Haber Detayı
Zeynep Tuğçe Bayat: Çocuktan sonra daha romantik bir çift olduk
Zeynep Tuğçe Bayat uzun zamandır kurduğu ‘bağımsız filmde oynama’ hayalini “Adresi Olmayan Ev” ile gerçeğe dönüştürdü. Bireylerin açgözlülük, kibir, şehvet, öfke, kıskançlık gibi dokuz büyük suç nedeniyle “unutma yasası” kapsamında tamamen hayattan silindiği bir dünyayı anlatan distopik film, uzun festival yolculuğunun ardından sinema salonlarında seyirciyle buluştu. Tam 1 yıl önce ilk bebeğini kucağına alan Zeynep Tuğçe Bayat ikinci bağımsız filmini de kısa süre önce çekti. Hem de oğlu Atlas henüz 6 aylıkken. Üstelik bu kez ona kamera karşısında eşi Cansel Elçin eşlik etti. Başarılı oyuncunun evine konuk olduk, gündemindeki bu iki projeyi ve oğlunun gelişiyle değişen hayatını konuştuk.
◊ “Adresi Olmayan Ev” festival yolculuğunun ardından vizyona girdi...- Sonunda!
Çok güzel bir festival yolculuğu oldu.
O nedenle vizyona girmesi biraz gecikti.
Dünya prömiyerini Tallinn’de yaptık.
Ödüller de aldık.
Türkiye prömiyerini ise İstanbul Film Festivali’nde gerçekleştirdik.
Sonra Antalya Film Festivali’nde özel gösterimimiz oldu.
Sonunda vizyona girdiği için heyecanlıyız.◊ Bu filme ödüller getiren, projeyi farklı kılan neydi sence? - Senaryodan belliydi ödüller alacağı.
Daha çekilmeden, özellikle yurtdışından çok güzel destekler almıştı.
Bu destekleri almak hiç kolay değil.
Benim için özel olan tarafı ise ilk bağımsız filmim olması.◊ Kadroya nasıl dahil oldun?- Yönetmenimiz ve yapımcımızla bir film festivalinde tanışmıştık.
Sonra Frankfurt Türk Filmleri Festivali’nde bir araya geldik.
Yönetmenimiz sohbet sırasında bana “Bir film yapıyorum.
Bütün karakterler tamam, sadece biri eksik.
Onun için bir türlü kimseyi hayal edemiyordum, seni görünce emin oldum; Defne sensin” dedi.
Senaryoyu okuduğumda ben de filmin bir parçası olmak istedim.
Fotoğraflar: Levent KULUSOSYAL MEDYA YANILSAMASI: HERKESİN HAYATI MÜTHİŞ!◊ Bağımsız filmler oyuncu için nasıl bir anlam taşıyor? - Açıkçası benim televizyondan önceki hayalim sinema filmi ve bağımsız filmdi.
Bunun sebebi ufak yaştan itibaren Avrupa sinemasına duyduğum ilgi.
Televizyon yoğunluğu, tiyatro ve popüler filmler hayatıma girince bir türlü denk gelememişti.
Hayat insanı başka yerlere götürüyor böyle.
Ama günün sonunda oyunculukta bu tarz ayrımlar yapmıyorum.◊ “Renkli dünyada sıkışmış insanların hikâyesi” olarak nitelendiriliyor film.
Kendi camianda böyle bir ruh haline girdiğin oldu mu hiç? - Sadece bizim camiamız değil, herkesin hayatı dışarıdan çok renkli görünüyor.
Bu, sosyal medyanın getirdiği bir yanılsama.
Herkesin hayatı müthiş duruyor.
Çünkü herkes güzel yanlarını yansıtıyor.
Tabii ki kimse hayatının kötü tarafını yansıtmak istemez.
Bahsettiğim şey mutlulukla hazzı karıştırmak.
Haz hissettiğin şeyin sonsuza kadar devam etmesi mümkün değil.
Hazlar, acılar geçici.
Ama mutluluk bir düşünce biçimi bence.
Bir yaşam biçimi yani.◊ Bu düşünce biçimiyle yaşamayı başarabiliyor musun? - Çok zor.
Bazen bir şeyin peşinden koşuyorsun ama o şey senden kaçıyor.
Mutluluk da biraz böyle.
O yüzden onu birazcık unutup, akışa bırakıp, negatife doğru gittiğinde görüyorsun belki de...
BEN ÇOK BÜYÜK BİR ŞEY BAŞARMIŞIM◊ Peki geleceğe yönelik hayallerin arasında neler var?- Ben en büyük hayalimi anne olduğumda gerçekleştirmişim aslında.
Böyle bir hayalim olduğunu bilmiyordum.
Yani bebek sahibi olmak en büyük hayalim değildi.
Ama Atlas’tan sonra gerçekten çok mutlu olduğumu hissettim. “Ben çok büyük bir şeyi başarmışım, eşimle birlikte çok güzel bir varlık dünyaya getirmişiz” dedim.
Artık hayallerimin daha da güzelleştiğini ve kolaylaştığını fark ediyorum.
Kadınlar çocuk sahibi olduktan sonra iş hayatına devam edemezmiş gibi bir algı var ya, ben böyle çok daha umutluyum.◊ Zor değil mi peki?- Kolay değil yani. “Çocuk da yaparım, kariyer de” demiyorum ama Atlas neredeyse setlerde dünyaya gelecekti.
Bu film için festivalleri gezerken 6 aylık hamileydim.
Aynı zamanda “Kimler Geldi Kimler Geçti” dizisini çekiyorduk, arkasından “Prens” geldi...◊ Doğum sonrası verdiğin ara da çok kısa oldu... - Sağlığım ve psikolojim el verdi, doktorum da izin verdi.
Doğrusu budur demiyorum asla. “Prens”in çekimlerinden 15 gün sonra doğdu Atlas.
Şimdi düşününce bu işin altından nasıl kalkmışız diyorum.
Ama o zaman kolaylıkla hallettik.
ATLAS’TAN SONRA KARAKTERİM DE DEĞİŞTİ◊ Filmde “her şeye hızlı alışabiliyor olma” vurgusu var.
Sen de yaşıyor musun bu durumu?- Çok hızlı alışabildiğimi söyleyemem.
Kolay unutabilen bir insan değilim.
Kinciymişim gibi anlaşılmasın ama iyisiyle, kötüsüyle birçok şeyi aklımda tutarım genellikle.
Affedip affetmemek mevzusu da değil ama hatırlarım yani.◊ Affedici misindir peki?- Aslında affediciyim ama Atlas’tan sonra karakterimde de büyük değişimler oldu.
Bazen affetmenin de çok gerekli olduğunu düşünmüyorum.
Seni üzen, kıran insanları hayatından affetmeden de çıkarabilirsin.
Ama bununla yaşamaktan, her gün öfke ve kin hissetmekten bahsetmiyorum.
Hiç olmamış gibi yapmaktan bahsediyorum.Filme dönecek olursak, senaryoyu okurken benim de düşündüğüm bir şeyi vurguladığını gördüm.
Bence insan çok acayip bir yaratık.
Her şeye alışabiliyor, uyum sağlayabiliyor.
Bu çok korkutucu geliyor bana.Aslına bakarsan film gün geçtikçe daha anlamlı oluyor.
Biz bunu çektiğimizde dünyanın gidişatı, bu tekerlek bu kadar da diplere inmemişti.
Buraya doğru gittiğini görüyoruz.
Bütün filmler gerçek oluyor gibi hissettiriyor, insan korkuyor gerçekten.
Benim oynadığım karakter şunu söylüyor: “Biraz rol yapamaz mısın?” Çünkü başka türlü bu sistemin değişemeyeceğine inanmış.
Mesela bu da beni yaralıyor.◊ Sen Tuğçe olarak rol yapabiliyor musun?- Ben hukuk fakültesi mezunuyum.
Okuduğum dönemde bununla alakalı çok fazla okuma yaptım.
Felsefeyle de çok ilgiliydim.
Olaylar karşısında çok gözü kara olduğumu hissediyordum o zamanlar.
Şu an ise doğru aksiyon almayı daha faydalı buluyorum.
HAYIR DEMEYİ ÖĞRENİYORUM ◊ Hayatının nasıl bir dönemindesin? - “Hayır” demeyi öğreniyorum.
Ben genelde “Kimse üzülmesin, kimse kırılmasın” diyen biriydim.
Kendim kırılgan olduğum için belki de.
Ama oğlumun sınırlarını daha net belirleyebilen bir insan olmasını istiyorum.
Şu an bana bunu öğretiyor Atlas.
Mesela bu yoğunluğun içerisinde eskiden hayır demek istediğim ama diyemediğim bir sürü şeye hayır diyebilmeye başladım.◊ Yardımcınız var mı?- Var.
Sağ olsun daha çok bize bakıyor diyebiliriz.
Çünkü çok zor bir süreç.
Ben bu arada Atlas daha 6 aylıkken yeni bir film çektim, Cansel’le başka bir bağımsız filmde başrolü paylaştık.◊ Öyle mi?- Evet.
Cannes’da tesadüfen yönetmen Aydın Orak’la tanıştım.
Bana bir senaryo gönderdi.
Cansel’le oynadık, Mersin’de kamera karşısına geçtik.
Yeni bebeği olmuş bir çifti canlandırdık.◊ Kendinizi oynadınız bir nevi...- Bambaşka bir hayatımız var bizim.
Aslında başta “Ya etkilenirsek?” diye korktuk ama profesyonelliğimize güvendik ve altından kalkabileceğimizi düşündük.
Yönetmenimiz de böyle düşünüyordu.
Ve gerçekten de öyle geçti.
Filmin adı “Ölü Arının İğnesi”.
Onun da festival yolculuğu başlayacak.DUŞA GİRMEK LÜKSMÜŞ◊ Nasıl bir anne oldun?- Elimden geldiğince iyi bir anne olmaya çalışıyorum.
Önemli olanın onu sevgiyle kucaklayabilmek olduğunu düşünüyorum.◊ Cansel Bey’le evde nasıl bir iş birliği yapıyorsunuz? - Atlas anne sütüne devam ettiği için geceleri daha çok benimle.
Sabah Cansel alıyor, ben uyuyorum.
Bazen baba-oğul geziyorlar, ben de o an ne işim varsa onu yapıyorum.
Ama gerçekten duşa girmek falan lüksmüş, onu anladım.
Şu sıralar Cansel’le yemek yemeye başladı.
Babanın ilişkide görünürlüğü artıyor.
Bu da anne için büyük konfor.ÇOCUKTAN SONRA DAHA ROMANTİK BİR ÇİFT OLDUK◊ Anne-baba olduktan sonra eşinizle ilişkiniz ne yöne evrildi?- O “40’ı çıkma” olayının bir mantığı varmış.
İlk 40 gün gerçekten çok zor.
Orada en büyük destek aileler ve karşılıklı anlayış. 40 günden sonra rahatlamaya başlıyorsunuz.
Hayat farklı yöne evriliyor ama bu evrildiği şeyden de memnunuz.◊ Romantik bir çift misiniz?- Çocuktan sonra daha romantik olduk galiba.◊ Sık tartışır mısınız?- Tartışırız ama bir şekilde orta yolu buluruz.
Çocuktan sonra ilk 2 ay çok didiştik, sonra oturttuk düzeni.21 KİLO ALDIM◊ Hamilelik kilolarını nasıl verdin? - 21 kilo aldım.
Doğumdan sonra çoğu gitti.
Anne sütü, hem bebek hem anne için en hızlı kendini toparlama yöntemi.
Eğer mümkünse, olabiliyorsa bence en hızlı yol bu.
Tabii genetik faktörler de vardır.
Diyet ya da spor yapamadım.
Sadece sağlıklı ve dengeli beslenmeye çalışıyorum.