Haber Detayı

Emekliler Yılı, Aile Yılı, Refah Yılı Derken; Umutsuzluk Yılında Karar Kıldık…
Neşe doster gercekgundem.com
15/01/2026 10:06 (4 saat önce)

Emekliler Yılı, Aile Yılı, Refah Yılı Derken; Umutsuzluk Yılında Karar Kıldık…

Malumunuz olduğu üzere yönetim 2024 yılını Emekliler Yılı ilan etmişti. Emekliler; “Perişanız, ömrümüz kuyruklarda geçiyor, ucuz sebze meyva peşinde tükendik, eti unutalı çok oldu, verecek harçlık olmadığı için torunlar gelmesin diye içimizden dua ediyoruz.” diye yakınırken bu karar çok yerinde ve anlamlı bir yıla vesile oldu…

Yıl ilan etmelere doymayan yönetim 2025 yılını da Aile Yılı ilan etmişti.

Boşanan çiftlerde patlama yaşanıyorken, nafaka, mal paylaşımı, tazminat vb derken fiyatlar tavan yapıyorken, ihtiyaç kredisi çekerek boşananlar artıyorken çok yerinde ve anlamlı bir yıla daha imza atıldı.…CB yardımcısı Cevdet Yılmaz yetinmeyerek 2026 yılını Refah Yılı ilan etmez mi?

Açıklanan asgari ücretle, birbirini izleyen yeni zamlarla, açıklanması hep ertelenen emekli maaşlarıyla yandı gülüm keten helva mı desek?

Çalışabilir durumda ve fakat iş aramaktan umudunu kesenlerin sayısının 2.5 milyona dayandığını bir kez daha mı hatırlatsak?

Yoksa şaşırmamaya mı alışsak, onunla da yetinmeyip gündemi belirleyen yaratıcı ekibe bravo mu desek bilemedim.

Bildiğim o ki yaratıcılıkta sınır tanımayanlar toplumun sinir uçlarıyla oynamayı sürdürüyorlar…İzaha muhtaç yükselişler…Güçlü lider, mutlu yandaş, muhtaç yurttaş varken daha ne yıllar göreceğiz diye düşünürken, yine yönetenlerin bölgesel ve yöresel dinamiklere ait sayısız ve cevapsız sorularına bakarken, hele de siyasi bagajlarına tanıklık ederken vicdan testinden mi geçiyoruz diye sorup duruyoruz…Hayallerin romantik, gerçeklerin dramatik ve travmatik olduğu günümüzde, biraz hayale, çokça inada gereksinim duyduğumuz bugünlerde, geçerlilik ve güvenilirlik sınavından durmadan çaktığımız ülkemizde; kötülük, hoyratlık, kabalık, gizli tanıklık, sıradanlık, sağduyu ile teslimiyet arasında gidip gelmek yarışıyor sanki, kim önde, kim arkada belli değil.

Tüm bunlara zaman ayırmak, zemin hazırlamak, konu ve konuk bulmak kolay değil, daha doğrusu çok zor.

O nedenle ülke gündemini belirleyen yaratıcı ekibe bravo doğrusu…MEB alkışlanmasın mı?Nüfus oranına ve yaş ortalamasına göre her yıl 1.3 milyon çocuğun ilkokula başlaması gerekiyor.

Ancak zorunlu eğitim çağında olan 6-17 yaş arası 612 bin çocuk hiç okula gitmiyor.

Bunların yüzde 46.5’i kız çocuğu, yüzde 53.5’i erkek çocuğu.

Neden çünkü bu çocukların çoğu çalışıyor, daha doğrusu çalıştırılıyor.

Şimdi “Türkiye Yüzyılı Maarif Yılı Modeli, Aile Yılı, MESEM, ÇEDES” gibi başlıkların ustası MEB cevap versin?

Ardahan’dan Bayburt’a, Gümüşhane’den Kilis’e, Sivas’tan Tokat’a, Tunceli’ye kadar uzanan bu kentlerimizde okul çağındaki 612 bin çocuk nerede?

Yanıt gelirse yadırgamayız ama üzülürüz, şaşırmayız ama düşünürüz…Tablo ağırken ve umut azalırken parantez açıyorum…Adetimdir, her konuşmamın bitiminde salona sorularınız var mı derim.

Anlatılanları, soruları, sorunları sabırla dinler, notlar alır, yazılarımda da dile getiririm.

Geçenlerde Ataşehir’de bir kadın şunları söyledi, salon buz kesti, çünkü ortak bir haykırış ve seslenişti dedikleri;“Yanlış biriyle yalnız kalmak nasıl bir duygu bilir misiniz?

Nasıl yaşarım, nasıl taşırım bunca yükü diyen anneleri tanır mısınız?

Ya da sonsuz bir açık büfe gibi anlayan ve değer veren annelerin hiç kıymeti yok farkında mısınız?

Biz anlaşılma ve önemsenme duygusunu yitireli o kadar çok oldu ki?

Oysa bazı duyguları hem yaşamak hem de yaşatmak gerekir.

Bazı yüklerle yürümek çok zor, dayan ve idare et demekten yorulduk ama yüzleşerek yola devam etmekten başka çaremiz yok.

Çünkü bazen bir yerde durup hayatın resmini çekmek gerekiyor, keşke ve iyikileri de unutmayarak, zaman zaman o resme bakmayı da ertelemeyerek yola devam etmek gerekiyor yıpratıcı da olsa.” konuşmasının bitiminde o kadar çok alkış aldı ki sanki bunlar onay ve yalnız değilsin alkışlarıydı…Bir başka kadın şunları söyledi:“Kadınlar olarak bize bakın, demiyoruz, biz buradayız diyoruz, hayallerimiz ve hayatlarımız çalındı diyoruz.

Bugünkü ben attığım adımlarla, dünkü beni kurtarabiliyor muyum diye, ne yaptık, ne kadar yapmalıydık diye kendi kendimize soruyoruz.

Unutmayalım ki birini bulmakla birbirini bulmak arasında çok fark vardır.

Birini bulursanız zaman geçer, birbirinizi bulursanız ömür geçer.”Onları dinlerken bu anlattıklarını sık sık kendilerine sormuşlar mıdır diye düşündüm, sonra da bence sormamışlardır, zaman bulamamışlardır dedim, yetinmedim, hepimize artık bir zihinsel jüri şart mı ne dedim.

Yaşama değer katan, ya da yaşamdan çok şeyler alıp koparan anları ve anıları düşününce de içimi çektim…Parantezi kapatıp devam ediyorum.Bugünlerde Demet Taner’in; Eşi Haldun Taner’i anlattığı “Canlar Ölesi Değil” adlı kitabını yine ve yeniden okuyorum.

Şimdi o kitaptan bir alıntı…Yıl 1985.

Haldun Taner mezunları arasında olduğu okulu Galatasaray Lisesi’de duygusal bir tonda yaptığı konuşmada hocalarının tek tek adlarını andıktan sonra genç liselilere diyor ki; “Sizin bizden bir çok üstünlükleriniz var.

Biz bilgisayar çağına tam yetişemedik.

Ama sizden bir üstünlüğümüz var.

Biz O’nu tanıdık, O’nun devrini yaşadık.” Yazarın Atatürk’ün fotoğrafını göstererek söylediği bi söz ayakta alkışlanır… Özetle demem o ki; Atatürk’ten elimizi, eteğimizi çekersek hepimiz öksüz kalırız.

Çünkü siyasetten ekonomiye, hukuktan eğitime yaşadığımız sorunların çözüm adresi bellidir.

Bu bir nostalji değil, bilinçli hesaplaşmalar için net bir adres ve reçetedir.

Her daim güncelliğini koruyan tarihsel bir gerçekliğin ve sorumluluğun ifadesidir.

Çünkü toplumun belirsizliğe değil netliğe, esnekliğe değil, ilkelere, suskunluğa değil cesarete ihtiyacı var.

Ve bu önce Atatürk’e sonra da Cumhuriyete karşı tarihsel bir borçtur…Sözün özüne gelince: Atatürk yüz akımızdır, açtığı ışıklı yol umudumuz, onurumuz ve güvencemizdir.

O vatandır, ülkedir, topraktır, bayraktır, özgürlüktür, eşitliktir, çağdaşlıktır, kadın haklarıdır, laikliktir.

Adı geçtiğinde duygulanmak, adı anılmayınca burun direğinin sızlamasıdır.

Anne- baba demeği öğrendikten sonra ilk söylenen isimdir.

Sadece yüreğimizde değil, evlerimizin duvarlarındadır?

Kitaplardan adını, duvarlardan fotoğraflarını, meydanlardan heykellerini kaldırabilir misiniz?

İlgili Sitenin Haberleri