Haber Detayı
Beton mu Yiyeceğiz? Günde 600 Futbol Sahası Büyüklüğünde Tarım Arazisi Kaybediyoruz
Markette gördüğünüz o fiyat etiketleri, boş kalan beslenme çantaları, ekilmeyen tarlalar aslında sadece duman. Asıl yangın, tarlada, toprağın altında ve Ankara'nın koridorlarında yaşanıyor. Neden mi? Çünkü Türkiye, gıda bağımsızlığını beton ekonomisine kurban veriyor.
AKP iktidarının gıda politikaları üzerinden devletin kırsaldaki rolünü piyasa merkezli bir anlayışla yeniden kurmasında yatıyor.Tarım Arazisi Neden Küçülüyor?Türkiye’nin gıda sistemindeki temel arıza, en temel üretim alanı olan toprağın fiziksel olarak kaybedilmesinde.
Rant odaklı betonlaşma politikaları ve AKP iktidarının inşaat odaklı büyüme stratejisi, tarım arazilerine gıda üretim alanı olarak değil potansiyel arsa gözüyle bakıyor.
Bu kayıp korkutucu düzeye çıktı.
Son 20 yılda Türkiye’nin toplam tarım arazisi 41 milyon hektardan 39 milyon hektarın altına geriledi.Son 20 yılda tam 2.6 milyon hektar tarım arazimizi kaybettik.
Bu, Belçika büyüklüğünde bir alanın, gıda üretmek yerine betona gömülmesi demek.
Nüfusumuz hızla artarken, kişi başına düşen tarım arazimizin 0.40 hektardan 0.28 hektara gerilemesi, basit bir ihmal değil sistematik bir politik tercih.
Nüfus artarken üretim alanını daraltırsanız, gıda bağımsızlığınızı matematiksel olarak imkansız hale getirirsiniz.Türkiye, doğal ve tarımsal alan kaybında Avrupa’da kıta lideri.
Türkiye’de her yıl inşaat ve yapılaşma faaliyetleri nedeniyle 600 kilometrekare tarım arazisi ve 900 kilometrekare doğal alan yok oluyor.
Halk "neden pahalı yiyoruz?" diye soruyor.
Cevap basit: Günde yaklaşık 600 futbol sahası büyüklüğünde toprağı inşaata kurban veren, köyleri mahalleye çevirip çiftçiyi toprağından koparan bir sistemde, ucuz gıda matematiksel olarak imkansız.Kanal İstanbul, İstanbul’un kalan tarım alanlarının %13.5’ini, yani yaklaşık 134 milyon metrekarelik tarım arazisini geri dönülemez biçimde yok edecek.
Bu araziler, sadece İstanbul’un değil, Trakya bölgesinin gıda tedarik zincirinin hayati halkalarını oluşturuyor.
Tarım arazilerini imara açınca, bölgedeki çiftçiyi üretici konumundan rant bekleyen arsa sahibi konumuna itiyor.
Bu süreç üretim kültürünü yok ediyor.
Yerel halkı gıda üretiminden koparıyor.Bu Düzenle Karın DoymazTürkiye su stresi çeken bir ülke olmasına rağmen, AKP iktidarı tarımsal sulamada etkinliği sağlamıyor.
Sulamaya açılan alanların önemli bir kısmı fiilen sulanamıyor.
Tuzlanma ve drenaj sorunları gibi nedenlerle bazı alanlar atıl kalıyor.
Sulama şebekelerinin işletme ve bakım sorunları da suyun tarlaya ulaşmadan kaybolmasına yol açıyor.Çiftçilerimiz yaşlanıyor.
Çiftçilerimizin yaş ortalaması 59’a yükseldi.
Tarlada olması ve gıda üretiminin omurgasını oluşturması gereken 18-32 yaş grubundaki genç nüfusun oranı sadece %5.
Gençlerin tarımdan kopuşunu sadece ekonomik getiri düşüklüğüyle açıklayamayız.
Kırsal yaşam sosyal güvenceden, eğitimden ve sağlık hizmetlerinden yoksun kalıyor.
Son 2 yılda 2.6 milyon yurttaşımız tarımı ve köylerini terk etti.2014’te yürürlüğe giren Büyükşehir Yasası, Türkiye tarım tarihinin en radikal ve yıkıcı müdahalelerinden biri.
Bu yasayla 30 büyükşehirde 16220 köyün tüzel kişiliği bir gecede kaldırıldı.
Köyler mahalleye çevrildi.
Meralar, yaylalar, harman yerleri ve köy odaları gibi taşınmazlar ilçe belediyelere devredildi.
Böylece bu ortak alanları, ilçe belediyelerin inisiyatifiyle satılabilir, kiralanabilir ya da imara açılabilir hale getirdi.
Köylerdeki kamu kurumları ilçelere taşındı.Gıda bağımsızlığımızın altındaki halı çekildi.
Tarım arazilerini betona, köyleri mahalleye, çiftçimizi de güvencesiz emekçiye dönüştüren bu sistemle karın doyuramayız.