Haber Detayı
‘Beckhamgham Sarayı’nda neler oluyor?
Londra’da gökyüzü her zamanki gibi kurşuni, ama bu kez havada sadece yağmur değil, skandal kokusu da var. Bir yanda hep kazanan ama hiç gülmeyen Victoria Beckham ve modern zamanların şövalyesi David Beckham; diğer yandaysa o sarsılmaz kaleye savaş açan ilk oğul Brooklyn Beckham ve milyarder gelin Nicola Peltz. Bu kez mesele sadece bir aile kavgası değil, yıllardır titizlikle korunmuş kusursuz bir portrenin yavaş yavaş dağılmaya başlaması.
İngiltere’de aile romantik bir kavram değil, daha çok bir düzen hatta bir temsil meselesidir.
Bu yüzden İngilizler özel hayata saygılı olduklarını söylemeyi severken dünyanın en acımasız tabloid basınlarından birini de aynı ustalıkla yaşatır.
Mahremiyet kutsaldır ama sınırlarını başkaları çizer.
Ve o sınırların dışına çıkan her hikâye gecikmeden kamuya ait bir meseleye dönüşür.
Dünya bunun kraliyet versiyonunu önce Prenses Diana’yla Buckingham Sarayı arasındaki çekişmelerde izledi; yıllar sonra Meghan Markle hikâyesi geldi.
Şimdiyse aynı anlatının popüler kültür uyarlaması karşımızda.Beckham ailesi yıllarca İngiliz halkının sevdiği türden bir portre sundu: Birbirine bağlı, çalışkan, ölçülü.
Duygular vardı ama sergilenmiyordu.
Çatışmalar yaşanıyordu ama yönetiliyordu.
Üstelik Beckham markasının o çok sevilen ‘kendi tırnaklarıyla kazıma’ efsanesi sıradışı bir sınıf atlama hikâyesiyle de taçlanmıştı.
Kral Charles’ın elinden ‘Sir’ unvanı alan, kraliyet düğünlerinde en ön sıralarda oturan David, Doğu Londra’nın Leytonstone banliyösünde doğup büyümüş, top peşinde koşarak yıldızlaşmış bir çocuktu ve bu kusursuz yükseliş Victoria’nın Essex’te başlayan yolculuğuyla birleştiğinde bambaşka bir sınıfsal kimliğe büründü.
Bir zamanların pop yıldızı, şimdinin moda tasarımcısı Victoria, David’in aksine maddi olarak daha konforlu bir evden geliyordu.
Ama bu onu Londra sosyetesinin içinden aristokrat ya da asil bir kız da yapmıyordu.
Aksine, o dünyayı dışarıdan izleyerek, hedefleyerek ve çalışarak içine girmeye kararlıydı.
Tam da bu yüzden duygularını kontrollü yaşayıp krizlerini görünmez kılarak ‘fazla’ olmamayı öğrendiler.
Sanki halka yıllarca şu fikri sattılar: Kartlarını doğru oynarsan sistem seni kabul eder.
Sonra mı?
Çocuklar büyüdü ve pek çok ailede olduğu gibi işler değişti.
Londra elitleri arasındaki fısıldaşmalar Brooklyn ve Nicola’nın görkemli düğünüyle başladı.
Mesele gerçekten Victoria’nın kendi markasından bir gelinlik dikememesi miydi, yoksa Nicola’nın Valentino tercihiyle Posh’un (Victoria Beckham’ın lakabı) yıllardır kurduğu düzene ilk sessiz darbeyi vurması mı?
Aslında konu ne kumaş ne de tasarımdı.
Bir Anadolu köyünde de Londra’nın kalbinde de değişmeyen o tanıdık hikâyenin; ‘gelin-kaynana’ geriliminin ta kendisiydi.
Nicola Peltz’in Amerikalı, daha rahat ve yüksek sesli tavrı, İngiliz üst-orta sınıf estetiğinin tam karşısında duran bir sembole dönüştü.
Mesele de yalnızca aile içi bir uyumsuzluk olmaktan çıkıp kültürel bir sürtüşmeye evrildi.
Tıpkı Meghan Markle’ın bir zamanlar ‘fazla Amerikan’ ya da Prenses Diana’nın ‘fazla duygusal’ bulunması gibi o da sistemin mizacını zorlayıp mercek altına alınan bir figür haline geldi.Londra’da krizler bağırarak değil davet listelerinden silerek ya da ‘yoğunluktan görüşemedik’ gibi bahanelerin arkasına saklanarak yaşanır.
Kimse giderken kapıyı çarpmaz.
Victoria Beckham zaman zaman özel hayatlarından kesitleri (David’in horlaması gibi) esprili bir dille anlatıp ‘halktan biri’ gibi görünmeye çalışsa da, bunu bile her zaman kendine özgü bir stratejiyle yaptı.
Bu kusursuz vitrindeki en büyük kırılmaysa Brooklyn’in nikah tazeleme törenine anne-babasını davet etmemesi oldu.
Ailenin en büyük çocuğunun bu hafta sosyal medyada ebeveynlerini ‘imajı her şeyin önüne koymakla’ suçlayan paylaşımları da bir süredir devam eden bu sessiz gerilimi daha görünür kıldı.
Hatta annesinin düğündeki ilk dansta gelinden rol çaldığını bile söyledi.Artık başka bir sahnede olduğunu açıkça ilan ediyordu Brooklyn.
Los Angeles’ta moda ve fotoğrafçılık denemeleriyle birlikte kendi acı sos markası işini ve gastronomi projelerini yürütüyor; ailesinin çizdiği ‘kusursuz İngiliz portresi’nden bilinçli biçimde uzaklaşıyordu.
Çiftin bazı paylaşımlarında kullandıkları Peltz Beckham soyadı da bu yeni hikâyenin sembolik bir imzası gibiydi: Başka bir nesil, başka bir ülke, başka bir aidiyet biçimi...
Sıradan aileler gibi...İngiliz tabloidleri bu yaraya tuz basmakta her zamanki gibi usta.
Manşetlerde ‘soğuk savaş’ ifadeleri dolaşıyor, ‘istenmeyen gelin’ iddiaları farklı biçimlerde tekrar tekrar servis ediliyor.
Victoria’nın paylaştığı aile fotoğraflarında Nicola’nın kadraj dışında kalması bile binlerce yıllık bir çatışma biçiminin dijital çağdaki yeni sembolüne dönüşüyor ve belki de Beckham ailesi ilk kez, bize yıllardır sattıkları mükemmellik ambalajından daha gerçek bir şey yaşıyor: Dünyanın dört bir yanındaki milyarlarca sıradan aile gibi değişimlere rağmen dağılmadan var olma mücadelesinden geçiyorlar.