.
İnsanlar, bir şeyi kaybetmenin acısını, aynı şeyi kazanmanın verdiği hazdan daha g üçlü hisseder.
İlişkilerde bu şu şekilde işler: “Bunca yıl boşa gidecek” “Emek verdim” “Onu kaybetmek çok ac ıtır” Bu d ü ş ünceler, mevcut mutsuzlu ğu ikinci plana iter.
Beyin, var olanı kaybetmemeyi, daha iyi bir ihtimali denemekten daha g üvenli bulur.
Böylece ki şi, sevdiği i çin de ğil; kaybetmekten korktuğu i çin kal ır.
SEVGİ İLE ALIŞKANLIK ARASINDAKİ BİYOLOJİK FARK N örokimyasal aç ıdan bakıldığında: Sevgi; dopamin, oksitosin ve serotonin gibi bağ kurmayı ve ödül hissini art ıran hormonlarla ilişkilidir.
Alışkanlık ise daha çok otomatikle şmiş sinir yollarına dayanır; duygu yoğunluğu azalır, davranış devam eder.
Bir ilişkide zamanla heyecanın azalması doğaldır.
Ancak bağ yerini yalnızca otomatiğe bıraktığında, kişi duygusal tatmin olmadan ilişkiyi s ürdürür.
Bu noktada “kalmak”, bir seçimden çok refleks haline gelir.
BİLİMİN GÖSTERDİĞİ GERÇEK Ara ştırmalar şunu ortaya koyuyor: Bir ilişkide kalmak her zaman sevginin g östergesi de ğildir.
Ço ğu zaman bu davranış; Belirsizlikten ka ç ınma, Yalnızlık korkusu, Bağlanma stilinin etkisi, Kayıp yaşamaktan çekinme gibi psikolojik ve biyolojik mekanizmalarla aç ıklanır.
Bu nedenle “Neden buradayım?” sorusu, romantik değil bilimsel bir sorgulamadır.
İnsan bazen sevdiği i çin de ğil, beyni tanıdığı d üzeni korumak istedi ği i çin kal ır.
Ve belki de ger çek cesaret, al ışkanlığın sesini sevgiden ayırmayı ö ğrenebilmekte yatar.