Haber Detayı

Hollywood'da 47 saniye krizi... Matt Damon'dan Netflix çıkışı
Kültür - sanat odatv.com
21/01/2026 13:33 (3 saat önce)

Hollywood'da 47 saniye krizi... Matt Damon'dan Netflix çıkışı

Oyuncu Matt Damon, Netflix’in ‘telefonlarıyla ilgilenen seyirciler’ için ‘konunun diyaloglarda 4 kez tekrar edilmesini’ istediğini söylerken, üç saati aşan filmler de tartışma konusu oldu. Odaklanma süresinin 47 saniyeye düştüğü ortaya çıkarken, akıllara Nuri Bilge Ceylan gibi yönetmenler geldi.

Matt Damon ve Ben Affleck, yeni Netflix filmleri‘The Rip’in tanıtımı için ‘Joe Rogan Experience’ programında konuştu.

İkili, Netflix’in film yapım biçimini nasıl değiştirdiğine dair düşüncelerini paylaştı.

İzleyicilerin filmi evde izlerken sinema salonuna kıyasla ‘çok farklı bir dikkat düzeyinde’ olduğunu söyleyen Damon, Netflix’in bu nedenle aksiyon sahnelerinin filmin başlarına alınmasını istediğini belirtti.MATT DAMON'DAN NETFLIX SÖZLERİNetflix’in ayrıca insanların film izlerken telefonlarıyla uğraşması nedeniyle ‘diyaloglarda konunun üç ya da dört kez yeniden anlatılması’nı istediğini söyledi.

Variety’nin haberine göre Damon’ın konuşması sırasında Affleck araya girerek Netflix’in yakın dönemde yayınlanan ‘Adolescence’ dizisini aksi bir örnek olarak gösterdi.

Affleck, “Adolescence’a bakıyorsun, bu saçmalıkların hiçbiri yok ve acayip iyi” dedi.

Damon ise dizinin bir ‘istisna’ olduğu yorumunu yaptı.ZIZEK'IN UYARISIDamon'ın sözlerini hatırlatan Karar gazetesinden Saliha Sultan, konuya dair "Slavoj Zizek’in o meşhur uyarısını hatırlayalım: İnsanlık artık gerçeklikten değil, gerçekliğin görüntüsünden besleniyor.

Bugün herkes kendi hikâyesinin yönetmeni, herkes cebindeki telefonla kendi ‘filmini’ çekip paylaşıyor.

O kadar çok hikâyeye, o kadar çok kısa videoya maruz kalıyoruz ki, artık hiçbir hikâye bizi koltuğumuza çivilemeye yetmiyor" dedi. "ODAKLANMA SÜREMİZ 2,5 DAKİKAYKEN BUGÜN SADECE 47 SANİYEYE DÜŞMÜŞ"Odaklanma süresinin 47 saniyeye düştüğünü ve filmlerin üç saati aşmasına dair getirilen eleştirileri hatırlatarak şunları söyledi:"Üstelik rakamlar da bizi ele veriyor.

Kaliforniya Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre, bir ekrana odaklanma süremiz 20 yıl önce 2,5 dakikayken bugün sadece 47 saniyeye düşmüş durumda.

Toronto Üniversitesi’nde yapılan yeni bir araştırmanın sonuçları ise daha dramatik: Sıkıldığımız için videoyu ileri sarıyoruz ama ileri sardıkça beynimiz daha çok sıkılıyor.

Yani aslında ‘hız’ bizi doyurmuyor, aksine açlığımızı kronikleştiriyor.

Türkiye’de durum daha da vahim; Avrupa’nın ekran başında ‘multitasking’ yani ‘eş zamanlı iş yapma’ rekorları kıran toplumlarından biriyiz.

Bizim için televizyon artık ana odak değil, telefonla uğraşırken arkada çalan bir fon gürültüsü."BU FİLMLERİ KİMİN İÇİN YAPIYORSUNUZ"Damon’ın bu uyarısının hemen ardından, Picturehouse Direktörü Clare Binns de madalyonun diğer yüzünü, yani sinema salonlarındaki ‘dayanıklılık testi’ni masaya yatırdı.

Bafta Ödülü’ne layık görülen Binns, yönetmenlerin üç saati aşan dev sürelerini eleştirdi, devamında aslında yönetmenlere hepimizin içinden geçen “Bu filmleri kimin için yapıyorsunuz?” sorusunu sorduğunu söyledi.

Binns’e göre, yönetmenler izleyicilerin sinema salonlarına geri dönmesini istiyorlarsa, daha kısa filmler çekmeli."NURİ BİLGE CEYLAN’IN UZUN SEKANSLARI YA DA SEMİH KAPLANOĞLU’NUN AĞIR RİTMİ..."Bu tartışma ister istemez bizim ‘auteur’ yönetmenlerimizi de akla getiriyor.

Nuri Bilge Ceylan’ın o meşhur uzun sekansları ya da Semih Kaplanoğlu’nun zamanı donduran o ağır ritmi...

Evet, bu filmler birer sanat eseri.

Ancak odaklanma süresi 47 saniyeye düşmüş, artık elindeki ‘ileri sar’ butonuyla yaşayan bir kuşağın bu ‘sabır testlerini’ geçmesi artık imkânsıza yakın.

Belki de bu yüzden, son yıllarda Türkiye’de ve dünyada kısa film festivallerine olan rağbet tesadüf değil.

Uzun metrajın o hantal ve sabır zorlayan yapısından kaçan yeni nesil izleyici, hikâyeyi ‘hap gibi’ yutabildiği kısa filmlere sığınıyor.

Festivallerin sayısındaki artış sevindirici olsa da, bu durum aslında sinemanın büyük gövdesinin aldığı hasarın bir semptomu olabilir.

Hikâye anlatıcılığı, artık geniş zamanların derinliğinden çıkıp, dar zamanların ‘çarp ve geç’ hızına teslim mi oluyor?"ÜÇ SAATLİK SESSİZLİKLERE GÖMÜLEREK BU KRİZ AŞILAMAZ"Dünya sineması bu devasa krizle yüzleşirken, zaten uluslararası arenada esamesi pek okunmayan Türk sinemasının bu tablodan alacağı çok ders var.

Sadece festivallerdeki kısa film sayısını artırarak ya da ‘auteur’ inadıyla üç saatlik sessizliklere gömülerek bu kriz aşılamaz.

Eğer sinemamız, o 47 saniyelik bariyeri aşacak yeni bir büyü ve izleyiciyi o ‘kara ayna’dan koparacak bir ritim keşfedemezse; görünen o ki, salonlar tamamen boş kalacak."Odatv.com

İlgili Sitenin Haberleri