Haber Detayı
Belediyelerde istihdam geriledi
Genel-İş’in ‘Kamuda ve Belediyelerde İstihdam Raporu’, belediyelerde kadrolu ve güvenceli istihdamın hızla gerilediğini ortaya koydu. Son bir yılda kadrolu işçi sayısı yüzde 19,4 azalırken, belediye işçilerinin yüzde 96’sı şirketler üzerinden çalıştırılıyor. Kadro ve eşit hak talebini yinelendi.
DİSK’e bağlı Türkiye Genel Hizmetler İşçileri Sendikası (Genel-İş)’nın yayımladığı “Kamuda ve Belediyelerde İstihdam Raporu”, belediyelerde güvenceli istihdamın hızla gerilediğini ortaya koydu.
Son bir yılda kadrolu işçi sayısı yüzde 19,4 azalırken, belediye şirketlerinde çalışanların oranı yüzde 96’ya çıktı.
Genel-İş Araştırma Dairesi’nin (EMAR) hazırladığı raporda esnek ve güvencesiz istihdamın yaygınlaştığı vurgulanırken kamu ve belediye istihdamının güncel durumu, çalışma koşulları ve sendikal örgütlenme incelendi. - Raporda belediyelerdeki istihdam yapısına ilişkin şu tespitlere yer verildi: “Türkiye’deki 845 bin 313 belediye işçisinin 135 bin 982’si memur, 8 bin 706’sı ise sözleşmeli personel kadrosunda.
Geriye kalan 700 bin 625 işçinin ise yüzde 96’sı belediye iktisadi teşebbüslerinde yani belediye şirketlerinde istihdam ediliyor.
İşçilerin yalnızca yüzde 3’ü belediye kadrolarında, yüzde 1’i ise il özel idarelerinde çalışıyor.” - Rapora göre 2024–2025 döneminde belediyelerde toplam işçi sayısı yüzde 3,8 oranında artmasına rağmen, bu artış büyük ölçüde belediye şirketleri üzerinden yapıldı.
Raporda şu ifadelere yer verildi: “Bu artışın temel kaynağı, yüzde 4,8 oranında yükselen Belediye İktisadi Teşebbüsleri (BİT) işçileri olmuştur.
Belediye şirketlerinde çalışan işçi sayısı 671 bin 863’e ulaşarak yüzde 96’ya yükselmiştir.
Buna karşılık sürekli işçi sayısı yüzde 19,4’lük dikkat çekici bir azalış yaşamıştır.
Sürekli işçi sayısı son bir yılda 5 bin 769 kişi azalarak 23 bin 893 olmuştur.
Veriler, belediyelerde kadrolu ve güvenceli istihdamın gerilerken, BİT’ler üzerinden esnek ve güvencesiz çalışmanın yaygınlaştığını gösteriyor. ‘GENÇ İŞÇİLERDE ÖRGÜTLENME DÜŞÜK’ “Türkiye’de sendikalaşma oranı yüzde 14 iken genel işler işkolunda bu oran yüzde 54’tür.
Erkek işçilerin sendikalaşma oranı yüzde 61,6 iken, kadın işçilerin sendikalaşma oranı yüzde 35,7’dir. 15–24 yaş grubundaki 65 bin 367 işçinin yalnızca 18 bin 429’u sendika üyesidir.
İşkolunun genelinde sendikalaşma oranı yüzde 50’nin üzerindeyken, bu yaş grubunda oran yüzde 28,2’de kalmaktadır. ‘KAMU HARCAMALARINA AYRILAN PAY ARTMALI’ “Türkiye’de kamu harcamalarına ayrılan pay artırılmalı; artan nüfus ve büyüyen hizmet ihtiyaçları doğrultusunda kamu istihdamı güçlendirilmelidir.
Kamu hizmetlerinde taşeronluk tamamen sonlandırılmalı; tüm alt işveren uygulamaları kadroya alınarak kamusal istihdam tekleştirilmelidir.
Kamuda sözleşmeli, geçici ve güvencesiz istihdam biçimleri yerine, tüm çalışanlar için kadrolu, güvenceli ve sürekli istihdam esas alınmalıdır.
Merkezi idarede ve yerel yönetimlerde çalışan kamu işçilerinin mevcut haklarında kayıplara yol açacak hiçbir düzenleme yapılmamalı; kazanılmış haklar güvence altına alınmalıdır.” ‘TÜM BELEDİYE İŞÇİLERİNİN HAKLARI EŞİTLENMELİ’ - Genel-İş, belediye şirketlerinde çalışan işçilerin de doğrudan kamu hizmeti ürettiğine dikkat çekerek şu çağrıyı yaptı: “Belediye şirketlerinde çalışan işçiler de doğrudan kamu hizmeti üretmektedir.
Bu nedenle, tüm belediye işçilerinin hakları eşitlenmeli; belediye şirket işçilerine kadro ve ilave tediye hakkı tanınmalıdır.
İş güvencesi hakkı, kamuda ve özel sektörde çalışan tüm emekçileri kapsayacak biçimde yeniden düzenlenmeli; kamu çalışanları arasındaki mali, sosyal ve özlük farklılıkları ortadan kaldıracak bütüncül bir sistem kurulmalıdır.
Belediyelerde çalışan işçiler için koruyucu ve önleyici iş sağlığı ve güvenliği önlemleri eksiksiz uygulanmalı; riskli birimlerde çalışan işçiler için ek güvenlik ve sağlık protokolleri geliştirilmelidir.
Yerel yönetimlerin merkezi idare karşısındaki mali bağımlılığı azaltılmalı, belediyelere doğrudan kamusal istihdamı artırabilecek bütçe ve kaynak aktarımı sağlanmalıdır.
Belediye ve kamu kurumlarında çalışan işçiler için insanca yaşayabilecek düzeyde, yoksulluk sınırını esas alan ücret politikaları benimsenmelidir.”