Haber Detayı

Kalıcı fakirlik, mekânsal kilitlenme ve yeni sanayi politikaları
Yazarlar cumhuriyet.com.tr
08/02/2026 04:00 (3 saat önce)

Kalıcı fakirlik, mekânsal kilitlenme ve yeni sanayi politikaları

Kalıcı fakirlik çoğu zaman gelir azlığından değil, düşük verimlilik-düşük ücret döngüsünden, zayıf öğrenme ve teknoloji yayılımından, kırılgan istihdamdan ve dışa bağımlı üretim yapısından doğar.

Kalıcı fakirlik çoğu zaman gelir azlığından değil, düşük verimlilik-düşük ücret döngüsünden, zayıf öğrenme ve teknoloji yayılımından, kırılgan istihdamdan ve dışa bağımlı üretim yapısından doğar.

Çoğu zaman firmalar düşük teknolojiye sıkışır, ücret artışı kısırlaşır.

KOBİ ekosisteminde bir teknoloji zayıflığı hali yaygındır.

Gelir şoklara açık, sosyal koruma oldukça zayıftır.

Bölgesel gelişmişlik farkı üretim sürecine aynı ülke içinde tuzaklar kurar.

Bu yalın haliyle düşük verimlilik, zayıf insan sermayesi, sınırlı yatırım ve düşük kaliteli insan istihdamı öğeleri ile ağlarını sarmaya başlar.

Bu bir kısır döngüdür.

Kendi kendini besleyen bir olumsuzluklar ağı niteliğinde hem de.

Ücretler zaten düşüktür.

Bu düşük ücret yapısı nitelikli insanın o bölgede kalmasının önündeki en büyük engeldir.

Girdi yapısını nitelikli insan ve sağlam bir fiziksel sermayeye dayandırmayan firmalar insan sermayesinin daha gelişmiş bölgelere göçü nedeniyle yatırım kıtlığı içine girer.

Diğer bir ifadeyle, beyin göçü yatırımcıları caydırır, yatırımların gelmemesi teknoloji ve öğrenme süreçlerini engeller; sonuçta verimlilik artışı gerçekleşmez.

Bölgesel tuzak, bireysel yoksulluktan farklı olarak yalnızca gelir destekleri veya sosyal transferle aşılabilecek bir sorun değildir.

Temel problem, üretim kapasitesinin ve ekonomik faaliyetlerin mekânsal olarak kilitlenmiş olmasıdır.

Mekânsal kilitlenme hemen her ülkede olan fakat daha çok da kalkınmakta olan ülkelere özgü bir sorun olarak karşımıza çıkar.

Ülkemizde Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun bazı illerinde sanayi faaliyetlerinin sınırlı kalması (yukarıdaki nedenlerden dolayı) bölgeyi ekonomik olarak kilitleyen bir sonuç ortaya çıkarıyor.

Örneğin İtalya’da Mezzogiorno bölgesi, ülkenin kuzeyinde yoğunlaşan sanayi ve ihracat kapasitesine rağmen, zayıf üretim yapısı ve yatırım eksikliği nedeniyle uzun süredir ekonomik olarak geri kalmış, 2023 verilerine göre kişi başı gelir bu bölgede İtalya ortalamasına göre yüzde 30 daha düşük, ev işsizlik oranı da ortalamının üç katı olarak gerçekleşmiştir.

Çin’in, örneğin iç bölgeleri, kıyı kesimlerinde yoğunlaşan ihracata dayalı sanayiye uzun süre eklemlenememiş ve bu durum mekânsal üretim kapasitesi farklılıklarını derinleştirmiştir.

Bu örnekler, mekânsal kilitlenmenin yalnızca ülke yoksulluğu ile değil, ekonomik faaliyetlerin belirli bölgelerde yoğunlaşması ve diğer bölgelerin bu dinamiğin dışında kalmasıyla ilişkili yapısal bir sorun olduğunu göstermektedir.

Bu tam anlamıyla piyasa başarısızlığıdır.

Söz konusu bu başarısızlık ise yeni yaklaşımları içinde barındıran sanayi politikalarını beraberinde getirmektedir.

ÇÖZÜM Kendi kendini besleyen bölgesel tuzakların kalıcı olması ister istemez iki temel mekanizmanın sınırlarını tartışmaya açmayı gerektirir.

Bunlardan ilki, sosyal politikaların üretim yapısını dönüştürmekteki yetersizliği, ikincisi ise piyasa mekanizmasının mekânsal eşitsizlikleri kendiliğinden giderememesidir.

Sosyal politikalar yoksulluğun kısa vadeli gelir etkilerini hafifletmekte etkili olmakla beraber, bölgesel tuzağın temelinde yer alan üretim kapasitesi ve verimlilik sorunlarını hedeflemez.

Bölgenin yatırım çekme potansiyelini, firma davranışlarını ve teknoloji kullanımını kalıcı biçimde dönüştürmez.

Piyasa mekanizması ise eşzamanlı koordinasyon gerektiren yatırımları tetikleyemez.

Zira firmalar, altyapı, nitelikli işgücü ve tedarik ağları oluşmamış ya da zayıfken yatırım yapmanın riskini üstlenmek istemez.

Bu kapsamda çözüm, bölgesel tuzakları sosyal transferlerle yönetmekten daha çok, kamu-özel sektör ortaklıkları ile üretim, üretim maliyeti ve öğrenme süreçlerini birlikte kurgulayan yeni sanayi politikasının sistematik biçimde devreye sokulmasında yatmaktadır.

Bu bağlamda söz konusu ortaklık, başlangıç aşamasında yüksek sabit maliyetler ve belirsiz talep koşulları nedeniyle özel sektörün tek başına üstlenmekte zorlandığı üretim yatırımlarında, maliyetlerin ve risklerin kamu ile paylaşıldığı bir ortaklık yapısı sunar.

Üretim sürecine ait, onunla oluşan bu maliyet (öğrenme, başlangıç, ölçek kurulana kadar olanlar, teknoloji adaptasyonu, iç talep belirsizliği gibi) paylaşımı, öğrenme sürecini hızlandırırken birim maliyetlerin düşmesini ve teknolojik yetkinliklerin yerel düzeyde kökleşmesini mümkün kılar.

Bu süreç, bir yandan üretim ve maliyet paylaşımı yoluyla yerel kapasiteyi güçlendirirken diğer yandan rekabeti dışlamadan ithalatla birlikte üretimi teşvik eden ve dış ticarette çeşitliliği hedefleyen açık ekonomi koşullarına uyumlu yeni nesil ithal ikamesi yaklaşımının da analitik temelini oluşturur.

İlgili Sitenin Haberleri