Haber Detayı
ABD'nin Venezuela'ya müdahalesi "gambot diplomasisi" kavramını yeniden gündeme getirdi
ABD'nin 3 Ocak sabahı Venezuela'ya düzenlediği askeri harekat ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun ABD güçlerince yakalanıp New York'a getirilmesi, yalnız batı yarım kürede değil, küresel düzeyde diplomasi, uluslararası hukuk ve güç politikaları açısından tarihi bir tartışma konusu olan...
ABD'nin 3 Ocak sabahı Venezuela'ya düzenlediği askeri harekat ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun ABD güçlerince yakalanıp New York'a getirilmesi, yalnız batı yarım kürede değil, küresel düzeyde diplomasi, uluslararası hukuk ve güç politikaları açısından tarihi bir tartışma konusu olan "gambot diplomasisi"ni yeniden gündeme taşıdı.ABD Savunma Bakanlığı tarafından 3 Ocak'ta yürütülen askeri operasyon, Venezuela başkenti Caracas'taki Maduro'nun ikametgahını hedef alarak başladı.ABD Özel Kuvvetleri ile deniz ve hava unsurları, kıyı savunmasını bastırıp Maduro ile eşi Cilia Flores'i yakaladı ve karı koca, Manhattan'daki federal mahkemede "narkoterörizm" suçlamalarıyla ifade verdi.Washington yönetimi, operasyonu, "askeri müdahale değil, ABD mahkemelerinin yürüttüğü bir soruşturma kapsamında gerçekleştirilen adli yakalama ve tutuklama işlemi" olarak nitelendirirken birçok ülke bunu "egemen bir devlete yönelik askeri müdahale ve devlet başkanının zorla ülke dışına çıkarılması" şeklinde değerlendirdi.Bu gelişme, ABD'nin tarihinde ilk kez başvurmadığı bir yöntem olarak, askeri gücün doğrudan diplomatik ve siyasi sonuç üretmek amacıyla kullanıldığı "gambot diplomasisi" yaklaşımının güncel bir örneği olarak gösteriliyor.Gambot diplomasisinin tarihçesiGambot diplomasisi, devletlerin dış politikada uzlaşı ve müzakere yerine askeri güç kullanımı ya da güç tehdidiyle sonuç almaya çalışması anlamına geliyor.Bu diplomasi türü, tarihsel olarak sadece ABD'ye özgü bir dış politika yöntemi olarak ortaya çıkmadı. 19. yüzyıldan itibaren askeri ve deniz gücüne sahip büyük devletler, diplomatik ve ekonomik taleplerini kabul ettirmek amacıyla askeri varlıklarını doğrudan baskı unsuru olarak kullandı.Bu yaklaşımın ilk ve en belirgin örnekleri, 19. yüzyılda küresel bir deniz gücü olan Birleşik Krallık tarafından sergilendi.
Londra yönetimi, özellikle Çin ve Asya-Pasifik'te donanmasını kullanarak ticari imtiyazlar elde etti.
Böylece askeri güç, diplomatik müzakerenin ayrılmaz bir parçası haline geldi.Benzer şekilde Fransa, sömürgecilik döneminde ve sonrasında Kuzey Afrika ile Sahra Altı Afrika'da askeri varlığını siyasi nüfuz aracı olarak kullandı.
Paris yönetimi, askeri müdahaleleri ve üsleri aracılığıyla bölgesel dengeleri şekillendirdi.Soğuk Savaş döneminde eski Sovyetler Birliği, donanma ve askeri üsler yoluyla müttefik ülkeler üzerinde caydırıcılık kurarken bu yaklaşım, bugün Rusya tarafından farklı biçimlerde sürdürülüyor.
Moskova yönetimi, askeri güç ve güvenlik desteğini dış politikada etkili bir araç olarak kullanmaya devam ediyor.Son yıllarda ise Çin, özellikle Güney Çin Denizi'nde donanma ve sahil güvenlik unsurlarıyla fiili durum oluşturarak askeri varlığı diplomatik kazanımlara dönüştürmeye çalışıyor.Bu örnekler, gambot diplomasisinin tarih boyunca farklı güçler tarafından kullanılan bir yöntem olduğunu ortaya koyarken ABD'nin, doğrudan askeri müdahale ve devlet başkanlarının yakalanması gibi uygulamaları, diğerlerinden ayrışıyor.ABD'nin bu diplomasi yöntemine başvurduğu örneklerABD tarihinde bu yaklaşım, Monroe Doktrini ve onu takip eden uygulamalarla belirginleşti.
Washington yönetimi, Latin Amerika'yı kendi etki alanı olarak görerek bölgedeki siyasi gelişmelere askeri güç yoluyla müdahil oldu.Bu çerçevede ABD, 1903'te Panama'nın Kolombiya'dan ayrılması sürecinde donanmasını bölgeye konuşlandırarak fiili bir askeri baskı unsuru oluşturdu.ABD'nin Venezuela müdahalesi, tarihte ilk değil20. yüzyıl boyunca Karayipler ve Orta Amerika'da çeşitli askeri müdahalelerde bulunan Washington yönetimi, bu yaklaşımın en dikkati çekici örneklerinden birini, 1989'da Panama'ya düzenlediği operasyonla verdi.
ABD'nin yabancı bir ülkenin görevdeki liderini askeri operasyonla yakalamasına ilişkin en bilinen örneklerden biri, burada yaşandı.Washington yönetimi, Panama Devlet Başkanı Manuel Noriega'yı uyuşturucu kaçakçılığı ve organize suç bağlantılarıyla suçlayarak ülkeye askeri müdahalede bulundu."Operation Just Cause" adı verilen operasyon kapsamında ABD güçleri Panama'ya girerken Noriega kısa süre saklanabildi.
Daha sonra Vatikan'ın Panama'daki büyükelçiliğine sığınan Noriega, bir süre sonra ABD ordusuna teslim oldu.ABD'ye götürülen Noriega, Florida'da yargılandı ve mahkum edildi.
Söz konusu operasyon, bir devlet başkanının askeri güç kullanılarak yakalanıp başka bir ülkeye götürülmesi açısından uluslararası kamuoyunda büyük tartışmalara yol açtı.Bu örnekler, ABD'nin askeri gücü yalnızca savaş aracı olarak değil, doğrudan siyasi ve hukuki sonuçlar üretmek için kullandığı gambot diplomasisinin tarihsel arka planını oluşturdu.ABD'nin müdahalesinin diğer ülkelere "örnek" teşkil edebileceği tehlikesiABD'nin California eyaletinde bulunan Stanford Üniversitesi Politik Bilimler Bölümünden Prof.
Dr.
Bruce E.
Cain, ABD'nin gambot diplomasisi bağlamında Venezuela'ya askeri müdahalesini AA muhabirine değerlendirdi.Cain, operasyonun yürütülme sürecini ve sonucunu "etkileyici" olarak nitelerken bunun, etik yönü ve emsal teşkil etmesi bakımından "tartışmalı" olduğunu ifade etti.ABD'nin askeri müdahale öncesi Karayipler'de Venezuela gemilerine "uyuşturucu taşıdıkları gerekçesiyle" saldırmasının üzerine, ABD halkının, bu operasyonun da yapılmasını maliyet açısından endişe verici bulduğunu vurgulayan Cain, anketlerde bu durumun gözle görülebilir şekilde etkili olduğunu ve ara seçimlerde Başkan Donald Trump'a olumsuz yansıyabileceği görüşünü taşıyor.Cain, ABD'nin gambot diplomasisini kullandığı olaylarla ilgili basında birçok haberin çıktığını belirterek "Ancak Cumhuriyetçiler bunu Amerikan hegemonyasının gücünün ve egemenliğinin ihtişamlı günlerini geri getirmek olarak görüyor.
Fakat çoğu Amerikalı, bu şekilde geriye gitmeyi reddediyor." görüşünü paylaştı.Görevdeki bir devlet başkanının yakalanarak ülke dışına çıkarılmasını, uluslararası hukuk bağlamında değerlendiren Cain, şu değerlendirmeyi yaptı: "Bana göre, eğer bu devlet başkanı (Maduro) ABD'ye bir saldırı başlatırsa veya başlatmayı amaçlıyorsa, bu durum haklı görülebilir.
Bu nedenle, 11 Eylül ile gerekçelendirilen Afganistan'ı işgal etme çabası da buna örnektir.
Maduro'nun ABD'yi tehdit ettiği argümanı, diğer teşvik edici planlar için bir bahanedir.
Ayrıca (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin, Çin ve diğerlerinin herhangi bir ülkenin egemenliğine karşı saldırganlıklarını da haklı çıkarır."