Haber Detayı

‘Yardımsever Trump’ ve yeni emperyalizm
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
16/01/2026 04:00 (3 saat önce)

‘Yardımsever Trump’ ve yeni emperyalizm

Donald Trump iki halka birden “yardım” vaat ediyor.

Donald Trump iki halka birden “yardım” vaat ediyor.

İranlılara “Özgürlük yakında” diyor, protestoculara sesleniyor.

Venezuela’da ise iş daha da ileri gitti: Devlet Başkanı Maduro ’nun fiilen kaçırılıp ABD’de yargılanmasıyla sonuçlanan bir müdahalenin ardından, ülkeyi “yönetmekten” ve petrolünü “almaktan” söz ediliyor.

Söylem tanıdık: Halklara yardım.

Gerçek ise artık gizlenmiyor: Yeni bir emperyalizmle karşı karşıyayız.

İran ve Venezuela bu yeni dönemin iki vitrini gibi duruyor.

İran, yıllardır yaptırımlarla boğulmuş, ekonomisi çökmüş, dini ve baskıcı bir rejim tarafından uygulanan politikalara karşı toplumsal öfke biriktirmiş bir ülke.

Ama şunu da unutmamak gerek: Hem Trump hem de ondan önceki ABD yönetimleri , İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı uygulanan ve bugün protestoları tetikleyen yüksek enflasyonu körükleyen ağır yaptırım rejiminin sorumluluğunu taşıyor.

Venezuela ise enerji kaynakları üzerinden açıkça hedef alınan, egemenliği fiilen aşındırılmış bir devlet.

Her iki örnekte de “özgürlük” , “demokrasi” , “halkın yanında olmak” gibi kavramlar dolaşımda.

Ama sahaya baktığınızda görünen tablo daha eski ve daha çıplak: Güç kimdeyse karar da onda.

Trump’ın dili bu açıdan kritik.

Önce tehdit vardı: nükleer silahlar, füze programları, “küresel tehlike” .

Şimdi ton değişti: “Sizi kurtaracağız” , “Yardım yolda” .

Bu bir yumuşama değil, emperyal pratiğin yeni ambalajı.

Rejim değişikliği artık açıkça savunulurken bile, “yardımseverlik” maskesi takılıyor.

Askeri güç, ekonomik yaptırımlar ve diplomatik baskı; hepsi aynı hikâyenin farklı araçları.

Bu tabloyu yalnızca politik bir savrulma olarak okumak eksik olur.

Nobel Ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz , Project Syndicate’te yayımlanan yazısında Donald Trump döneminde Amerika’nın açık bir “yeni emperyalizm” çizgisine girdiğini savunuyor.

Stiglitz’e göre bu ilkesiz güç siyaseti yalnızca küresel barışı tehdit etmiyor, ABD’nin kendi uzun vadeli refahını da aşındırıyor.

Hukukun üstünlüğü yerine zorbalığın, üretkenlik yerine rantçılığın öne çıktığı bu model ne istikrar ne de kalıcı zenginlik üretebilir.

Dünya, ABD olmadan da yoluna devam edebilir ancak hukuksuz ve zorba bir hegemonya altında kimse güvende değildir.

Bu nedenle Stiglitz, yeni emperyalizme karşı direnmenin ahlaki bir tercih değil, küresel barış ve refah için zorunluluk olduğunu vurguluyor.

Peki bu tablo Türkiye için ne anlama geliyor?

Türkiye, tam da bu kuralsız dünyanın kesişim noktasında duruyor.

Enerji yolları, ticaret koridorları, güvenlik dosyaları ve bölgesel çatışmaların ortasında.

Böyle bir dünyada “denge politikası” eskisinden çok daha zor.

Çünkü denge kurulacak kurallar zayıflıyor, referans alınacak kurumlar etkisizleşiyor.

Büyük güçlerin baskısı arttıkça orta ölçekli ülkelerin manevra alanı daralıyor.

Yeni emperyalizm çağında “yerel ortaklık” söylemi , ülkeler için doğrudan bir güvenlik meselesine dönüşebiliyor.

Bunu komşumuz Suriye’de yakından izliyoruz.

ABD, SDG’yi IŞİD’le mücadelede vazgeçilmez bir ortak olarak görürken Türkiye, SDG’yi PKK’nin uzantısı ve doğrudan ulusal güvenlik tehdidi olarak değerlendiriyor.

Aynı “yardım” dili, bir ülkede özgürlük vaadiyle başka bir ülkede sahadaki güç dengelerini yeniden kurma aracı olarak işliyor.

Bu ortamda Türkiye’nin önündeki iki temel sorun duruyor.

Bunlardan biri, yeni emperyal düzenin pasif bir nesnesi haline gelme riski...

İkincisi ise bu düzene karşı kurumsal ve siyasal direnç üretebilecek kapasiteden bilinçli biçimde uzaklaşmış olması.

Son 23 yılda izlenen AKP politikaları, hukuku, kurumları ve öngörü üretme yeteneğini zayıflatarak Türkiye’yi tam da kuralların çöktüğü bu dünyada daha kırılgan bir konuma itti.

Bugün mesele, kaybedilmiş kurumsal aklın, aşınmış hukuk devletinin ve daraltılmış toplumsal uzlaşının bedelini ödemekte olduğumuzu görmek.

Çünkü kuralların çöktüğü bir dünyada ayakta kalmanın yolu, içeride kurumsuzlaşmayı derinleştirmek değil, tam tersine hukuk, akıl ve öngörü üretmektir.

Yeni emperyalizm çağında kimseye “yardım” bedelsiz gelmiyor.

Asıl soru şu: Başkalarının “yardım” tanımlarına mı mahkûm olacağız, yoksa kendi yönünü tayin edebilen bir ülke mi olacağız?

İlgili Sitenin Haberleri

Çürüme Yazarlar cumhuriyet.com.tr
3 saat önce

Çürüme