Haber Detayı

Hakan Fidan İsrail'in İran amacını açıkladı
Güncel odatv.com
30/01/2026 02:25 (2 saat önce)

Hakan Fidan İsrail'in İran amacını açıkladı

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İsrail’in İran’a yönelik olası hamlelerinde öncelikli hedefin İran ordusunun kritik kabiliyetleri olacağını söyledi; rejim değişikliğinin dış askeri müdahaleyle mümkün olmadığını aktardı.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İsrail’in birincil hedefinin İran ordusunun bazı kritik kabiliyetlerini yok etmek olacağını belirterek, rejim değişikliğine ilişkin konuştu.

Fidan, “Bunu isterler, ancak bunu yapabilirler mi bilmiyorum.

Bu, halkın karar vereceği bir şey, dış askeri müdahaleyle olmaz.

İran halkı savaş zamanında ve dışarıdan özellikle İsrail’den gelen saldırılar karşısında her zaman liderlerinin etrafında kenetlenir” dedi.Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Katar merkezli Al Jazeera televizyonuna güncel uluslararası gelişmeler ve Türk dış politikasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Fidan, Türkiye’nin Suriye’de devam eden ateşkesin çökmesini engellemek için ne yaptığı sorusu üzerine şunları söyledi: “SDG ile Şam yönetimi arasında varılan anlayışın oldukça önemli ve anlamlı olduğunu düşünüyorum.

Prensipte, Türkiye olarak taraflar kim olursa olsun, bir uzlaşıya vardıklarında bunu destekleriz.

Çünkü belli ilkeler üzerinde anlaşmaları, bizim açımızdan desteklenmeye değer.

Kendi kaygılarımız, kırmızı çizgilerimiz ve ulusal güvenlik hassasiyetlerimiz söz konusu.

Buna rağmen, Şam yönetimi SDG ile bir anlaşmaya gittiğinde, bu anlaşmalar genellikle sahada gözetilmektedir.

Mevcut duruma dönersek, ateşkes büyük ölçüde sürüyor ve bu da Amerikan güçlerinin IŞİD mahkumlarını Suriye’den Irak’a nakletmesine imkan tanıyor.

Bu önemli bir gelişme.

Herkesin buna yardımcı olması gerekir.

Türkiye olarak biz de Amerikalılarla birlikte bu süreci kolaylaştırmak için elimizden geleni yapıyoruz.” “TEK AMAÇLARI TÜRKİYE’NİN ULUSAL GÜVENLİĞİNE ZARAR VERMEK” “Ankara’nın yerel düzeni sağlamak için Kürtlerin öncülük ettiği herhangi bir polis yapılanmasını kabul eder mi, yoksa hafif silahlı polis dâhil olmak üzere tamamen silahsızlanma mı istiyorsunuz” soruları yönetilen Fidan, “Özünde SDG, PKK’nın Suriye’deki uzantısıdır.

PKK’nın dört ülkede dört kolu var.

Suriye, Irak, İran ve Türkiye.

Bu dört ülkeye yönelik hedefleri vardır.

Suriye özelinde beklentimiz şudur: Suriyeli Kürtlere gerçekten çok önem veriyoruz.

Onlara adil davranılmalıdır.

Ancak PKK geçmişte yüzlerce kişiyi devşirdi, silah altına aldı ve SDG ile birlikte Suriye’ye konuşlandırdı.

Bunlar Suriyeli olmayan kişiler ve şu anda Suriye’dedirler.

Tek amaçları Türkiye’nin ulusal güvenliğine zarar vermek.

Biz bunun tamamen ortadan kalkmasını istiyoruz” dedi.

Fidan, sözlerine şöyle devam etti: “EGEMEN VE ÜNİTER BİR DEVLETTE İKİ ORDUNUN BULUNMASINI KİMSE İSTEMEZ” “İkinci husus ise, dünya kamuoyunun çok da bilmediği bir husus, SDG’nin kontrol ettiği bölgelerde sadece diğer ülkelerden gelen Kürt PKK unsurları değil, aynı zamanda Türk solcu unsurları da barındırılmakta ve Türkiye’ye karşı faaliyet yürütmelerine imkan sağlanıyor.

Yaklaşık 300 silahlı kişi söz konusu.

Bunlar Türk sol örgütlerinin mensupları ve tek görevleri Türk askeri ve güvenlik güçlerine saldırmak için fırsat kollamaktır.

Biz hepsini biliyoruz, onlar da bunu biliyor.

Bunun da sona ermesini istiyoruz.

Diğer konular, egemen ve üniter devlet ilkeleri çerçevesinde Şam ile SDG arasında ele alınmalıdır.

Egemen ve üniter bir devlette iki ordunun bulunmasını kimse istemez.

Elbette tek bir ordu ve tek bir otoritenin komuta ettiği tek bir ordu olmalıdır.

Olması gereken budur.

Polis gücü ve benzeri yapılar meselesi ise Şam ile SDG arasında ele alınabilir.

Bu noktada ayrıntılı bir mikro yönetim yapmak istemiyoruz.

Kendi hassasiyetlerimizin farkındayız ve SDG ile diğer taraflardan taleplerimizin makul olduğunu düşünüyorum.” “SDG MESELESİNDE AMERİKALILARLA ŞAM ARASINDA ZAMAN ZAMAN GÖRÜŞ AYRILIKLARI YAŞANIYOR” Suriye’de ABD’nin değişen tutumuyla ilgili Fidan, şunları kaydetti: “Sayın Trump’ın dış politika hedefleri çerçevesinde yapmaya çalıştıkları gerçekten fark yaratıyor.

Gazze’de ateşkes sağlama çabalarını destekliyoruz ve bu konuda iş birliği yapıyoruz.

Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşı, dolayısıyla Avrupa ile Rusya arasındaki çatışmayı durdurmaya çalışması bizim için çok kıymetli.

Suriye’ye gelince, perspektiflerimiz büyük ölçüde örtüşüyor.

Trump yönetimi, yeni Suriye yönetiminin kendi sorunlarını ele almasını ve uluslararası toplumun sorumlu bir üyesi olmasını istiyor.

Şam’daki hükümet de bölgesel ve uluslararası toplumun taleplerine oldukça iyi yanıt veriyor.

Bölge ülkeleri ve uluslararası toplum, Suriye’nin yaralarını sarmasına yardımcı olmak üzere iş birliği yapıyor.

Son 14 yıldır tüm dünyanın ve bölgenin yaşadığı iki büyük sorun vardı: biri kitlesel göç, milyonlarca mülteci; diğeri ise terörizm.

Ahmed Şara Washington’daydı ve IŞİD ile Mücadele Uluslararası Koalisyon’un bir parçası olmasını sağlayan belgeye imza attı.

Yeni hükümetin kurumsal olarak Koalisyon’un parçası haline gelmesi çok anlamlı.

SDG meselesinde ise Amerikalılarla Şam arasında zaman zaman görüş ayrılıkları yaşanıyor.

Ancak biz, Amerikalılar ve Suriyeliler bu sorunu sorunsuz şekilde çözmek için yoğun görüşmeler yürütüyoruz.” “BARIŞ KURULU’NUN GAZZE GÜNDEMİNİ İLERLETEBİLECEĞİMİZ BİR PLATFORM OLDUĞUNA İNANIYORUZ” Fidan, Türkiye’nin neden Gazze Barış Kurulu’na katıldığı sorusunu şöyle yanıtladı: “Geçen yıl 25 Eylül’de, BM Genel Kurulu sırasında New York’ta sekiz Müslüman ülkenin lideri Sayın Trump ile bir araya gelerek Gazze’deki soykırımı durdurmanın yollarını aradı.

Bu, 20 maddelik Gazze Barış Planı’nın doğduğu andı.

O günden bu yana, görüş alışverişinde bulunmak ya da kurumlar oluşturmak şeklinde olsun, anlaşmalara varmak için sürekli bir süreç devam etti.

Ateşkesin ilk aşaması tamamlandı.

Barış Kurulu’nun Gazze gündemini ilerletebileceğimiz bir platform olduğuna inanıyoruz.” İsrail’in anlaşmaları ihlal etmesini caydıracak bir mekanizma oluşturulması yönünde bir plan olup olmadığı sorulan Fidan, “Önerilerden biri Uluslararası İstikrar Gücü’nün kurulmasıdır.

Bu çok önemli.

Eğer hayata geçirilebilirse, hem İsrail’in hem Filistinlilerin güvenlik anlaşmalarının ihlal edilmediğinden emin olmalarına yardımcı olur.

Bu, Filistin meselesinde yeni bir sayfa açar” dedi.

Fidan, İsrail’in itirazına rağmen Türkiye’nin Gazze’ye asker göndermeye hazır olup olmadığı sorusu üzerine şunları kaydetti: “Bu kapsamlı müzakerelere bağlıdır.

Netanyahu Türkiye’nin Barış Kurulu’na katılımına itiraz etti.

Buna rağmen davet edildik ve katıldık.

Ayrıca Yürütme Kurulu’na da dahil edildik, ben Yürütme Kurulu’na dahil edildim.

Mısır, Katar ve ABD ile birlikte arabuluculuk grubunun çekirdek üyeleriyiz.

Mevcut konumumuz, Gazze’deki barış sürecine insani, askeri veya siyasi olarak her türlü katkıyı sunmaktır.

Eğer bizden istenirse, Uluslararası İstikrar Gücü’ne askeri birlik sağlamaya hazırız.” “SORUNUMUZ İSRAİL İLE DEĞİL, İSRAİL’İN BÖLGEDEKİ POLİTİKALARIYLA” Türkiye-İsrail ilişkilerinde normalleşmeye giden bir yol olup olmadığına ilişkin soruyu Fidan, “İsrail ile ticareti keserken bunu çok net bir şekilde ifade ettik: Savaş devam ettiği ve Gazze'ye insani yardım girmesine izin verilmediği sürece, hayır, ticaretimizi yeniden başlatmayacağız.

Bu çok şey ifade ediyor.

Sorunumuz İsrail ile değil, İsrail’in bölgedeki politikalarıyla; özellikle Filistinlilere yönelik ve özellikle de Gazze’deki soykırım ile ilgilidir” ifadeleriyle yanıtladı.

Fidan, “Kopuş yapısal değil, koşullu diyorsunuz” yönündeki devam sorusuna, “Evet, koşullu” cevabını verdi.

Fidan, “İsrail’in İran’a saldırmak için fırsat kolladığını söylediniz.

Bu değerlendirmeyi hangi göstergelere dayandırıyorsunuz?

Böyle bir saldırının amacı ne olur; caydırıcılık mı, kapasiteyi zayıflatma mı, rejim değişikliği mi” soruları üzerine verdiği yanıtta, “İsrail’in birincil hedefi İran ordusunun bazı kritik kabiliyetlerini yok etmek olur” dedi. “Rejim değişikliği mi hedefleniyor” diye sorulan Fidan, “Bunu isterler, ancak bunu yapabilirler mi bilmiyorum.

Bu, halkın karar vereceği bir şey, dış askeri müdahaleyle olmaz.

İran halkı savaş zamanında ve dışarıdan özellikle İsrail’den gelen saldırılar karşısında her zaman liderlerinin etrafında kenetlenir” diye konuştu. “BÖLÜNMEYE YOL AÇMAK İSTEMEYİZ” Fidan, “Suudi Arabistan ve Pakistan geçen yıl büyük bir savunma anlaşması imzaladı ve Türkiye’nin de katılması gündemde.

Sizi bir araya getiren ortak tehdit algısı neydi” sorusuna, “Bölgedeki her pakt kapsayıcı olmalı.

Bu oldukça önemli.

Bölünmeye yol açmak istemeyiz.

Başka bir kamp oluşturmak istemiyoruz.

Bölgesel bir dayanışma platformu oluşturmak istiyoruz.

Hedef bu olmalı. 2-3 ülkeyle başlayabilir, ancak zamanla bölgedeki çoğu ülkeyi kapsayan, her şeyi içeren bir yapıya dönüşürse, bu ideal olur ve nihai amaca hizmet eder” ifadeleriyle cevap verdi.

Ortak tehdit algısının ne olduğu sorulan Fidan, şu değerlendirmeyi yaptı: “BÖLGESEL DAYANIŞMA OLMADIĞINDA HER ZAMAN BİR HEGEMON GEREKİYOR” “Bölgesel dayanışma olmadığında her zaman bir hegemon gerekiyor.

Hegemon sorunları çözmek için geldiğinde, çoğu zaman ayrıldıklarında geride bıraktıkları durum geldiklerinden daha kötü oluyor.

İkincisi, faturayı da keserler.

Bedelini ödemek zorunda kalırsınız.

Büyük bir bedel.

Üstelik bu, hegemon gücün ulusal çıkarlarına da hizmet etmiyor.

Bunu ABD ve bölgedeki diğer hegemonlar örneğinde gördük.

Kendi sorunlarımızı kendimiz çözebiliyor olmamız gerekiyor, bölgesel sahiplenmeyi ortaya koymamız şart.

Bu da belli bir düzeyde dayanışma ve kurumsallaşma gerektiriyor.

Kurumsallaşmadan söz ettiğinizde, bu aynı zamanda bazı paktlar ve platformlar oluşturmayı da zorunlu kılıyor.

Sorunlarınızı çözmek için bir hegemonun gelip müdahale etmesine ihtiyaç duymamak için, kendi sorunlarınızı kendiniz çözebilmeniz gerekir.” “BARIŞ ANLAŞMASINA HİÇ OLMADIĞI KADAR YAKINIZ” Fidan, Rusya-Ukrayna savaşında bir uzlaşmaya ne kadar yakın olunduğu sorusu üzerine şu değerlendirmeyi yaptı: “Önceki temaslarla kıyasladığımızda, tüm tarafların - başlıca Avrupa ülkeleri, ABD ve belli ölçüde Rusya’nın - dahil olması açısından olası bir barış anlaşmasına hiç olmadığı kadar yakınız diye düşünüyorum.

Şu anda taraflarca üzerinde çalışılan bir ya da iki temel mesele kaldı.

Türkiye, ateşkes görüşmelerinin birçok boyutunda önemli bir rol oynadığı için ilgili taraflarla sürekli temas halindeyim.

Görüşmeleri kolaylaştırdık, esir takasını ve diğer insani konuları da kolaylaştırdık.

Savaşın devam ettiği dört yıl boyunca taraflar arasında görüşmelerin ve temasların yapılmasına ihtiyaç vardı.

Türkiye bu ihtiyacı gördü ve Ukrayna’da ateşkes sağlanmasını hedefleyen dış politika yaklaşımımızın bir parçası olarak bu süreçlere memnuniyetle katkı sundu.

Şu anda Sayın Trump’ın iktidara gelmesinden sonra ateşkesi sağlama yönündeki çabalarının işe yaradığını düşünüyorum.

Nihai hedefe ulaşıp ulaşamayacağımızı bilmiyorum ama neden olmasın diye de bir gerekçe görmüyorum.

Taraflardan biraz daha yaratıcılık gerektiriyor; çünkü toprakla ilgili bazı meseleler var ki bunlar kolayca ele alınabilecek konular değil.

Diğer meselelerin ise-özellikle güvenlik garantileri ve bunlarla bağlantılı konuların-belirli bir ölçüde zaten üzerinde mutabakata varıldığını düşünüyorum.

Rusya ile Ukrayna arasında yapılacak herhangi bir barış anlaşması yalnızca Rusya ile Ukrayna arasında olmayacaktır.

Aynı zamanda Avrupa ile Rusya arasında da olacaktır.

Ayrıca Rusya ile ABD arasındaki, Rusya ile Avrupa arasındaki ekonomik ve ticari ilişkileri de yeniden tanımlayacaktır.” “BU BÖLGEDE KENDİ ÇEKİM MERKEZİMİZİ YARATABİLİRİZ” Avrupa güvenliğiyle ilgili bir soru üzerine Fidan, şunları kaydetti: “NATO, elbette Transatlantik topluluk için güvenlik alanında temel bir iş birliği çerçevesidir.

İşlevini sürdürebildiği sürece, hem Avrupa’nın hem Amerika’nın hem de Transatlantik güvenliğin çıkarlarına hizmet ettiğini düşünüyorum.

Ancak ABD ile Avrupa arasında bölünmüş durumdaysak, Avrupa’nın savunma kapasitesini mutlaka artırması gerekir.

Savunma sanayii alanında AB bazı adımlar atıyor; SAFE bunlardan biri.

Ancak bizim önerdiğimiz şey şu.

Belki Birleşik Krallık, Türkiye ve bazı büyük Avrupa ülkeleri bir araya gelerek Avrupa’nın yeni güvenlik mimarisinin ne olacağı ve dayanıklılığımızı, gücümüzü ve caydırıcılığımızı neyin artıracağı konusunda nitelikli tartışmalar yapmalı.

Çünkü şu anda olan biten şu.

Bölgede kolektif ve güçlü bir güvenlik kapasitesine sahip olmazsak, farklı büyük güçlerin, farklı çekim merkezlerinin etrafında savruluruz.

Oysa bu bölgede kendi çekim merkezimizi yaratabiliriz.

Birleşik Krallık, Türkiye, Fransa, Almanya ve diğer büyük Avrupa ülkeleri gerçekten kendi kararlarını alabilirse ne Transatlantik eksenine ne Çin’e ne de Rusya’ya savrulmak zorunda kalırız.

Elbette bu büyük güçlerle iş birlikleri kurabiliriz.

Ya Amerika’nın güvenlik şemsiyesinin Avrupa’yı ve AB’yi sonsuza kadar korumasını beklemeye devam edeceğiz ya da bunun ortadan kalkabileceğini düşünüyorsak, kendi çekim merkezimizi oluşturmak zorundayız.

Bölgedeki herkes için güvenlik ve emniyeti birlikte inşa etmemiz gerekiyor.” Odatv.com

İlgili Sitenin Haberleri