Haber Detayı
Ümit Leblebici: ‘Görünüm’ olumluya dönebilir ‘yatırım’ için daha zaman lazım
2024 yılının son günlerinde yaptığımız görüşmede, “Uluslararası rating kuruluşları Türkiye’nin notunu ‘yatırım yapılabilir’ düzeyine çıkarabilir” diyen Türkiye Ekonomi Bankası (TEB) Genel Müdürü Ümit Leblebici, 2025’in sonlarında bu beklentisini daha ihtiyatlı düzeye çekti. Leblebici, 2026 yılı beklentisini şöyle ortaya koydu: “Önümüzdeki dönemde uluslararası derecelendirme kuruluşlarında pozitif gelişmeler muhtemel. Nisan ayında ‘görünüm’ tarafında olumlu değişiklik yaşanabilir. Ancak, ‘yatırım yapılabilir’ seviyeye dönüş için hâlâ bir miktar zamana ihtiyaç var.”
VAHAP MUNYAR TEB Genel Müdürü Ümit Leblebici, 2025 yılını değerlendirerek, 2026 beklentilerini dile getirdi.
EKONOMİ gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ ile Genel Koordinatörü Vahap Munyar'ın sorularını yanıtlayan Leblebici, uluslararası rating kuruluşlarının notlarına ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı: ■ POZİTİF GELİŞMELER GÜNDEME GELEBİLİR “2024’ün sonunda, ‘Belirli koşulların sağlanması halinde Türkiye’nin 2026’da yeniden yatırım yapılabilir seviyeye yaklaşabileceğini’ düşünüyordum.
Aslında genel trende baktığımızda beklentilerin aksine çok olumsuz bir tabloyla karşı karşıya değiliz.
Bunun temel nedeni borçluluk açısından ciddi bir sorun yaşanmıyor olması.
Türkiye ekonomisinde belirgin bir borçluluk problemi göze çarpmıyor.
Makro ekonomik temel göstergelerde birçok başlıkta güçlü ve sağlam bir yapı görülüyor.
Cari açık tarafında da benzer şekilde ciddi bir baskıdan söz etmek mümkün değil.
Enflasyon hâlâ önemli bir sorun alanı olmakla birlikte trend itibariyle olumsuz bir yöne gitmediği görülüyor.
Bu çerçeveden bakıldığında Türkiye’ye yönelik, ‘Eurobond alınamaz, ciddi bir risk söz konusu’ şeklinde değerlendirmeler yapılmasını gerektiren bir tablo yok.
Mevcut göstergeler böyle keskin ve olumsuz bir uyarıyı haklı çıkaracak nitelikte değil.
Önümüzdeki dönemde kredi derecelendirme kuruluşlarının değerlendirmeleri açısından da pozitif gelişmelerin gündeme gelmesi muhtemel.
Özellikle Nisan döneminde ‘görünüm’ tarafında olumlu bir değişiklik yaşanabilir.
Bu adımlar Ocak'ta atılırsa da sürpriz olarak değerlendirmem. ‘Yatırım yapılabilir’ seviyeye dönüş için hâlâ bir miktar zamana ihtiyaç olduğunu not etmek gerekir.
Genel çerçevede bakıldığında bu yıl içinde aşağı yönlüden ziyade yukarı yönlü ve pozitif eğilimlerin öne çıkacağını düşünüyorum.” Ümit Leblebici, enflasyonla ilgili beklentilerini şöyle dile getirdi: Ümit Leblebici (ortada), Hakan Güldağ ve Vahap Munyar'ın sorularını yanıtladı ■ ENFLASYON AŞAĞI YÖNLÜ SEYİR İZLEYECEK “Ocak enflasyonu biraz yüksek gelebilir.
Bunda kamu zamlarının belirleyici etkisi oluyor.
Bunun ardından ise genel eğilimin aşağı yönlü seyretmesi öngörülüyor.
Bu noktada temel soru, enflasyonun MB’nin işaret ettiği yüzde 16-19 bandı içine girip girmeyeceği.
İlk tahminimiz yıl genelinde enflasyonun yüzde 20-25 aralığında, ortalama yüzde 23 seviyelerinde gerçekleşeceği yönünde.
Bu beklentinin aşağı yönlü revize edilmesi de ihtimal dahilinde.
Küresel gelişmeler bu yönde destekleyici sinyaller veriyor.
Özellikle petrol fiyatlarında süregelen aşağı yönlü trend, enflasyonun görünümünü olumlu etkileyen en önemli göstergelerden biri.
Bu eğilim devam ettikçe, enflasyonun Merkez Bankası’nın hedef bandının üst sınırına yakın bir seviyede gerçekleşmesi olası görünüyor.” ■ 20’NİN ALTI BU SENE ZOR “Merkez Bankası’nın uzman ekipleri verileri günlük olarak izliyor, enflasyon projeksiyonlarını düzenli çalışıyor.
Bizim kullandığımız veri setlerinin aynı derinlik ve güncelliğe sahip olmadığını kabul etmek gerekiyor.
Olası bir yanılma payı varsa, bunun daha çok bizim tarafımızda olma ihtimali yüksek.
Bu çerçevede Merkez Bankası, enflasyonu belirlenen bandın içine taşımaya yönelik bir politika seti oluşturacaktır.
Bu yıl enflasyonun 20’yi görmesini ihtimal dahilinde görüyorum.
Ancak, 20’nin altına düşmesi bu sene zor gibi.
Onun için 2027’ye bakacağız.” REEL SEKTÖR, POLİTİKA FAİZİNİN BİLEŞİĞİNİN DÜZEYİNE DE BAKMALI TEB Genel Müdürü Ümit Leblebici, reel sektör temsilcilerinden yönelen, “Merkez Bankası faizi indiriyor, bankalar bu indirimi kredi faizlerine yansıtmıyor” eleştirilerini şöyle yanıtladı: ■ ARKASINDA TEKNİK NEDEN VAR "Faiz düzeyini hesaplamanın arkasında doğal olarak teknik neden var.
Bankalar, mevduat sahibine genellikle belirli bir vade için, örneğin aylık faiz taahhüdünde bulunuyor.
Merkez Bankası politika faizine ilişkin karar aldığında, bu kayıtlara giriyor.
Ancak, bankalar bu sürece girdi maliyetlerini dikkate alarak yaklaşıyor.” ■ MALI ALDIN, FİYATI DÜŞTÜ, NE YAPARSIN “Bunu basit bir örnekle açıklamak gerekirse; bir kurum bir malı belirli fiyattan satın aldıktan sonra ertesi gün piyasa fiyatı düşse bile o malın maliyeti geriye dönük olarak değişmiyor.
Aynı şekilde bankalar açısından mevduat da bir girdi maliyeti niteliği taşıyor.
Bir aylık vadeyle alınmış mevduatın maliyeti vade süresince yönetilmek zorunda.
Dolayısıyla bankalar bu maliyetleri gözeterek fiyatlama yapıyor.
Bunun ötesinde ise beklentilere bakıldığında, ileriye dönük fiyatlama davranışlarında genel olarak faiz indirimlerini dikkate alan bir mekanizmanın devreye girdiği görülüyor.
Bu arada Merkez Bankası’nın gösterge faizi, haftalık repo faizini temsil ediyor.
Şu andaki bileşik düzeyi 46’yı buluyor.
Bankalar 46’nın altında faiz uyguluyor.” Verimlilik ve girişimciliğe destek geri planda kalıyor TEB Genel Müdürü Ümit Leblebici, enflasyonla mücadele döneminde bazı önemli alanların geri planda kalabildiğine işaret edip, şu nokta üzerinde durdu: ■ GİRİŞİMCİ İYİ FİKİRLE GELİYOR AMA “Enflasyonla mücadeleye çok fazla odaklandığımız için, içeride verimliliği ve girişimciliği nasıl destekleyeceğimiz sorusu geri planda kalıyor.
Girişimciler çoğu zaman çok iyi fikirlerle geliyor.
Ancak, finansal okur-yazarlıkları yeterince güçlü olmuyor.
Bugün 100 lira borçlandığında bunun yaklaşık 40 liralık bir faiz yükü oluşturacağını net şekilde hesaplayamıyor.
Ürettiği ve sattığı ürünle bu maliyeti karşılayıp karşılayamayacağını kestiremiyor.
Bu belirsizlik, girişimcinin adım atmaktan vazgeçmesine yol açıyor.
Sonuçta yenilikçi işler üretmek yerine, mevcut yapıları küçük iyileştirmelerle ayakta tutmaya çalışıyoruz.
Reel sektör doğası gereği dinamik olduğu için çözümü küresel açılımda buluyor ve maliyetlerini dış pazarda optimize ediyor.” ■ ENFLASYON YÜZDE 10’UN ALTINA İNERSE “Girişimciliği canlandırmanın temel koşulu, finansman maliyetinin makul seviyelere inmesi.
Enflasyonu yüzde 10’un altına, örneğin 8-9 seviyesine indirebilirsek, girişimci açısından tablo tamamen değişir.
Yüzde 8 civarında bir faizle borçlanan girişimci için risk algısı azalır.
İşte gerçek üretim, yenilik ve katma değer artışı ancak böyle bir zeminde mümkün olur.” Küresel trend Türkiye lehine şekilleniyor TEB Genel Müdürü Ümit Leblebici, jeopolitik ve küresel gelişmelerin Türkiye’ye etkileri üzerine şu değerlendirmeyi yaptı: ■ SURİYE “Ülkemiz açısından öne çıkan başlıklardan biri Suriye.
Bölgede büyük çaplı bir istikrarsızlık yaşanması olasılığını düşük görüyorum.
Çünkü, Suriye’de yeni bir karışıklık ilgili hiçbir aktörün çıkarına hizmet etmiyor.
Bu nedenle sürece dahil olan tüm tarafların katılımıyla ülkede bit normalleşme ve istikrar arayışı söz konusu.
Küresel aktörlerin de Suriye’nin yeniden rayına girmesi yönündeki çabalara destek vereceğini düşünüyorum.” ■ UKRAYNA-RUSYA “Ukrayna- Rusya hattına bakıldığında da benzer bir tablo görülüyor.
Burada da çözüm sürecine doğru ilerlenmesi bekleniyor.
Bu sürecin hızlı ve kapsamlı bir barışla sonuçlanıp sonuçlanmayacağını öngörmek zor.
Ancak, gelinen noktadan daha olumsuz bir tabloya evrilmesi ihtimalinin düşük olduğu kanaatindeyim.” ■ UÇUŞA YASAK BÖLGELER ORTAYA KOYUYOR “Bu çerçevede değerlendirildiğinde küresel gelişmelerin genel olarak Türkiye’nin lehine çalıştığını söylemek mümkün.
Bu durum, jeopolitik konum üzerinden net biçimde okunabiliyor.
Uçuşa yasak bölgelerin yer aldığı haritaya bakıldığında, Doğu-Batı ve Batı-Doğu aksında hava trafiğinin büyük ölçüde Türkiye üzerinden geçmek zorunda kaldığı görülüyor.
Bu tablo, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda politik açıdan da Türkiye’nin merkezi rolünü pekiştiriyor.
Kısacası küresel eğilimlerin Türkiye aleyhine dönmesi pek olası görünmüyor.
Aksine, mevcut trend Türkiye’nin lehine şekilleniyor.”