Haber Detayı

SDG/ YPG’nin Şeyh Maksudi ve Eşrefiye fiyaskosu
Gündem aydinlik.com.tr
15/01/2026 19:33 (2 saat önce)

SDG/ YPG’nin Şeyh Maksudi ve Eşrefiye fiyaskosu

SDG ile Şam Hükümeti arasında yaklaşık bir yıldır süren görüşmelerden beklenilen sonucun çıkmaması Halep ekseninde hesaplaşmayı dayattı. Bu bir zorunluluktu ve geç kalınmaması gerekiyordu

Halep kentinde yaşanan son gelişmeler devlet-ordu-halk birliğinin ne kadar hayati önemde olduğunu bir kez daha gösterdi.

Ordu dağılırsa ya devlet zayıflar ya da dağılır.

Özellikle de günümüzde ABD emperyalizmi ve İsrail siyonist devletimsi oluşumuna karşı milli direniş belirleyici öneme sahiptir.Kürt nüfusun yoğunlukta olduğu Halep’in iki büyük mahallesi Şeyh Maksudi ve Eşrefiye 2012 yılından bu yana “özerk yönetim” denilen PKK/SDG’nin (Rojava yönetimi) etkin olduğu bir fiili yapılanmadır.

Şam’ın zayıflatılması neticesinde günümüze kadar iki mahallede özerklikten de öte bir durum oluştu.

Suriye’nin parçalı haline son verilmesi için Şam Yönetiminin gösterdiği çabayı SDG sekteye uğratmak istiyor.

Suriye’nin önünde milli birlik ve bütünlüğünü sağlamak duruyor.

DSG ÇIKMAZ İÇİNDE DSG ile Şam Hükümeti arasında yaklaşık bir yıldır süren görüşmelerden beklenilen sonucun çıkmaması Halep ekseninde hesaplaşmayı dayattı.

Bu bir zorunluluktu ve geç kalınmaması gerekiyordu.

Ferhat Abdi Şahin (Mazlum Abdi) 4 Ocak tarihinde Şam’da yaptığı görüşmeden sonuç almadan ayrıldı.

Şam Hükümeti kendisine “ya çıkın ya da saldıracağız” diyerek uyarılarda bulundu.

Bu gelişmeler üzerine Ferhat Abdi Şahin Rojava yönetimi denilen PKK/YPG’nin uydusunu toplayarak çatışmasızlık yönünde ortak karar almak istedi.

Sözde kuzey ve doğu Suriye özerk yönetimi dış ilişkiler dairesi eş başkan İlham Ahmed’in de olduğu bir gurup “çıkalım, çatışma olmasın” dediği sözleri Kürtçü basında yer aldı.

SDG şimdilik “pasif direniş” ile yetinilmesini istiyordu.

SDG tüm dikkatini Rojava’nın mevcut konumunun daha da güçlendirilmesine odaklanmak ve Şeyh Maksudi ile Eşrefiye mahallelerini zayıflasa da elde tutmak istiyordu.

Ancak gelişmeler SDG’nin istediği yönde gelişmedi.

Cemil Bayık’ın başında bulunduğu PKK/KCK müdahalede bulunarak çatışmasızlığı kabul etmedi.

Zaten PYD/YPG’nin kritik noktalarında Türkiye kökenli PKK’lılar etkin ve bu durumdan Mazlum Abdi ve ekibi de rahatsızlık duyuyor.

Son haberlere göre: “PKK/KCK Türkiye’ye karşı elini güçlendirmek ve mesaj vermek için Şeyh Maksud ve Eşrefiye’de direnin” kararı aldı.

Bilindiği üzere Rojava denilen Suriye’nin kuzey doğusunda PKK’nın kurduğu “Rojava ve Ortadoğu koordinasyonu” ve şimdiki adıyla “APO’cu hareket koordinasyonu” etkisini sürdürüyor.

Apocu hareket koordinasyonunda Mustafa Karasu, Bahoz Erdal (Fehman Hüseyin) ve Aldar Xalil (Velid Halil) gibi üst derecede PKK’lılar var.

Alınan haberlere göre: APO’cu hareket koordinasyonu “Kandil’in kararını dayattı ve geri kalan Rojava yönetimi karşı koyamadığı için direnme kararı çıktı.”SDG genel komutanlığı üyesi Sipan Hamo’nun "Şeyh Maksud Mahallesi meclisi direniş kararı aldı" yönlü açıklaması gerçekleri yansıtmıyor.

SDG’nin yenilgisini mahallenin üzerine atarak kurtulmak istiyor.

Tam aksine Kandil’in dayatması ve SDG’nin talimatıyla iki mahalle direniş kararı aldı ve sonuç hüsran.SDG’nin Halep’te iki mahalleyi kaybetmesi saflarda büyük hayal kırıklığı yarattı.

Türkiye, Avrupa, Barzanistan ve Suriye’nin Kuzey doğusunda düzenlenen protesto eylemleri de beklenen etkiyi göstermedi.

Efsaneleştirilen Rojava ve SDG Halep’ten kısa süre içinde defnedilmişti.

Dört gün içinde yaşananlar örgütün öz yönetim, öz savunma, kurtarılmış bölgeler projelerini de yerle bir etmiştir.

Halep yenilgisi üzerine “efsane komutan Mazlum Kobani!” ‘X’ üzerinden acınacak gerekçeler içeren şartlı açıklamada bulundu. “Uluslararası tarafların arabuluculuğuyla Halep’teki halkımızın haklarına yönelik saldırıları ve ihlalleri durdurmak için bir anlaşmaya vardık” dedi.

Açıklamada, "her iki mahallenin sakinleri için yerel bir Kürt koruma gücü ve yerel bir meclisin varlığının garanti şartına bağlı" olarak çekilmeyi kabul ettiği belirtildi.

Şam’ın bunu kabul etmeyeceğini bildiği halde günü kurtarmak için “şart” ileri sürdü.

PKK/SDG her ne kadar Halep’ten çekildiğini duyursa da iş hiç de öyle değil!

PKK medyasını dikkatlice takip ettiğimizde yapılan açıklamalarda açığa çıkmayan kadro ve silahlı güçlerinin bir kısmını kamufle ederek koruyacağı görülüyor.

Medya Haber’e konuk olan konuşmacıların açıklamaları bunu destekliyor.

TEHDİTLERE DEVAM PKK medyası Halep’teki yenilgisini Türkiye’nin desteğine bağlıyor.

Tüm haber kanalları Türkiye’ye karşı kışkırtıcı yayınlar yapıyor.

Örgüt medyasındaki yorumcuların tümü Kürtleri bölücülüğe destek olması için çağrılarda bulunuyor.

Türk ve Türkiye düşmanlığında sınır tanımıyorlar.

Türkiye ise Suriye’nin birlik ve bütünlüğünün korunması için diretiyor.

Medya Haber’e düzenli katılan eski TKP’li Veysi Sarısözen 11 Ocak tarihinde şöyle dedi: “Eğer durum böyle devam edecek olursa Bakur’da (sözde kuzey Kürdistan-Türkiye Kürdistanı) birkaç yıl içinde belki de birkaç ay içinde yeniden çatışmalar başlar ve bu defa bu çatışmaların nereye doğru evirileceğini hiç kimse kestiremez.

Alternatif ittifaklar devreye girer.

Sürecin başarısızlığa uğraması Türkiye’nin kaosa yuvarlanması demektir.” dedi.

Sarısözen bu noktada yalnız değildir.

Adem Karaçoban, Erdal Er vb. gibi PKK destekçileri her gün aynı nakaratı tekrarlayıp durmakta.

Bölücü tarihçilerden Namık Dinç, “Halep saldırısı aslında icraatı ve şekli itibariyle Şam yönetimine bağlı.

Fakat esas planlayıcı aktör Türkiye’dir.” dedi.

Konuşması baştan sona kin ile dolu olan Dinç Halep’teki yenilgiyi kabul etmiyor.

İlke TV’de yayınlanan programda gazeteci Eyüp Burç: “SDG, Halep'teki iç savaş oyununu bozdu.” tespitini hiçbir somut veri sunmadan açıklayabiliyor.

Burç’ta sürecin sekteye uğraması tehlikesine dikkati çekerek tehdit ediyor.

En son 13 Ocak’ta KCK yürütme konseyi eş başkanlığı yaptığı açıklamada, “Türk devletinin desteğiyle çeteler saldırı yaptığında Şex Maqsut ve Eşrefiye mahallelerinin asayiş güçleri öz savunma direnişine geçmiştir.

Kürtsüzleştirme ve yok etme saldırısına karşı öz savunma yapmak meşru bir haktır.

Türk devleti baştan itibaren Halep’in Kürt mahallelerine yapılan saldırıların içinde olmuştur.

Türk devlet yetkililerinin açıklamaları ve AKP-MHP iktidarına yakın basın yayın organları bunu açıkça ortaya koymuştur.

Basın ve Türk devlet yetkilileri Türk ordusu savaşıyormuş gibi bir yaklaşım içinde olmuşlardır.

Zaten QSD (DSG) komutanlığı Türk devleti SİHA’ları ve tanklarının bu savaş içinde olduğunu açıkladı.

Hatta bazı Türk subaylarının da bu savaşın yürütülmesinde yer aldığını belirttiler.

Türk devletinin politikası QSD (SDG) karşıtlığı üzerinden tamamen Kürt düşmanlığı olmaktadır.” sözleriyle bir kez daha Türk Devletini hedef aldılar.

PKK dışındaki parti ve örgütler ile PKK’dan yapılan açıklamalar süreci engellemeye yönelik olduğu gibi bölgede istikrarsızlığın derinleşmesine hizmet ediyor.

İç savaş siyasetlerinin hayata geçmesi yönündeki istekleri devam ediyor.

Bunun yanı sıra Halep’te pay kapmaya çalışan IKBY’de (Barzanistan) PKK/SDG’nin zayıflatılmasının pususunda yatmaya devam ediyor.

EMPERYALİZME YALVARMAK Halep fiyaskosunun ardından PKK’lılardan art arda Batı’ya yalvaran açıklamalar sökün etti.

Açıkça müdahale çağrıları yapıldı.

Emperyalizmden medet uman PKK ve kolları işbirlikçilikte sınır tanımıyor.Rojava dış işler dairesi eş başkanı İlham Ahmed, “Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde Kürtlere karşı işlenen suçlar ve ihlaller savaş suçları kapsamına girmektedir.

Uluslararası insan hakları örgütlerini ve Uluslararası Af Örgütü'nü bu iki mahalledeki olaylarla ilgili soruşturma başlatmak üzere derhal müdahale etmeye çağırıyoruz.” açıklamasında bulundu.

Yine, SDG’li Ebu Ömer İdlibi “Uluslararası bir garanti istiyoruz.

Özellikle ABD ve Arap ülkelerinin karar verme konusunda çok ciddi olmalarını istiyoruz.” dedi.

Şu gerçeği bir kez daha yineleyelim; emperyalizm kullanır ve kullanım süresi bitenleri kapı önüne koyar!

HANGİ SOL?

Solculuk, devrimcilik, sosyalizm üzerine mangalda kül bırakmayan o tür sol, Halep sorununda da bir kez daha sınıfta kalma becerisini gösterdi!

PKK/SDG’nin ve Batılı medya kuruluşlarının yaydığı yalan yanlış haberlerden yola çıkarak Türkiye’ye karşı konumlandılar.

Yayınladıkları ortak bildiride ABD/ İsrail haydutlarına karşı net tavır almak yerine Türkiye’yi ve Şam Hükümetini suçlamakla yetindiler.

PKK kuyrukçusu organizasyonlardan DBP, Devrimci Parti, EHP, EMEP, ESP, SMF, SODAP, SYKP, TİP, TÖP ve Yeşil Sol Parti yayınladığı ortak açıklamada, “Ayrıca Türkiye'de saray iktidarının, Suriye’de sorunların çözülmesi için bütün inanç ve halklardan yana, barışçıl ve demokratik bir dayanışma tutumuyla hareket etmek yerine cihatçı gruplara açık destek vermeye dönük açıklamaları ve Kürtleri hedef alan tutumu kabul edilemezdir.” denildi.

Değişik sözde solcu grupların legal alandaki oluşumlarının bu açıklaması ibretliktir.

Etnik ve dini farklılıklar üzerinden siyaset yapmak ancak emperyalizmin değirmenine su taşır.

Bunu görmemekte ısrar edenler tarihin kenarında kalmaya mahkûmdur.

YANLIŞTA DİRETMEK Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihli çağrısının üzerinden 11 aydan fazla zaman geçti.

Duruma bakıldığında örgüt ile Apo arasındaki farklılık göze çarpıyor.

PKK ve yan kollarının içine girdiği süreç inişli çıkışlı bir çizgi izliyor.

Öcalan’ın öne sürdüğü görüşler ile PKK/KCK önderliğinin siyasetleri ile pratiği arasında sorun yaşandığı görülüyor.

Bu ise ülkemiz içinde sorunun çözülmesini frenliyor.PKK’nın fesih ve silah bırakma kararına rağmen örgüt hâlâ yerli yerinde duruyor.

PKK’nın silahlı kolu HPG’nin başı ve sözcüleri düzenli açıklamalarda bulunuyor.

Legal alandaki örgütleri faaliyetlerini aksatmadan sürdürüyor.

Bu durum süreci zehirlemek isteyenleri cesaretlendirdiği gibi örgüt içindeki şiddet yanlılarının güçlenmesine yarıyor.

KCK’nın son açıklaması örgütün hala yanlışta direttiğini gösteriyor, “Halep’te Kürt mahallelerine saldırı ve Fırat’ın doğusuna yönelik saldırı hazırlıkları hareketimizle Türkiye arasında süren ateşkes ve buna dayalı sürdürülen barış ve demokratik toplum sürecini de sorgulatmaktadır.

Bu süreçte doğrudan hareketimizi hedef alan saldırılar, hazırlandığı söylenen özel geçiş yasasının da bir çözüm adımı olmayacağını göstermektedir.

Hareketimize yönelik bu kadar saldırı yürütülürken ve Kürtlerin demokratik iradelerine saldırılırken bu yasanın hareketimiz ve Kürtler için demokratik siyaset alanı açacak bir nitelikte olması zor görünmektedir.

Acaba, kabul edilmeyecek bir yasa çıkarılıp savaş mı başlatılmak planlanmaktadır?

Ateşkes ve barış ve demokratik toplum sürecini sabote eden politika ve uygulamalar bunu düşündürmektedir.” Aslında, “Ateşkes ve barış ve demokratik toplum sürecini sabote eden politikaları” PKK’nın kendisi ısrarla sürdürüyor.

Şu son aylarda yaşananalar bile yeterli kanıt sunuyor.

PKK’lılar dediğimiz olgu neredeyse yerli yerinde duruyor.

PKK fesih edildiyse nedir bu PKK dilli açıklamalar?

Irak, İran, Suriye ve Türkiye’de örgütsel faaliyetlerini sonlandırmamakta neyin nesi?

Yurt dışında ve özellikle de Avrupa’da örgütsel durumunu aynen korumak ve bölgemizdeki kadrolarını oraya taşıyarak ileriki dönem için hazırlıklara girişmek ne anlama geliyor?

Tüm bu soruların ikna edici bir dille somuta indirgenerek açıklanması gerekiyor.

SONUÇ YERİNE PKK ve yan kolları arasında iki çizgi arası mücadelenin şiddetlendiğine tanık oluyoruz.

Bir yanda Abdullah Öcalan’ın “Kürt meselesini” barışçıl yoldan çözmeye yönelik atılımları, diğer yanda eski çizgide inat etme iradesi karşı karşıya.

Gelinen aşamada PKK/SDG ve diğer kolların önünde yaşadıkları ülkelerde ortak yaşamak, birlikte kalkınmak, üniter devlette barış içinde bir arada yaşamak dışında seçenekler zayıf ihtimal olarak duruyor.

Bu zayıf ihtimallerin esas sahibi ise ABD/ İsrail haydut devletleridir.

İlgili Sitenin Haberleri