Haber Detayı
Calhoun’un fare deneyi insan toplumuna ne anlatıyor?
Eleştirilebilir olsa da deney günümüzün bir modellemesidir. İnsanlar arasındaki eşitsizliğin bir gelecek sorunu olduğunu gösteriyor. Bir başka gösterdiği, eşcinselliği yaygınlaştırmanın toplumları çürüttüğüdür. İnsancıl ve duygudaş yaşamın önemini bilmek gerekir.
Açlık gibi varoluşu örseleyen, uygundan yoksunluğa geçilen deneysel travma durumlarında canlının ilk önlemi, türünü yok etmek için saldırgan tavır almak olmuş, yaşayanlar yaşamın temel değerlerinden yoksun bir role bürünmüştür.
John Bumpass Calhoun (1917-1995), nüfus yoğunluğu ve davranış üzerindeki etkileri üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Amerikalı bir etolog ve davranış araştırmacısıydı.
Aşırı popülasyonun kemirgenler üzerindeki kasvetli etkilerine dair gözlemlerinin, insan ırkının geleceği için kasvetli bir ön izleme olduğunu iddia etti.
Calhoun’un çalışmaları dünya çapında beğeni topladı.
Uluslararası konferanslarda konuşmalar yaptı.
Sıçan ve fare çalışmaları, başka teoriler geliştirilmesine temel oluşturdu.
Calhoun’un 1962 tarihli Scientific American dergisindeki “Nüfus Yoğunluğu ve Sosyal Patoloji” başlıklı çığır açıcı makalesi, Paul Ehrlich’in 1968 tarihli çok satan kitabı Nüfus Bombası’nda öngördüğü aşırı nüfusun distopik etkilerine dair korkuları körükledi.
EMEKSİZ YEMEK İNSANLIĞIN SONUNU GETİRİR Eleştirilebilir olsa da bu deney günümüzün bir modellemesidir.
İnsanlar arasındaki eşitsizliğin bir gelecek sorunu olduğu, değişik yöntemlerle emeksiz para kazanmanın insanlık değerlerini çürüttüğü, sonuçta yok oluşun insanlığı beklediği düşünülebilir.
Bu deneyin bir başka yorumu Batı değerlerinin ve eşcinselliği yaygınlaştırmayı güden politikaların toplumları çürüttüğüdür.
Deney, toplumsal yok oluşun önüne geçecek politikaları üretmek ve savunma çabaları açısından yol gösterici olabilir.
İnsancıl ve duygudaş yaşamın önemi, bu deneyle de görülmektedir.
Özetin özeti bir başka çıkarım şudur: emeksiz yemek, alın terine çökmek insanlığın sonunu getirir.
KEMİRGENLER NASIL ÇOĞALDI Biyolog w, ‘25.
Evren’ adını verdiği koloniyi 1968 yılında Maryland’deki Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsü’nde kurdu. 1,2 metreküp büyüklüğündeki bir büyük bölme, bir farenin isteyebileceği her şeyi içeriyordu: bol miktarda yiyecek ve su, mükemmel bir iklim, rahat yuvalar yapmak için kağıt desteleri ve duvarlara cıvatalanmış file borularla erişilebilen 256 ayrı daire.
Calhoun ayrıca hastalıklı fareleri eledi.
Yırtıcı hayvanlardan ve diğer endişelerden uzak bir fare, teorik olarak orada tek bir endişe duymadan olağanüstü bir yaşlılığa kadar yaşayabilirdi.
Deney, Calhoun’un 25. tekrarıydı, fare cennetinin ne kadar çabuk fare cehennemine dönüşebileceğini biliyordu.
John Calhoun, Tennessee’de bir lise müdürü ve bir sanatçının oğlu olarak büyüdü ve gençliğinde hevesli bir kuş gözlemcisiydi.
Zooloji alanında doktorasını aldıktan sonra, 1946’da şehirlerdeki kemirgen zararlılarını ortadan kaldırmayı amaçlayan Baltimore’daki Kemirgen Ekoloji Projesi’ne katıldı.
Projenin başarısı sınırlıydı, çünkü kimse kemirgenlerin davranış, yaşam tarzı veya biyolojilerinin hangi yönlerini hedef alacağını çözemiyordu.
Calhoun, evinin arkasındaki ormanda Norveç farelerini içeren ilk ütopyasını kurarak, kemirgenleri zaman içinde izleyerek popülasyon artışlarını hangi faktörlerin tetiklediğini anlamaya çalıştı. 55 GÜNDE BİR POPÜLASYON İKİYE KATLANDI Calhoun, kemirgen davranışlarına ilişkin giderek daha ayrıntılı ve denetimli ortamlar tasarlamaya başladı.
Calhoun, kentsel tasarıma yol gösterecek verilere de ulaşmayı hayal ediyordu.
Calhoun Temmuz 1968’de başladığı 25. deneyinde, 1,2 metrelik küpün içine sekiz albino fare yerleştirdi.
İlk yavrular 3,5 ay sonra doğdu ve popülasyon her 55 günde bir, ikiye katlandı.
Zamanla bu hızlı büyüme yavaşladı, ancak popülasyon artmaya devam etti ve 19. ayda 2 bin 200 fareye ulaştı.
Ancak bu güçlü büyüme, bazı ciddi sorunları maskeledi.
Vahşi doğada, fareler arasında bebek ölüm oranı yüksektir, çünkü yavruların çoğu yırtıcılar tarafından yenir veya hastalık ya da soğuktan ölür.
Fare ütopyasında ise yavrular nadiren ölürdü.
Sonuç olarak, normalden çok daha fazla yavru vardı ve bu da çeşitli zorluklara yol açtı.
Calhoun, çalışmaları sırasında aşırı kalabalık ortamlardaki sapkın davranışları tanımlamak için “davranışsal çöküntü” ve aşırı nüfus yoğunluğu altında tüm sosyal etkileşimlerden çekilen pasif bireyleri tanımlamak için “güzel olanlar” terimlerini ortaya attı. ‘KAYBEDEN’ SÜRÜLER ORTADA TOPLANINCA… Kemirgenlerin sosyal hiyerarşileri vardır ve baskın alfa erkekler dişilerden oluşan haremleri kontrol eder.
Alfalar, rakiplerini ısırarak ve güreşerek hakimiyet kurarlar.
Normalde bir dövüşü kaybeden bir fare, her şeye yeniden başlamak için uzak bir köşeye kaçar.
Ancak fare ütopyasında, kaybeden fareler kaçamazdı.
Calhoun onlara “okul terk edenler” derdi.
Çok az yavru öldüğü için, okul terk edenlerden oluşan büyük sürüler ağılın ortasında toplanırdı.
Kesikler ve çirkin yaralarla doluydular ve ara sıra büyük kavgalar çıkardılar; hiçbir belirgin amacı olmayan, ısırma ve tırmalamaların yaşandığı vahşi kavgalar.
Bu, sadece anlamsız bir şiddetti. (Farelerin yer aldığı önceki ütopyalarda, bazı okul terk edenler yamyamlığa yönelmişti.) ALFALAR BİTKİN DÜŞTÜ HAREMİNİ SAVUNMAYI BIRAKTI Alfa erkekler de zorlandı.
Haremlerini, rakiplere karşı savunmak zorunda oldukları özel dairelerde tutuyorlardı.
Ancak yetişkinliğe ulaşan fare sayısı göz önüne alındığında, her zaman savaşmaya hazır bir düzine güçlü ‘adam’ vardı.
Alfalar kısa sürede bitkin düştü ve bazıları dairelerini savunmayı tamamen bıraktı.
Sonuç olarak, emziren dişilerin bulunduğu daireler, düzenli olarak saldırgan erkekler tarafından işgal ediliyordu.
Anneler direniyordu, ancak bu genellikle yavrularının zararına oluyordu.
Stresli birçok anne, yavruları henüz hazır olmadan yuvadan atıyordu.
Hatta bazıları, şiddetin ortasında kendi yavrularına bile saldırdı veya farklı dairelere kaçarken onları terk ederek yavruların ihmalden ölmesine neden oldu.
UYUMSUZ ERKEKLER VE ‘DAVRANIŞSAL ÇÖKÜNTÜ’ Sonunda başka sapkın davranışlar da ortaya çıktı.
Uygunsuz şekilde yetiştirilen veya erken yaşta yuvadan atılan fareler genellikle sağlıklı sosyal bağlar kuramamış ve bu nedenle yetişkinlikte sosyal etkileşimlerde zorluk çekmişlerdir.
Uyumsuz dişiler, boş dairelerdeki münzeviler gibi kendilerini izole etmeye başlamışlardır; bu, fareler arasında alışılmadık bir davranıştır.
Uyumsuz erkekler ise gün boyu kendilerini yalayarak saatlerce temizlenmeye başlamışlardır.
Calhoun onlara “güzeller” derdi.
Görünüşlerine takıntılı olsalar bile, bu erkeklerin dişilere kur yapmaya, sekse hiç ilgileri yoktu.
İlginç bir şekilde, Calhoun daha önceki ütopyalarda bu tür uyumsuz davranışların fareden fareye bulaşıcı bir hastalık gibi yayılabileceğini fark etmişti.
Bu olguya “davranışsal çöküntü” adını vermişti. 21.
AYDA DOĞUMLAR DURDU BEŞ YILDA YOK OLUŞ!
Doğum oranını düşüren cinsiyet eksikliği ve yavruları doğru şekilde yetiştirememe, bebek ölümlerini keskin bir şekilde artırdığı için, Evren 25’in popülasyonu hızla düşmeye başladı. 21. aya gelindiğinde, yeni doğan yavrular nadiren birkaç günden fazla yaşıyordu.
Kısa süre sonra, yeni doğumlar tamamen durdu.
Yaşlı fareler bir süre daha hayatta kaldılar -münzeviler gibi saklanarak veya bütün gün kendilerini temizleyerek- ama sonunda onlar da yok oldular.
Deneyin başlamasından beş yıldan kısa bir süre sonra, 1973 baharında, popülasyon 2 bin 200’den sıfıra düştü.
Fare cenneti yok olmuştu.