Haber Detayı

Şam ile SDG ayrı dilleri konuşuyor! ‘Mutabakat pazartesi sınanacak’
Gündem aydinlik.com.tr
01/02/2026 00:00 (8 saat önce)

Şam ile SDG ayrı dilleri konuşuyor! ‘Mutabakat pazartesi sınanacak’

Şam ile PKK/SDG arasında 30 Ocak’ta duyurulan mutabakat, ateşkes ve entegrasyon başlıklarıyla sunuldu ancak tarafların açıklamaları aynı metnin farklı biçimlerde okunduğunu ortaya koydu. Şam ‘bireysel entegrasyon’ vurgusu yaparken, PKK/SDG ‘özgün statü’ söylemini öne çıkardı

Suriye Hükûmeti ile terör örgütü PKK/YPG’nin çatı yapılanması Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında 30 Ocak’ta ateşkes ve askerî-idarî entegrasyonu öngören bir mutabakata varıldığı duyuruldu.

YPG/SDG “tam metin olarak 14 maddelik bir mutabakat metni” paylaştı.

Buna göre anlaşma; kuzeydoğu Suriye’de askerî güçlerin temas hatlarından çekilmesini, bazı güvenlik birimlerinin kent merkezlerine girmesini, SDG unsurlarının Suriye Ordusu bünyesine entegre edilmesini ve petrol sahaları ile havalimanı gibi stratejik noktaların merkezi yönetime devrini kapsıyor.

Mutabakatın açıklanmasının ardından, tarafların anlaşmayı nasıl yorumladığına ilişkin yapılan açıklamalar arasında dikkat çekici farklar ortaya çıktı.

ŞAM İLE PKK/SDG HANGİ KONUDA UZLAŞTI?

Suriye Hükûmeti ile SDG arasında imzalandığı bildirilen mutabakatın yayınlanan maddelerine göre taraflar, “kalıcı ve kapsamlı ateşkes” konusunda uzlaşıya vardı.

Anlaşma kapsamında askerî güçlerin cephe hatlarından çekilmesi, Haseke ve Kamışlı kent merkezlerine İçişleri Bakanlığına bağlı güvenlik güçlerinin girmesi ve bölgedeki güvenlik yapılarını kapsayan bir entegrasyon sürecinin başlatılması öngörülüyor.

Metinde, PKK/SDG bünyesinden üç tugayı kapsayan bir askerî tümenin Suriye Savunma Bakanlığına bağlı olarak yapılandırılması, Ayn el Arab (Kobani)’daki güçlerden bir tugayın ise Halep’e bağlı bir askerî tümen içinde yer alması planlanıyor.

Ayrıca özerk yönetim kurumlarının Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi, sivil personelin statülerinin korunması, Kürt toplumunun sivil ve eğitim alanındaki haklarının düzenlenmesi ve yerinden edilenlerin bölgelerine dönüşünün güvence altına alınması maddeler arasında sıralanıyor.

Anlaşmada, Rümeylan ve Suveyde petrol sahaları ile Kamışlı Havalimanı gibi stratejik tesislerin merkezi yönetime devredilmesi, sınır kapılarının devlet denetimine alınması ve bu alanlarda görev yapacak personelin resmî kadrolara geçirilmesi de yer alıyor.

ŞAM: BİREYSEL ENTEGRASYON Mutabakatın ardından Suriye Hükûmeti adına yapılan açıklamalarda, anlaşmanın çerçevesi ve uygulanma biçimi özellikle vurgulandı.

Suriye Enformasyon Bakanı Hamza el-Mustafa yaptığı açıklamada, “SDG ile imzalanan bu anlaşma, 18 Ocak’ta varılan mutabakatın tamamlayıcısıdır ve uygulama mekanizmaları ile pratik adımları belirlemektedir.” ifadelerini kullandı.

Bakan, entegrasyon ve devir teslim süreçlerinin “önümüzdeki pazartesi gününden itibaren fiilen başlayacağını” belirterek, “Rümeylan ve Süveyde petrol ve gaz sahaları ile Kamışlı Havalimanı en geç 10 gün içinde teslim alınacaktır.

Atanan Haseke Güvenlik Müdürü derhal görevine başlayacaktır.” dedi.

HASEKE’YE İÇ GÜVENLİK KOMUTANI ATANDI Askerî entegrasyona ilişkin en dikkat çekici vurgu ise “bireysel entegrasyon” oldu.

Enformasyon Bakanı, SDG bünyesindeki unsurların “Savunma Bakanlığına bağlı askerî tugaylara bireysel olarak entegre edileceğini” ifade ederek, “Bu modelle askerî güçlerin tek çatı altında birleştirilmesi hedeflenmektedir.” açıklamasını yaptı.

Şam yönetiminin açıklamalarında, SDG’nin bir yapı olarak varlığını sürdürmesine yönelik herhangi bir ifadeye yer verilmezken, entegrasyonun merkezi devlet kurumları içinde gerçekleşeceği vurgulandı.

Aynı gün, Haseke İç Güvenlik Komutanlığı görevine Mervan Ali’nin atanması da mutabakatın sahadaki ilk adımlarından biri olarak duyuruldu.

Sahada özellikle radikal silahlı gruplara karşı yürütülen operasyonlardaki rolüyle bilinen Ali, 2016 yılında Nusra Cephesi’nin El Kaide ile bağlarını koparmasının ardından, bu kopuşa tepki olarak El Kaide çizgisinde kurulan Hurras ad-Din örgütüne karşı operasyonlarda görev aldı.

Söz konusu süreçte, Hurras ad-Din’e yönelik güvenlik ve askerî faaliyetlerin sahadaki koordinasyonunda yer alan isimler arasında bulundu.

Ali’nin Haseke’ye atanması, Suriye yönetiminin özellikle DEAŞ’ın geçmişte etkili olduğu doğu ve kuzeydoğu bölgelerinde, radikal yapılarla mücadele deneyimi bulunan isimleri ön plana çıkardığı şeklinde değerlendiriliyor.

Daha önce farklı uluslararası aktörlerle yürütülen temas ve güvenlik süreçlerinde adı geçen Ali’nin, Avrupa ülkeleri, bölge ülkeleri ve Türkiye nezdinde yakından tanınan bir güvenlik profiline sahip olduğu ifade ediliyor.

Suriye Ordusu Haseke kenti girişinde kontrol noktası kurdu SDG’NİN PROPAGANDASI: ÖZGÜN STATÜ Şam’ın bu açıklamalarına karşılık, SDG yöneticilerinin mutabakata ilişkin değerlendirmeleri farklı bir tablo ortaya koydu.

Terör örgütü PKK/YPG’nin elebaşlarından Mazlum Abdi, örgütün yayın organlarından Ronahi TV’ye yaptığı açıklamada, “Anlaşmada Kürt kentlerine, bunlara köyler de dahil Suriye Ordusu girmeyecek.” dedi.

Abdi, “Kamişlı, Dêrik, Ayn el Arab ve Cezire (Haseke ve Kamışlı)’de bulunan SDG’ye bağlı güçler, tugay olarak Suriye Ordusu’nun bir parçası gibi bulundukları yerleri korumaya devam edecekler.” ifadelerini kullanırken, “Bu anlaşma Kürt bölgelerinin özgünlüğünün korunmasıdır.” değerlendirmesinde bulundu.

Abdi, anlaşmadan memnun olmadığını da açıkça dile getirerek, “Çoğu kişinin bu anlaşmadan razı olmadığını biliyorum.

Ben de memnun değilim ama bu şartlarda mümkün olan buydu.” dedi.

Örgütün sivil kanadının ele başı olarak nitelendirilen İlham Ahmed de mutabakata ilişkin değerlendirmelerini uluslararası gazetecilerle çevrim içi düzenlenen toplantılarda paylaştı.

Ahmed, anlaşmanın temel amacının “kalıcı ateşkesi sağlamak ve yeni bir çatışmanın önüne geçmek” olduğunu söyledi.

Ahmed, askerî ve güvenlik düzenlemelerine ilişkin olarak, “Üçü Haseke’de, biri Kobani’de olmak üzere dört tugay oluşturulacak.

Kobani tugayı Halep’e bağlı olacak.

Mevcut resmî kurumlar olduğu gibi kalacak” ifadelerini kullandı.

Kadın Savunma Birlikleri’nin (YPJ) de bu yapıların bir parçası olacağını belirten Ahmed, “Asayiş güçleri yerinde kalacak, başka bir güç onları ikame etmeyecek.” dedi.

Haseke ve Kamışlı’ya girecek güvenlik güçlerine ilişkin konuşan Ahmed, bu unsurların “bölge halkından seçileceğini” savunarak, “Bu güçlerin kent geneline yayılan, kentin tamamının güvenliğini ve idaresini alan bir rolleri olmayacak” ifadelerini kullandı.

Yönetim başlığına da değinen Ahmed, “Haseke valisi özerk yönetim tarafından belirlenecek.

Sınır kapıları ve havalimanları devlet kontrolünde olacak ancak çalışanlar bölge halkından seçilecek” dedi.

Semalka (Peşxabur) Sınır Kapısı’nın açık kalacağını belirten Ahmed, “Burada görev yapanlar devlet memuru statüsünde çalışmaya devam edecek.” açıklamasını yaptı.

Benzer bir dil, SDG/YPG yönetiminde yer alan Foza Yusuf’un açıklamalarında da görüldü.

Yusuf, “Asayiş güçlerimiz görev başında olacak.

Bölgeye giren Şam güçlerinin sayısı sınırlı.

Şam güçlerinin gireceği yer de belirlenecek.

YPJ varlığını sürdürecek.” ifadelerini kullandı.

Yusuf ayrıca, “Cezire ve Kobani (Ayn el Arab) kendi yönetimlerini belirleyecek.

Kürtçe eğitim dili olarak kabul edilmelidir.

Bölgedeki gergin durum nedeniyle seferberlik devam edecektir.” dedi.

Terör örgütü medya organında yayınlanan analizlerde de mutabakat, “dağılmadan entegrasyon” ve “kalıcı barış fırsatı” başlıklarıyla sunuldu.

Bu yayınlarda, anlaşmanın “SDG’nin tamamen tasfiye edilmesini değil, merkezi devlet yapısına kademeli ve kontrollü biçimde dahil edilmesini” hedeflediği savunuldu.

Aynı metinlerde, “merkezileşme ile yerel özerklik arasındaki dengenin henüz netleşmediği”, özellikle Kürt nüfusun yoğun olduğu kentlerde güvenliğin nasıl sağlanacağına ilişkin soru işaretlerinin sürdüğü vurgulandı.

ŞAM İLE PKK/YPG FARKLI YORUMLUYOR Tarafların açıklamaları yan yana konulduğunda, mutabakatın uygulanma biçimine dair belirgin bir yorum farkı ortaya çıkıyor.

Şam yönetimi entegrasyonu “bireysel” ve “merkezi” bir süreç olarak tarif ederken, SDG cephesi güvenlikten yönetime kadar pek çok alanda mevcut yapıların korunacağını savunuyor.

Bu durum, anlaşmanın sahadaki ilk adımlarının belirleyici olacağı yönündeki değerlendirmeleri güçlendiriyor.

Bu anlamda saha kaynakları Şam’ın mutabakata ilişkin şu değerlendirmeyi yaptığını aktarıyor: “Pazartesi her şey belli olacak.

Tamam mı devam mı belli olacak ancak İran faktörü bölgeyi etkileyen en büyük faktör.

Trump yönetimi İran’a saldırı başlatırsa Suriye’deki olaylar önemli ölçüde ertelenecektir.

Pazartesi günü Haseke ve Kamışlı’ya girmesi beklenen İç Güvenlik Güçleri’nin girişi tekrar ertelenirse en son gerçekleşen anlaşmayı da çöpe atabilirsiniz.

Mesela Mazlum Abdi diyor ki, ‘Anlaşmanın temel unsurlarından biri Kürt bölgelerinin özgün statüsüdür.

Devrim sürecinde halkımızın oluşturduğu kurumlar değiştirilmeyecektir.’ Yenilen taraf özerklik kazandı da bizim mi haberimiz yok?

Ordunun şehirlere girmeyeceği konusu da tartışmalıymış hala.” TÜRKİYE’NİN TEMKİNLİ TUTUMU Türkiye cephesinden yapılan açıklamalarda da dikkatli bir dil tercih edildi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 30 Ocak’ta İstanbul’da İranlı mevkidaşı Abbas Erakçi ile düzenlenen basın toplantısında, “Bugün de entegrasyon konusunda bir mutabakata varıldığı yönünde bilgiler aldık.

Bu mutabakatı yakından inceliyoruz.

Gerçek bir entegrasyon Suriye’nin yararınadır.

Bunun şartlarını zaten taraflar biliyor.” ifadelerini kullandı.

Ankara’dan yapılan bu açıklama, mutabakata peşinen onay verilmediği, sahadaki uygulamanın izleneceği yönünde yorumlandı.

FRANSA ÖNE ÇIKTI Mutabakata ilişkin uluslararası açıklamalar ise ağırlıklı olarak destek mesajları içerdi.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, yaptığı açıklamada, “Bu mutabakatın tamamen uygulanmasını destekleyeceğiz.” dedi ve anlaşmanın “kalıcı bir ateşkes ve YPG’nin barışçıl entegrasyonunu sağlayacağını” savundu.

YPG/SDG elebaşlarından İlham Ahmed de bu mutabakat sürecinde sık sık Fransa’nın arabuluculuğu için teşekkür etmiş, “Ateşkesin sürdürülebilirliği için uluslararası bir denetim mekanizmasına ihtiyaç olduğunu dile getiren İlham Ahmed, “ABD ve Fransa bu süreçte devrede.

Ateşkesin izlenmesi için bir mekanizma kurulmalı.” ifadelerini kullanmıştı.

Suriye medyası ise Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile Macron’un telefonda tartışma yaşadığını yazmıştı.

GÜNEYDE İSRAİL VE DÜRZİLER HAREKETLENDİ Mutabakatın duyurulduğu süreçte, güney Suriye’de yaşanan gelişmeler de dikkat çekti.

Sahadan aktarılan bilgilere göre, İsrail’e ait beş zırhlı araçtan oluşan bir askerî birlik, Dera ilinin geçici bir kontrol noktası kurdu.

Kontrol noktasının, aynı saatlerde Süveyda kent merkezinde düzenlenen ve “bağımsızlık” talebinin dile getirildiği eylemlerle eş zamanlı olması dikkat çekti.

Süveyda’daki gösterilerde, İsrail destekli ayrılıkçı Dürzi grupların, İsrail’deki Dürzi toplumunun ruhani lideri Şeyh Muvaffak Tarif ile Suriye’deki ayrılıkçı hareketin lideri Şeyh Hikmet Hicri’ye ait posterler taşıdığı bildirildi.

Gösterilerde kullanılan semboller ve sloganlar, güney Suriye’de merkezi yönetime karşı siyasi ve toplumsal bir baskı hattı oluşturulmaya çalışıldığı yönünde değerlendirmelere neden oldu.

ÖZÜLKER: MUTABAKAT TEK BAŞINA OKUNAMAZ Emekli Büyükelçi Uluç Özülker, dün Ulusal Kanal’da Deniz Eyvazoğlu Behar’ın programına katıldı.

Şam ile YPG/SDG arasında varılan mutabakatın tekil bir gelişme olarak ele alınmaması gerektiğini vurgulayan Özülker’e göre anlaşma, Suriye sahasındaki askerî ve siyasî dengelerden bağımsız değil; güneyde İsrail’in varlığı, ABD’nin sahadaki tutumu ve bölgesel aktörlerin hesaplarıyla birlikte değerlendirilmesi gereken bir sürecin parçası.

Özülker, mutabakatın temel hedeflerinden birinin SDG/PYD unsurlarının Suriye Ordusu bünyesinde eritilmesi olduğunu belirterek, bu yöndeki beklentinin ilk kez bu denli açık biçimde ortaya konduğunu ifade etti.

Ancak buna rağmen, özellikle köyler düzeyinde SDG/YPG’nin fiilî varlığının tamamen sona erdiğine dair sahada henüz net bir tablo oluşmadığına dikkat çekti.

ABD’nin Suriye’deki pozisyonuna da değinen Özülker, Washington’un bir yandan “çekilme” mesajları verirken, diğer yandan sahadaki askerî ve siyasî etkisini sürdürdüğünü söyledi.

Bu durumu “çekiliyoruz ama kalıyoruz” şeklinde tanımlayan Özülker, söz konusu ikircikli tutumun Suriye’de tam egemenlik tesisini zorlaştıran başlıca unsurlardan biri olduğunu dile getirdi.

İlgili Sitenin Haberleri