Haber Detayı

‘Kiminle evlendiğin kadar kiminle boşandığın da çok önemli’
Kelebek hurriyet.com.tr
31/01/2026 07:00 (4 saat önce)

‘Kiminle evlendiğin kadar kiminle boşandığın da çok önemli’

Yıllardır esprileriyle, filmleriyle izleyenleri kahkahaya boğuyor; “Farkındalığı, zekâsı yüksek olan her şaka bir şekilde kaliteli şaka oluyor. Zorlama olan her şey de biraz kalitesiz mizaha sebep oluyor” diyor. İbrahim Büyükak’la bu hafta vizyona giren ‘Mutluyuz mu?’ filmi için buluştuk. Onunla filmden yola çıkarak evlilikleri, aşkı, baba olmayı, mizahı ve renk körlüğünü konuştuk.

O yıllardır hep çok beyefendi ve mütevazı...

Gerçekten de ekranda göründüğü gibi. “Bunca zaman zaten rol yapamaz” diye sesli düşünüyorum, “Öyle olsa süper rol yapıyorum demektir, şimdi benim Oscar’ımı ver, gideyim buradan” diyor.

Sohbet esnasında bile her lafıyla, tavrıyla karşısındakinin yüzünü güldürüyor.

Başlıyoruz muhabbete...◊ ‘Mutluyuz mu?’ bu hafta vizyona girdi.

İlk filmde evliliğini kurtarmak için çiftimiz bir terapi kampına gidiyordu.

Yeni filmde bizi neler bekliyor?

Bu bir devam filmi, ‘Mutluyuz 2’ gibi düşünebilirsin.

İlk film Yasemin’in (Sakallıoğlu) oynadığı karakterin hamile kalmasıyla bitiyordu.

İkinci filmde bir kızlarının olduğunu ve 6-7 yaşlarına geldiğini görüyoruz.

Ama ilişkide bir türlü dikiş tutturamayıp tartışarak boşanıyorlar.

Bir yıl sonra hâlâ anlaşamazken ve karşılıklı restoranlarda biri aşçı, biri garson olarak çalışırken çocuklarının ısrarıyla birlikte tatile gitmek zorunda kalıyorlar.

İlk defa boşanmış bir çift olarak sosyal ortama girince kıskançlıklar, eski nefretler ortaya çıkıyor.◊ İlk filmler sevilmişse devamını çekmek büyük risktir.

Nasıl cesaret ettin?

Daha önce ‘Yol Arkadaşım’ın devamını yapmıştık ve “İlk filmin üstüne çıkabilirsem yaparım” demiştim.

Her anlamda da öyle olmuş, risk alıp o riskten alnımızın akıyla çıkmıştık.

İnşallah bunda da öyle olacak.

Bu sefer de “Devamını yapmak ister misin” dediklerinde “Aklıma ilk filmden daha iyi olabileceğine inandığım bir hikâye gelirse yapmak isterim” dedim.

Sonra boşanmış çiftlerin tatile çıkması fikri ilgimi çekti.

Bu magazin kupürlerinde de vardır ya “Demi Moore (oyuncu) ve Bruce Willis (oyuncu) çocuklarıyla tatile gitti” gibi, Türkiye’de de örnekleri var.

Güzel de bir şey, sonuçta boşanmış olabilirsin ama hâlâ anne-babasın, bir şekilde ortak paydada buluşmak zorundasın.

Tabii bizim karakterlerimiz magazindeki isimler gibi ünlü, uyumlu, modern tipler değil, anlaşamayan iki kişi.

Şöyle güzel bir cümlemiz de var; bir sahnede Ferhat, Aslı’ya “Biz iyi bir karı-koca olamadık, iyi bir eski karı-koca hiç olamadık” diyor.

Aslında kiminle evlendiğin kadar kiminle boşandığın da çok önemli.

Hele ki bir de arada çocuk varsa... ◊ Evliliklerin sence en büyük sorunu ne?Herkesin kendi doğasında farklı sebepleri olabiliyor.

Ama dünya görüşündeki ve olaylara bakış açısındaki farklılıklar, ortak paydada buluşamamak zor.

Bir laf var ya “Zıt kutuplar birbirini çeker” diye.

Çeker de nereye kadar?

En büyük sorun o ortak paydayı bulamamak.

Bence iyi bir arkadaşınla evleniyor olmak da güzel bir şey.◊ Sen de gerçekten arkadaşınla evlendin zaten...Evet, ama öyle bir söylüyorsun ki sanki asker arkadaşımla evlendim.

Çok büyük bir açıklama yapıyormuşum gibi oluyor (gülüyor).◊ Tamam peki, lisede mi okuyordunuz tanıştığınızda?

Evet.◊ Üstünden yıllar geçmiş.

O yaşlardan beri birlikte misiniz?

Yoksa ilişkiye ara verdiğiniz dönemler oldu mu?

Hep süregelen bir ilişki.

Sadece üniversitede ayrı şehirlerde okuduk.

O İstanbul’da psikoloji, ben Bursa’da iktisat okudum.

İstanbul’da hazırlanan Lemanyak’ta yazdığım için gidip geliyordum.

Ama ilişkimizi hiç ayrılmadan sürdürebildik.◊ Gençlikten bugüne hayatının tamamında aynı kişiye âşık olarak yaşamak nasıl bir şey?

Çok güzel.

Gerçek bir ilişki ve yol arkadaşlığı.

Her şeyi beraber başardık, her şeyde onun da payı var.

Bir de beni bu mesleğe başlamadan önce yapabileceğime inandıran ilk kişiydi.

Beni yazmaya teşvik etti, hep destekçim oldu.

Ben de kariyerinde ona destek olmaya çalışıyorum.

Birlikte bir şeyler inşa edip sonrasında birlikte izleyebiliyor olmak çok lezzetli.◊ Eşin (Nurdan Beşen Büyükak) psikolog.

Bir psikologla aynı evde yaşamak nasıl?Eve iş getirmiyor.

Evde her şey normal.

Lambur lumbur yaşıyoruz.

Ama yazarken ve karakterleri oluştururken onun bilgisinden çok yararlanıyorum.◊ Peki, filmde hem başrol hem ortak yönetmensin.

İnsanın kendini yönetmesi nasıl bir şey?

Emrah Aguş’la yönettik.

Bir dış göz olmuş oldu, bazen beni uyardı.

Ben de zaten o konularda kendime çok acımasız ve objektifim.◊ Filmde yine Yasemin Sakallıoğlu’yla partnersiniz.

İyi anlaşıyor musunuz?Çok iyi anlaşıyoruz, çok sevdiğim bir arkadaşım.

Setin içerisinde birbirini bu kadar iyi anlamak ve karşılıklı oynamak çok özel, işe de çok dahil olan biri.

Aramızdaki sinerjinin de ekrana yansıdığını düşünüyorum. ‘ESKİDEN RÜZGÂRIN İÇİNDE GEZERDİM, ŞİMDİ TERMAL İÇLİK DÖNEMİNE GELDİM’◊ Instagram’a sık sık kitap fotoğrafları koyuyorsun...Evet, bazısı yazıyor “Anladık kitap okuyorsun” diye.

Herkes Instagram’ında günlük yaşantısını paylaşıyor, benim günlük yaşantım bu.

Aşırı hobileri olan biri değilim.

Ama gerçekten hayatımın her anında kitaplara ilgim vardı, çocukluğumdan beri en büyük hobim diyebilirim.

Sırf bunun için sabah 6.00 gibi kalkarım.

En az bir saat okumadan güne başlamam.◊ Klasikleri de popüler kültürü de takip ettiğini görüyoruz orada...Evet, bir şeyi popüler olduğu için ötelemek bana çok yanlış geliyor.

Dünya klasikleri için de “Hâlâ onları mı okuyorsun” diyenleri yanlış buluyorum. 2-3 defa üst üste okuduğum kitaplar var.

Mesela Dostoyevski’nin ‘Suç ve Cezası’nı 3-4 defa okumuşumdur, seviyorum yani.

Kitap okuyorum diye insanlara hava yapacak yaşları da geçtik.◊ Filmin adından yola çıkarak sorayım, mutlu musun?

Mutluyum...

Tabii dünyada çok büyük karışıklıklar, sıkıntılar var.

Ama işte bir çocuğum (Aslan Büyükak) var.

Onunla geçirdiğim bir andan ve ufak şeylerden mutlu olmaya çalışıyorum. “İyi diyelim, iyi olalım” diye bir laf var ya, seviyorum, büyüklerimiz söylerdi.◊ 42 yaşındasın. 40’lar sende bir değişim yaşattı mı?Ne oluyor biliyor musun?

Birden sabah kalkınca ayağın tutulmuş oluyor. “Allah Allah” diyorsun.

Eskiden terliyken ağzımı çeşmeye dayar, terli terli su içer, rüzgârın içinde gezerdim, hiçbir şey olmazdı, aslan gibi çıkardım.

Şimdi termal içlik falan giyme dönemine geldim.

Gerçekten üşüyorum.

Ve 40 yaş sana ‘Yaşlılık geliyor, haberin olsun’ sinyalleri veriyor.◊ Oğlunuz Aslan 4,5 yaşında.

Onun varlığı hayatında neleri değiştirdi?

İlk günden itibaren hayata bakış açımı, yaşama şeklimi, düşüncelerimi değiştirdi.

Beni ister istemez biraz daha kaygılı biri yaptı.

Gerçekten hayata çok daha derinlemesine bakabilmeye başladım. ‘YAPAY ZEKÂYA RENKLERİ DANIŞIYORUM’◊ Mizahını nasıl anlatırsın?

Mizahta genelde klişelerin ve zaafların üzerine gidip bir şey çıkarmaya çalışırsın.

Ama işlerime baktığımda da en güzel, kaliteli şakalar en dramatik anlardan çıkıyor.◊ Mizahını ne besliyor?

Günlük yaşamımdaki hikâyeler, insan ilişkilerinde ve sosyal medyada gördüğüm şeyler, yeni trendler, olaylar, yapay zekâ gibi gelişmeler...

Ne varsa beni etkiliyor.◊ Yapay zekâ kullanıyor musun?

Sınırlı kullanıyorum.

Renk körü olduğum için arada işime yarıyor.◊ Aa, renk körü müsün?Evet, ikinci derecede renk körüyüm.

Yeşiller, kahverengiler ve griler karışıyor.◊ Nasıl yönetmenlik yapıyorsun renk körü olarak? “Renk körüyüm ama yönetmenim”,  al sana başlık geldi!

Renk meselesinde post sorumlumuz ve ortak yönetmenimiz var.

Renklerin tonlarında sorun yaşayabiliyorum.

Ama bir de garip şeyler var, mesela geçen sette biri “Abi burada çok macenta var” dedi.

Böyle bir renk varmış.

Bana ‘lila’ de, ‘fuşya’ de, macenta da değil yani.

Ben daha gri ve kahverengide takılıyorum.

Dolayısıyla bu renk körlüğü meselesi bizde komik bir şey oluyor.

Yapay zekâya da renkleri danışıyorum.

Mesela bir üst giyiyorum, bana tam rengini söylüyor. “Bunun altına ne renk giyebilirim” diye sorduğumda “Lacivert olabilir, o olabilir, bu olabilir” diyor.◊ Peki, yapay zekâya espri yazdırır mısın?

Yok, onu yapamıyor.

Ama yakında onu da yapar. ‘BANA AHLAKLI TEKLİFLER GELİYOR’◊ Aslında güldürse de altmetninde aşkı ve ilişkileri de anlatan filmler yazıyorsun.

Bunları yazarken aşkı çözebildin mi?

Çözemediğim için hâlâ yazıyorum.◊ Yasemin’in bir lafı var; “DM kutum o kadar dolu ki alev alıyor, bu kış doğalgaz yakmayacağım”.

Senin Instagram DM kutunda durum nedir?

Benim DM kutum bozkır, uçsuz bucaksız bir düzlük gibi, alev falan almıyor.

Bizim alevli işimiz yok abi.◊ Sosyal medyada hiç ahlaksız teklif aldın mı?

Çok kalben söylüyorum, sosyal medyadan mesajları açıp okuyan biri değilim.

Sosyal medyayla çok fazla vakit geçirdiğinde hakikaten günlük yaşantının kalitesi çok düşüyor.

O yüzden olabildiğince uzak durmaya çalışıyorum.

Arada paylaşım yapıyorum.

Bana güzel ve ahlaklı teklifler geliyor. “Şu vakfa bağış yapar mısınız, bu vakfa katılır mısınız?” gibi.‘BENİM JÖNLÜĞÜMÜ KİM, NE YAPSIN?’◊ Sence bir espriyi kötü yapan şey ne?Farkındalığı, zekâsı yüksek olan her şaka bir şekilde kaliteli şaka oluyor.

Zorlama olan her şey de biraz kalitesiz mizaha sebep oluyor.

Mesela sadece güldürmek için küfretmek.

Küfür hayatın içinde varsa sanatın içinde de olur.

Ama sırf bir boşluk kaldı diye yapılıyorsa zorlama oluyor.◊ Bu filmde yine komik bir adamsın.

Neden kendine hiç jön rolü yazmıyorsun?

Benim jönlüğümü kim, ne yapsın?

Bir ligde oynuyorsan o ligin en iyi takımına bakacaksın.

Şampiyon olamayacağımız lige girmeyiz, kendi ligimizde takılırız.

Baktın o ligde Kıvanç Tatlıtuğ var, o lige girmezsin.

Tabii şık giyinen, daha prezantabl adamı oynayabilirim ama buna jön diyebilir miyiz, diyemeyiz.

Jön Brad Pitt, Leonardo DiCaprio, Kıvanç Tatlıtuğ, Kenan İmirzalıoğlu...

İlgili Sitenin Haberleri