Haber Detayı

İran'da solu nasıl bitirdiler... Molla-İngiliz iş birliğinin perde arkası
Kayahan uygur odatv.com
25/01/2026 09:37 (2 saat önce)

İran'da solu nasıl bitirdiler... Molla-İngiliz iş birliğinin perde arkası

Kayahan Uygur yazdı...

İngiltere ile İran’da 1979’dan sonra kurulan İslam Cumhuriyeti’nin ilişkileri nasıldı?

Londra’nın 1981 yılında İslami rejimi devirmeye yönelik askeri darbe projelerini reddettiğini en son 7 Temmuz 2025’da Middle East Monitor’da yayınlanan İngiliz Dışişleri Bakanlığı’nın gizliliği kaldırılmış belgelerinden biliyoruz.

Peki, aynı İngiltere’nin sol muhalefeti ortadan kaldırmada Humeyni’ye verdiği destekten ne kadar haberdarız?EMPERYALİZMLE İSLAMCILIĞIN DERİN İLİŞKİSİİslamcılarla emperyalist ülkeler arasındaki ilişkiler ilginçtir.

Küreselci dönemde geniş olarak uygulanmaya başlayan “kapitalist sistem yaşasın ve biz sofrada olalım da sosu İslam da olsa olur” ilkesi bu totaliter akımın çok işine yaramıştır.Bu çerçevede Humeyni’nin İran’a dönmeden önce 27 Ocak 1979’da ABD Başkanı Carter’e yolladığı mesaj adeta bir prototiptir: “ABD’ye karşı düşmanlık beslemediğimizi göreceksiniz.

İran halkı benim emirlerime itaat ediyor ama İranlı askeri komutanlar sizi dinliyor, onları engelleyin.” (BBC, 3 Haziran 2016) O günlerde ABD Hava Kuvvetleri’nden Robert E.

Huyser adlı bir General Tahran’dadır ve sürekli meslektaşlarıyla görüşmektedir.

Sonucu sadece İran’dan değil başka ülkelerden de biliyoruz.

Amerika’nın etkisiyle hareket eden generaller ülkeyi gümüş bir tepsi içinde İslamcılara sunarlar.

İtiraz eden olursa hapse tıkarlar.Humeyni’nin diğer İslamcılar gibi ABD’ye sempatisi vardır.

Kennedy’ye ta 1963’te bir mektup yollamıştır.

Şah Rıza Pehlevi toprak reformu yapıp kadınlara oy hakkı tanıyınca küplere binen Humeyni Şah’ı derhal ABD Başkanı’na şikâyet etmiştir.

İran İslam devriminin lideri bu mesajda “İran'daki Amerikan çıkarlarına karşı olmadığını” vurgulamıştır.1980 yılında CIA tarafından hazırlanan ve 2008 yılında kısmen kamuoyuna açıklanan "İran'da İslam" başlıklı analizde, "Humeyni’nin bu mektubunda Sovyet ve İngiliz etkisine karşı koymak için İran’da Amerikan varlığının gerekli olduğunu söylediği” bildirilir.

Tabii kendi ülkelerinde halklarına açıkladıkları bambaşkadır. 1963’te de 1979’da da Humeyni ve diğer dinciler ülkelerindeki saf Müslümanları aldatmak için Amerika’ya, Avrupa’ya ve tüm Batı değerlerine karşı ağızlarına geleni söylemişlerdir.KGB CASUSU KULLANILARAK HAZIRLANAN LİSTEGelelim İngiltere’nin nasıl Humeyni ile beraber İran’daki sol muhalefeti ezdiğine.

İngiliz İstihbaratı MI6 tarafından 2020 Yılında gizliliği kaldırılan belgeler insanlık için unutulmaması gereken dersler içeriyor. 1982 yılının haziran ayında bir Sovyet istihbaratçısı olan KGB Binbaşısı Vladimir Kuzichkin İngiltere'ye sığınır.

Kuzichkin çok önemli bir ajan olmayıp İran’daki Sovyet çizgisindeki Komünist Partisi Tudeh’le olan ilişkileri sürdürmekle görevli biridir.

Tek özelliği İranlı komünistleri iyi tanımasıdır.

Bu nedenle İngilizler fırsatı kaçırmaz ve bu ajanı kendi çıkarları için kullanmaya karar verirler.

Gerçi uzun süredir sürgünde olan Tudeh’in Sovyetler Birliği ve Doğu Almanya’da olduğu gibi İngiltere’de de büroları bulunduğundan örgüt hakkında MI6’in de geniş bilgisi vardır.

Ayrıca Tudeh zaten 1979’dan yani sözde İslam Devrimi’nden beri yasal bir partidir ve üyeleri İran tarafından da bilinmektedir.

İşte bu ortamda sırf İran rejimine yaranmak için gazetecilik tabiriyle bir “asparagas” yapan İngiliz devleti KGB ajanından alındığını söylediği 1000 kişilik bir kara listeyi “Rus casusları” olarak Molla rejimine sunar.Listedekilerin tümü ve daha başkaları tutuklanır. 200’ü idam edilir.

Molla rejimi geniş bir propaganda kampanyası başlatır.

O dönemde İran'da Elçiliği olmayan İngiltere’nin özel temsilcisi üst düzey İngiliz diplomat Nicholas Barrington, yıllar sonra yayınladığı anılarında Kuzichkin'in verdiği bilgilerin, Rus'un iltica etmesinden sonra İranlı yetkililere "ulaştığını" belirtmiş, ancak İngilizlerin bu konuda oynadığı gerçek rolü açıklamamıştır.

Bu bilgiler ancak 21 Ocak 2020’de yayınlanmıştır (Daily Maverick)Belgeler, İngiliz hariciyesinin, Soğuk Savaş'ın jeopolitiği veya İran'daki Sovyet etkisi ile ilgili endişelerinden çok, yeni İranlı liderlerin gözüne girmek arzusuyla hareket ettiğini göstermektedir.

İran’ın Sovyetlere kayması olasılığı o dönemde zaten yoktur.Bu operasyonda İngiltere’nin iki motivasyonu bulunmaktadır: Birincisi İran’la yeniden tam diplomatik ilişkilere avantajlı bir konumda geçerek rejimden iyi ihaleler elde etmek ve ticareti geliştirmek, ikincisi kapitalizmin iflah olmaz sol nefretidir.

İngiliz arşivleri, Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin, o dönemde Tudeh üyelerinden işkenceyle elde edilen itirafların Birleşik Krallık'a küresel diplomaside nasıl fayda sağlayabileceğini konusunda fikirler geliştirdiğini de ortaya koyuyor.Barrington'ın Tahran'daki İngiliz çıkarlarını temsil ettiği döneme ait belgeler, İngiliz yetkililerin İran'ın Tudeh'e yönelik baskısını tam olarak desteklediğini göstermektedir.

İngiltere'nin İran'daki üst düzey yetkilisi Nicholas Barrington'ın 9 Mayıs 1983 tarihinde Londra'daki Dışişleri Bakanlığı'na gönderdiği telgraf bunu açıkça kanıtlar.“İSLAMCILAR DAHA ETKİLİ İŞKENCE YAPIYOR SİR”İran'da baskıların sürdüğü bir dönemde Barrington, 5 Mayıs 1983'te üst düzey bir İranlı yetkiliyle görüşerek, "hükümetinin Tudeh'e karşı aldığı önlemler" hakkında İngilizlerin görüşünü iletir.

Barrington'a göre bu, "İran'ın büyük güçlere karşı bağımsızlığının" bir kanıtıdır.

Barrington adeta iki süper devlete (ABD ve Sovyetler) karşı mücadele eden bir üçüncü dünya ülkesini destekleyen ulusalcı solcu havalardadır.Barrington, toplantı tutanağına göre konuşmasını şöyle anlatır: "İran’ın bağımsızlığından hiç şüphe duymadığımı söyledim.

İran'ın son [eylemleri] bana önemli bir adım gibi geldi." İranlı yetkili daha sonra Barrington'a, yeni rejim tarafından zorla alınan ve bir önceki gün İran televizyonunda yayınlanan, Şah döneminde 24 yıl hapis yatmış bir Tudeh üyesinin "itiraflarından" bahseder.

Bu yetkiliye göre, militan "o dönemde Savak’ın (Şah istihbaratı) tüm işkencelerine rağmen" hiçbir şey açıklamamıştır ama İslam Cumhuriyeti polislerine konuşmuştur.Barrington, bu diyalogu "yarı şaka yarı ciddi bir şekilde, İslam Cumhuriyeti'nin uyguladığı işkencenin Şah'ınkinden daha etkili olabileceğini söyledim" diye yorumlar. “Emperyalizme” karşı Molla rejimini desteklemek gerektiğini düşünenler bundan bir ders çıkarırlar mı?

Şah polisinden daha etkili işkence yapmakla övünen İslamcılar ve onları öven İngiliz diplomat hakkında ne diyecekler?

Bence hiçbir şey.O sırada Barrington ve diğer İngiliz yetkililer, İran'da ne olup bittiğini çok iyi biliyorlardı.

İranlı yetkiliyle görüştüğü gün, Barrington Londra'daki Dışişleri Bakanlığı'na "Tudeh'in yok edildiği" mesajını geçmişti.

Mesajda, "genel kanının, bazı [Tudeh üyeleri]'nin idam edildiği ve diğerlerinin de yakında idam edileceği yönünde" olduğunu belirtti.

Tudeh üyelerine karşı "halkın kendi adaletini sağladığını" ve "hesapların kesinlikle görüleceğini ve masumların da suçlularla birlikte acı çekeceğini" ekledi.

İngiliz centilmeni Sir Barrington ayak takımının linç eylemlerine bile sıcak bakıyordu.1983 yılının şubat ayında, İran'ın Tudeh'in birçok üyesini tutuklaması üzerine Barrington, "Rejim, Tudeh'i ortadan kaldırmak için kararlı bir çaba gösteriyor gibi görünüyor" demişti.

Nisan ayında, bir Macar diplomat ona, Tudeh'in yüzlerce üyesinin tutuklandığını ve askeri mahkeme tarafından yargılanacaklarını bildirmişti.Barrington, İran rejiminin eylemlerini bir fırsat olarak gördü. "Batı Avrupa ülkeleri ve aynı görüşleri paylaşan ülkeler İran ile diyaloğu sürdürme zamanının geldiğini düşünmeliler” diye yazdı.1983 tarihli arşivlerde, İngiliz yetkililerin bu sert baskıyı onaylamaktan başka bir şey yaptıklarına dair hiçbir kanıt bulunamadı.

Barrington daha sonra anılarında, İran'da "kazanılacak para olduğunu" ve "işimizin önemli bir kısmının İngiltere'nin İran ile ticari bağlarını sürdürmek ve ihracatı teşvik etmek olduğunu" yazdı.Temmuz 1983'te, Tahran'daki bir başka İngiliz yetkilisi Chris Rundle, Dışişleri Bakanlığı'na "bazı taban üyeleri idam ediliyor ve büyük çaplı idamlar yapıldığına dair söylentiler dolaşıyor" bilgisini verdi.

En iyi tahminlere göre, İran'daki Tudeh üyelerinin yaklaşık %80'inin tutuklanmış, geri kalanların ise saklanmış veya kaçmış olduğunu da ekledi.İran rejiminin Tudeh partisini yok etme hedefi, iki önemli isimden zorla alınan "itiraflar" sayesinde kolaylaştı: Parti genel sekreteri Nureddin Kianouri ve parti gazetesinin genel yayın yönetmeni Mahmud Etemadzadeh. 30 Nisan 1983'te, yaklaşık iki aylık gözaltının ardından Kianouri ve Etemadzadeh televizyonda bir programa çıkarak Tudeh'in İran'a karşı olduğunu ve Sovyetler Birliği için casusluk yaptığını iddia ettiler.

Barrington, "İki adamın durumuna bakılırsa, gözaltında maruz kaldıkları baskı ve hatta tehditler oldukça ağır olmalı" diye not düşmüştür.CASUSLUK MASALINI BAŞKA ÜLKELERE SATMAKİngiltere'nin Moskova Büyükelçiliği'nden gelen bir dosyada, Sovyet rejiminin resmî yayın organı Pravda'da yer alan bir makaleye atıfta bulunularak, itirafların "Savak'tan miras alınan Gestapo yöntemleriyle zorla elde edildiği" yazılıydı.

İşkenceyi Sovyetler eleştiriyor, İngiltere destekliyordu.

Buna rağmen, Dışişleri Bakanlığı Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölümü Başkanı Oliver Miles, televizyonda yayınlanan "itirafların" İngiltere için yararlı olabileceğini öne sürdü.

Miles, "diğer ülkelerdeki dost partilere atıflar olabilir ve bunları o ülkeleri etkilemek için kullanabiliriz" dedi ve Tudeh'in Suriye Komünist Partisi ile olan ilişkilerini örnek gösterdi.Miles ayrıca, "Libya ve Cezayir de İran ile kabul edilebilir ilişkiler içindedir ve bu bağlamda da ilginç gelişmeler yaşanması mümkündür" dedi ve ekledi: "Bu konuyu incelemekle görevli olanların bu noktayı akılda tutmalarını rica ederim. "Üç gün sonra Barrington Londra’ya şöyle bildirdi: "Tudeh yöneticileri tüm illerde tutuklandı." 4 Mayıs 1983'te İran 18 Sovyet diplomatını sınır dışı ettiğinde Barrington şöyle yazdı: "Tudeh'e karşı yapılan eylem Humeyni'nin onayını aldı...

Humeyni, Devrim Muhafızlarını, diğer güvenlik güçlerini ve yargı organlarını, İran'ı Tudeh'ten kurtardıkları için tebrik ediyor.

Humeyni, Tudeh'i İslam'ı yıkmaya çalışan benekli bir yılan olarak nitelendiriyor." Barrington, Mayıs 1983'te Dışişleri Bakanlığı'na, Tudeh'in yok edilmesiyle "Sovyet-İran ilişkilerinde ve belki de yurtdışındaki komünist partilerin tarihinde önemli bir adım atıldığını" söyledi.Tabii, tüm bunlar olup biterken İngiltere’de ve Avrupa’da Tudeh üyeleri eylemler yapıyorlar, İngiliz politikacıları ve medyası İran’da bir an önce demokrasinin gelmesi yönünde açıklamalarda bulunuyorlar ve İngiliz devletinin fonladığı insan hakları kuruluşları İran’ı eleştiriyorlardı.

Güzel bir rol dağılımı.Bu noktada hazır kalıplara, kolay analizlere sığınmamamız gerekiyor.

Belgeler, İngiltere'nin İran'ın Tudeh'e yönelik baskısına verdiği desteğin, sadece Sovyetlerin etkisini engellemek amacıyla Soğuk Savaş döneminde verilmiş bir destek olarak açıklanamayacağını göstermektedir.

Yetkililer, İran rejiminin Sovyetler Birliği'ne yönelmesinden korkmuyorlardı, çünkü İran rejimi komünizme şiddetle karşı çıkıyordu.

O dönemde İran ile Sovyetler Birliği arasında ayrıca birçok gerilim kaynağı vardı, özellikle de İran'ın 1980'den beri savaş halinde olduğu Irak'a Moskova'nın silah sağlaması Humeyni’yi çileden çıkarmıştı. 1979'da Sovyetlerin Afganistan'ı işgali de milyonlarca Afgan'ın İran'a kaçmasına neden olmuştu.Sovyetler de Tudeh'i desteklemek için büyük çaba sarf etmeye istekli değildi.

Kuzichkin'in bilgi aktarmak için Birleşik Krallık'ta bulunduğu Temmuz 1982'de Londra'ya gönderilen bir mektupta Barrington, İran'da İslamcı rejim iktidarda olduğu sürece Rusların "tarafsızlık kartını oynamaya ve gerekirse Tudeh partisini ortadan kaldırmaya hazır" olduklarını zaten belirtmişti.

Özetle, İran komünistlerinin yok edilmesi, en az 200 kişinin asılması, birçoklarının kaybolması ya da işkencede ölmesi, yıllarca ve hatta ölene kadar hapis yatmalarının İngiltere’ye somut bir yarardan çok molla rejimi nezdinde bir miktar sempati yaratmasından söz edilebilirdi.İRAN TEPELERİNE ÇIKTI1980'de İngiltere Tahran Büyükelçiliği'ni kapatmıştı.

İran'daki İngiliz misyonu “interests section” seviyesine indirilmişti. (Barrington orada görevliydi).

Diplomatik ilişkiler 1988'e kadar düşük seviyede kaldı.

Büyükelçilik belki de Tudeh operasyonu ortaklığıyla başlayan İngiltere-İran yakınlaşmasının bir sonucu olarak 1988'de yeniden açıldı.

Ancak bir yıl sonra 1989’da yeniden ama bu kez tamamen kapandı.

İngiltere ile İran arasındaki diplomatik ilişkiler İran’ın bir İngiliz vatandaşı olan Ahmet Salman Rüşdi hakkında ölüm fetvası yayınlamasıyla İngiltere açısından zorunlu olarak sona erdi.

Kuşkusuz bu talihsiz fetvanın nedenleri arasında o güne kadar Tudeh olayı da dahil olmak üzere birçok konuda İngiltere’nin İran İslam Cumhuriyeti’ni şımartması da bulunuyordu.

İngiltere, İran’a fazla yüz vermişti.İran’a yönelik bu özel ilginin bir nedeni de İngiltere’nin 1953 darbesinde ABD’den kazık yemesiydi. 1951'de İran'da ulusalcı Başbakan Musaddık’ın İngilizlerin elinde bulunan petrolü millileştirmesi sonrasında Londra İran’ı işgal etmek istemiş ama ABD engel olmuştu.

Daha sonra ABD kendisi darbe yaparak Amerikan şirketlerini getirmiş ama bu durum İran’daki British Petroleum çıkarlarının zarar görmesine yol açmıştı.

İngiltere, İran’daki İslamcı harekete el altından yardımcı olarak bir anlamda Amerika’dan intikam almaktaydı.

Yoksa örneğin Tudeh Partili Komünistleri molla katillerin önüne atmanın Londra için somut bir yararı yoktu.

Nitekim Salman Rüşdi olayı İngiliz politikasının hiç de gerçekçi olmadığını kanıtladı.Barrington’a gelince o daha sonra şövalye ilan edildi ve Pakistan'da İngiliz yüksek komiseri oldu.

Kuzichkin'in bilgilerini İran rejimine iletmek kararına muhtemelen dönemin başbakanı Margaret Thatcher, dışişleri bakanı Francis Pym ve MI6 başkanı Colin Figures tarafından onay verildi.

Onların Tudeh üyeleri ve yakınlarının çektikleri hakkında hiçbir kaygıları olmadı.

Mollalar ise dinsiz öldürerek ya da Allah’a isyan edenleri yola getirerek sevap kazandıklarını düşündüler.

Solcuların ise bence bu olaydan çıkarmaları gereken ders ülkelerinde kendi güçlerine dayanarak sosyal ve ekonomik bir sistem değişikliği mücadelesi verirken “ona yarar, buna yaramaz” diye düşünmemektir.

Çağdaş politika evrensel aydınlanma değerlerini savunmak ve çalışan sınıfların çıkarlarına göre hareket etmektir.Odatv.com

İlgili Sitenin Haberleri