Haber Detayı

Usmanbaş’ı anarken
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
28/01/2026 04:00 (3 saat önce)

Usmanbaş’ı anarken

İlhan Usmanbaş, eşi Ankara operasının ünlü sopranosu Atifet Hanım Covid19’dan vefat ettiğinde konuk oldukları huzurevinin banyosundaki aynanın önüne gitmiş ve: “Aticim (Atifet’in kısaltılmışı) merak etme, ben de çok yakında senin yanına geliyorum” demiş

İlhan Usmanbaş , eşi Ankara operasının ünlü sopranosu Atifet Hanım Covid19’dan vefat ettiğinde konuk oldukları huzurevinin banyosundaki aynanın önüne gitmiş ve: “Aticim (Atifet’in kısaltılmışı) merak etme, ben de çok yakında senin yanına geliyorum” demiş.

İki yıl sonra İlhan Bey’i de o âleme yolcu etmiştik.

Onlar, artık nesli tükenen sevgi dolu çiftlerden biriydi.

Birbirlerine “nay nay veya “naycığım” diye seslenmeleri, öğleden sonraki uykuları kendilerine özeldi.

İlhan Usmanbaş 1921’de dünyaya gelmişti.

Geçen yıl 30 Ocak’ta vefat ettiğinde 104 yaşındaydı ve aklı tamamen başındaydı.

Diğer meslektaşları gibi yurtdışında değil, yurtiçinde eğitim görmüştü.

Önce Galatasaray Lisesi’nde, sonra Ankara Devlet Konservatuvarı’nda okumuştu.

Ayvalıklıydı.

Bülent Arel gibi hep araştıran ve sorgulayan bir arkadaşı vardı.

İlhan Bey duyduğu, öğrendiği her yeniliği, uçabildiği kadar uzakları araştırarak bütünleştirmişti.

Çağdaş müziğimizin yaratıcılarından birisi ve konservatuvarın çok değerli bir öğretmeniydi.

Maltepe Huzurevi’ndeki son yıllarında öğrencileri onu hiç yalnız bırakmadılar.

Hasan Uçarsu, Özkan Manav, İpek Mine Sonakın, Mehmet Nemutlu, Ahmet Altınel ve Kıvılcım Yıldız gibi.

Huzurevinde onu sürekli ziyaret ettiler, müzik dünyası ile huzurevinin içindeki ve dışındaki dünyayı birleştirdiler.

İlhan Bey opera dışında müziğin her dalına örnek vermişti.

Neden, diye sorduğumda “Eşim bir opera sanatçısıydı, onun çektiği zorluklara tanık oldum, bu dalda eser yazmaktan kaçındım” demişti.

BİR DÜŞÜNÜR OLARAK USMANBAŞ Usmanbaş 1940’lı yıllardan başlayarak pek çok dergiye yazı yazmış, panele katılmış, radyoda program dizileri hazırlamış, değişik eğitim kurumlarında konferanslar vermiştir.

Ertuğrul Oğuz Fırat ile yazışmaları ise ayrı bir kitap olarak yayımlanmalıdır.

Onunla ilk söyleşimiz 1976’da SOYUT dergisinde yayımlanmıştı.

İlk karşılaşmamız ise Harbiye’deki radyoevinde, A stüdyosunun kapısında olmuştu.

Usmanbaş “Çağlar Boyu Müzik” program dizisini, ben de “Çağdaş Müziğin Öncüleri” başlıklı diziyi hazırlayıp sunuyordum.

İşte o karşılaşmadan başlayan ve yıllar boyunca süren sohbetlerimiz, onun hakkında yazdığım kitaplarla daha da derinleşmişti.

Ona şöyle bir soru sormuştum: “Bugün yeni yöntemleri deneyen bir yapıt ancak iyi müzik eğitimi görmüş, erdemli ve küçük bir zümreye seslenebiliyor.

Çağdaş bir besteci olarak yeni müziği daha geniş kitlelere seslenebilir, daha kolay anlaşılabilir duruma getirmek için neler önerirsiniz?” Usmanbaş için çok saçma, hatta çocukça bir soru olmalıydı!

Ama o yine her zamanki vakarı ile beni yanıtlamıştı: “Sanıyorum bunda müzikten çok başka etkenler var.

Doğal ki müziğin sınırlara doğru gitmesi: bir avuç denemecinin ve giderek daha büyük bir çoğunluğun kökten bir sıra girişiminde bulunması ve bunların birbirlerini desteklemesi.” Kitabın kapağında “İlhan Usmanbaş-Ölümsüz Deniz Taşlarıydı” başlığı vardır.

Onun absürd bir yapıt başlığını kapağa taşımıştım.

Çağdaş Eleştiri dergisinde “Özgürlüksüz Özgürlükler” üstüne bir panele Adnan Benk, Edip Cansever, Tuğrul Tanyol ve Usmanbaş katılmıştı.

Usmanbaş’a Adnan Benk tarafından şöyle bir soru sorulur: “Ne oldu da sizin kuşak 12 ton müziğine, dizisel, ton dışı, raslamsal müziğe yöneldi?” Usmanbaş şöyle yanıtlar: “Bizden önceki kuşağın bir çeşit Türk müzik okulu yaratmak için sürdürdükleri çabaya karşı bir çıkış noktası bulmak ihtiyacıydı.

Çünkü onların kullandığı gereci benimsemek, bir şekilde 25 yaşlarında olan bizler için dünyaya kapanmak demekti.

Şunu da belirteyim: 1960’larda bizden sonra bir 3. kuşak çıkıyor fakat dünyaya kapanmak istediklerinden yeniden bizden önceki kuşağın gereçlerine dönüyorlar.

Yani halk türküsü, makam gibi şeyler kullanıyorlar.

Cemal Reşit Rey ’in Enstantaneleri özel bir yer taşır.

Çünkü yeni bir dil getirmiştir.

O zamana kadar Türkiye’de yapılmamış bir çalışmadır.” Kitapta Usmanbaş’ın değişik dergilerde yer almış söyleşilerine de yer vermiştim.

Şimdi, el an yeniden melodiye dönen genç kuşaklara bakınca bu diyalektik akışta Usmanbaş’ın nasıl yeni kuşakları önceki kuşaklarla birleştirdiğini daha iyi anlıyorum.

Üstelik yalnız yapıtlarıyla değil, söyleşileri ve makaleleri ile.

Bu yazıyı hazırlarken Usmanbaş’ın Pan Yayıncılık’tan Ekim 1996’da yayımlanmış bir çeviri kitabı elime geçti.

Pierre Lasserre ’nin yazdığı “Nietzsche’nin Müzik Estetiği Üzerine Düşünceleri” .

İçindeki ithaf sayfasında da şöyle bir yazı var: “Notalar basılmıyor, hiç olmazsa yazılar...

İlginizi çekeceğini umuyorum. 3/12/96” Net ve öz bir Türkçe ile çevrilmiş.

İşte İlhan Usmanbaş böyle çok yönlü, derin düşünceli bilge bir bestecimizdi.

İlgili Sitenin Haberleri