Haber Detayı
Değerini ancak mı anladık?
Nazlı Ilıcak’ın Medyascope’a vermiş olduğu röportaja yayınımda yer verdim. Kızan çok izleyicim oldu, hatta “Sırada ne var? Tansu...
Nazlı Ilıcak’ın Medyascope’a vermiş olduğu röportaja yayınımda yer verdim.
Kızan çok izleyicim oldu, hatta “Sırada ne var?
Tansu Çiller’e ağıt mı?” diyen de çıktı.İnsanlar Ilıcak’a çok öfkeliler.
Zira AKP iktidarının yerini sağlamlaştırması, rakiplerini legal ve zaman zaman yarı legal yollarla elimine etmesinde Ilıcak’ın büyük rolü olduğunu düşünüyorlar.
Bu sistemin en çok acı çektirdikleri bu nedenle Ilıcak’a kızgın.Bense Ilıcak’ın 80 yıllık yaşam serüveni ardından başka bir noktaya gelmesinden ders çıkarma niyetindeyim.Ilıcak Medyascope’ta diyor ki:“Son bir şey daha söyleyeceğim: Türkiye’nin en büyük şansı, Atatürk.
Zaman geçtikçe bunu daha iyi idrak ediyorum.
Bir ara saf kan Kemalistlere çok kızardım.
Darbelerde bile Atatürk’ü referans gösterirlerdi.
Ama esasında Atatürk, özgürlüğümüzün, demokrasimizin, Arap ülkeleri gibi karmakarışık olmayışımızın bir temel taşı.
Tam uçurumdan kayacak gibi oluyoruz, büyük bir çoğunluğun yüreğinde yer etmiş Atatürk sevgisi, dibe vurmamızı engelliyor.”Ilıcak’ın bunları söylemesine 90’ların sonu 2000’lerin başını yaşayanlar çok şaşırır.
Çünkü Ilıcak Atatürkçülüğü ülkenin belini bir türlü doğrultamamasında temel nedenlerden biri olarak görenlerdendi.
O dönem bu görüşe yakın duran kişi sayısı da az değildi.
Merkez sağ, liberal çevreler, pek çok hak savunucusu grup vesaire de bu görüşe yakın duruyor, Atatürk kültünün ülkede ifade özgürlüğünün önünü kapadığını düşünüyordu.***Bugün Atatürk ve Atatürkçülük ile ilgili genel kanı bunun 180 derece tersi.
İnsanlar Atatürk’ü özgürlüklerin neredeyse tek teminatı olarak görüyor.
Peki neden arada böyle bir fark var?
Aslında bu bir kitap konusu ama bu yazıyı gözlerimizin önünde akıp geçen zamanı hatırlama notu sayın.Atatürk’e en büyük kötülüğü 80 darbesi yaptı.
Yapılan sert uygulamalar Atatürk kılıfına sokuldu.
Atatürkçülük performatif bir aklama aracı olarak kullanıldı.
Ülkenin kurucu figürünün birleştirici tarafı aşındırıldı.Kendisini Atatürkçü olarak tanımlayan o geleneğe sahip çıkmak isteyenler AKP’nin iktidarından çok ürktü.
İktidarı zayıflatma aracı olarak performatif Atatürkçülüğü ön plana çıkarırken, Atatürk’ü haklar ve özgürlüklerin bir garantörü değil, tam tersine kısıtların ve itirazların simgesi olarak kullandılar.
Bu süreçte demokrasi, haklar, özgürlükler AKP tarafından sahiplenildi. (Bu dönem çok kısa sürdü.) Atatürkçüler ise sanki bunların karşısındaymış gibi kendilerini konumladılar.
AB kriterlerine bile karşı çıkarak, evrensel değerlerin de karşısında bir Atatürkçülük imgesine sarılmaya çalıştılar.
Muhafazakar İslamcı bir iktidarın kişi hak ve özgürlüklerini nasıl tırpanlayacağını kamuoyuna anlatmaktansa, Türkiye bölünür, kadınlar sokağa çıkamaz gibi korkular üzerinden kısıtlayıcı önlem ve yasaları savunur pozisyonda kaldılar.Bugün muhtemelen Z kuşağı, o dönemde nasıl oldu da insanlar Atatürk’le arasına mesafe koymaya çalıştı diye anlam veremiyor.
Bugünden bakınca pek çok şey anlamsız görünüyor.
Ama herhalde su akıyor yolunu buluyor.