Haber Detayı
Son 55 yılda sulak alanların yüzde 22'sini yok ettik
Son 55 yılda sulak alanların yüzde 22'sini yok ettik
Ekosistemin en kritik parçasılarından biri olan sulak alanlar küresel ölçekte tehdit altında.
Dünya genelinde her yıl yaklaşık 39 trilyon dolar değerinde fayda sağlanan sulak alanlarda yıllık ortalama yüzde 0,52 kayıp yaşanıyor.
Sulak alanlarla ilgili farkındalığı artırmak amacıyla 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü ilan edildi ancak bu konuda beklenen farkındalık oluşabilmiş değil. 1997 den bu yana kutlanan gün, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulunun 30 Ağustos 2021 tarihli kararıyla Dünya Sulak Alanlar Günü olarak ilan edildi ve artık kutlamak bir yana tehlikeye dikkat çekme amaçlı bir farkındalık gününe dönüştü.
Ramsar Sözleşmesi olarak anılan Sulak Alanların Korunması Sözleşmesi , İran ın Ramsar kentinde 2 Şubat 1971 de imzalanarak 1975 te yürürlüğe girdi.
Sözleşme, 172 taraf ülkeyi sulak alanları koruyup akılcı yönetimini sağlamakla yükümlü kılıyor.
Sözleşmeye taraf ülkelerdeki her türden kıyı ve iç sulak bölgeler, Ramsar alanı olarak adlandırılıyor.
Dünya genelinde 2 bin 500 den fazla Ramsar alanı bulunuyor ve 2,5 milyon kilometrekareyi kapsıyor.
Avustralya daki Cobourg Yarımadası, 1974 te dünyanın ilk sulak alanı olarak belirlendi.
Brezilya, 267 bin kilometrekareyle sözleşme kapsamında koruma altındaki en geniş sulak alanlara sahipken Bolivya da yaklaşık 148 bin kilometrekareyle ikinci sırada yer alıyor.
Ramsar listesindeki Kanada, Çad, Kongo ve Rusya Federasyonu gibi ülkeler de 100 bin kilometrekarenin üzerinde sulak alan yüz ölçümüne sahip ülkelerin arasında bulunuyor.
Sözleşmeye 1994 te taraf olan Türkiye ise 14 Ramsar alanına sahip.
Sulak alan kayıpları sürüyor Dünya Sulak Alanlar Günü dolayısıyla yayımlanan Ramsar raporunda yer verilen değerlendirmelere göre, 1970 ten bu yana dünya genelindeki sulak alanların en az yüzde 22 si kaybedildi.
Sulak alan kayıplarının başlıca nedenleri arasında tarım alanlarının genişletilmesi, plansız kentleşme, sanayi faaliyetleri, baraj ve yol yapımı ile iklim değişikliği gibi etkenler sayılıyor.
Raporda sulak alanların değerinin belirlenmesi, korunması, restore edilmesi ve finansmanının sağlanması konusunda tavsiyede bulunuldu.
Sulak alanların ekolojik ve ekonomik değerlerinin yeterince dikkate alınmadığı vurgulanan raporda, bu ekosistemlerin korunması ve bozulmuş sulak alanların restoresi için daha güçlü politikalara ihtiyaç duyulduğuna işaret edildi.
Bu kapsamda söz konusu değerlerin karar alma süreçlerine tam entegresi, finansman mekanizmalarının güçlendirilmesi, restorasyon projelerinin yaygınlaştırılması gibi eylem yollarına başvurulması önerildi.
Raporda, bu alanların su güvenliği, biyolojik çeşitlilik ve iklim değişikliğiyle mücadele açısından kritik rol oynadığına işaret edilerek, mevcut kayıpların devamı halinde küresel düzeyde ekonomik ve toplumsal maliyetlerin artacağı uyarısında bulunuldu.
Sulak alanların yok olmasının içme suyu kaynakları, balıkçılık, tarımsal üretim ve doğal afetlere karşı direnç üzerinde doğrudan etkili olduğu belirtilen raporda, bunun sel ve kuraklık riskini de artırdığının altı çizildi.
Raporda, sulak alanların dünya genelinde yıllık yaklaşık 39 trilyon dolar değerinde fayda sağladığı ve bu değerin, iklim düzenleme, su filtrasyonu, sel koruması, gıda ve geçim kaynakları gibi hizmetleri içerdiği kaydedildi.
Sulak alanların yılda ortalama yüzde 0,52 sinin kaybedildiğine işaret edilen raporda, bu durumun sürmesi halinde 2050 yılına kadar dünya genelindeki sulak alanların yüzde 20 sinin daha yok olabileceğinin öngörüldüğü bildirildi.
Raporda ayrıca, mevcut sulak alanların yaklaşık yüzde 25 inin ekolojik açıdan kötü durumda olduğu ifade edildi.
Sulak alanların kritik rolü Dünyadaki kara yüzeyinin yaklaşık yüzde 6 sını kapsayan sulak alanlar, bitki ve hayvan türlerinin yüzde 40 ına da yaşam alanı sunuyor.
Sulak alanlar, sel ve kuraklık riskini azaltıcı tampon işlevi görmesinin yanı sıra yüksek karbon tutma kapasiteleri sayesinde iklim değişikliğiyle mücadelede de önemli rol oynuyor.
Bu ekosistemlerin korunmasının gıda güvenliği ve biyolojik çeşitliliğin sürdürülmesi açısından kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan uzmanlar, bu alanlara yatırım yapmanın, ortak geleceğe yatırım anlamına geldiğini ifade ediyor.