Haber Detayı

16 Bin 220 Köy Bir Gecede Silindi: Türkiye Neden Artık Kendini Besleyemiyor?
Mete yolaş gercekgundem.com
09/02/2026 06:00 (3 saat önce)

16 Bin 220 Köy Bir Gecede Silindi: Türkiye Neden Artık Kendini Besleyemiyor?

Elimizde iki yasa var. İkisi de aynı amaca hizmet ediyor. Toprağı ve köyü tasfiye etmek.

Türkiye'nin tarımsal üretim gücü ve gıda bağımsızlığı, bu iki yasanın etkisiyle adım adım eritiliyor.

AKP iktidarı tüm politikaları küresel gıda düzeni ve büyük sermaye gruplarının çıkarına işletmeye devam ediyor.Toprak Koruma Kanunu Toprağı Kime Korudu?Türkiye’de tarım ve kırsal yaşam, Cumhuriyet’in kuruluşundan 1980’li yıllara kadar devletin koruyucu politikaları, taban fiyat uygulamaları ve üretim destekleriyle ayakta tutulan, ekonominin temeli sayılan bir alandı. 24 Ocak 1980 kararlarıyla başlayan ve Aralık 1999’da Uluslararası Para Fonu (IMF)’yla Dünya Bankası güdümlü Tarımda Reform Uygulama Projesi’yle derinleşen süreç, tarımı stratejik bir kamu hizmeti olmaktan çıkardı.

Onu piyasa kurallarına tabi bir sıradan bir sektöre indirgedi.Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’yla Bütünşehir Yasası, serbest piyasacı politikaların hukuki kılıfı oldu.

Türkiye tarımının çözülmesi, devletin piyasadan çekilmesiyle başladı.

Tarım Satış Kooperatifleri Birlikleri özerkleştirilerek işlevsizleştirildi.

Üretimi değil, tapu sahipliğini esas alan destekleme modelleri devreye sokuldu.Ancak bu ekonomik dönüşümün, kırsalın mülkiyet yapısını ve idari statüsünü değiştirecek daha köklü yasalara ihtiyacı vardı.

AKP iktidarı, “Büyük çiftlik daha verimli, küçük çiftlik verimsiz ve geri” söylemleri altında, küçük çiftçiliğin ve besiciliğin tasfiyesini hedefleyen düzenlemeleri birbiri ardına hayata geçirdi.Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu, gerekçesinde toprağın korunması ve tarım arazilerinin parçalanmasının önlenmesi gibi hedefler barındırıyordu.

Ama uygulama bambaşka işledi.

Yasadaki istisnai maddeler, tarım arazilerinin tarım dışı amaçlarla kullanılmasını fiilen yasallaştıran bir kapıya dönüştü.Yasa, tarım arazilerinin amaç dışı kullanımını yasaklıyordu.

Ama alternatif alan bulunamadığında ve kamu yararı kararı alındığında bu arazilerin tarım dışına açılmasına olanak tanıdı.

Bugüne kadar kamu yararı kavramı, madencilik, enerji yatırımları, otoyol projeleri ve organize sanayi bölgeleri lehine kullanıldı.

Toprak koruma ibaresi, fiiliyatta toprağın sermayeye tahsisi anlamına geldi.Gıda güvenliğini sağlama iddiasıyla yüzlerce ova, Bakanlar Kurulu kararıyla Büyük Ova Koruma Alanı ilan edildi.

Ama enerji ve madencilik yatırımları gündeme geldiğinde, yasadaki istisnalar hemen devreye sokuldu.

Birinci sınıf tarım arazileri, zeytinlikler ve meralar enerji santrallerine, madencilere tahsis edildi.

Yasa koruyucu değil, sermaye lehine düzenleyici bir araç olarak hayat buldu.Bütünşehir Yasası Ne Yaptı?Bütünşehir Yasası, Türkiye'nin idari coğrafyasını ve kırsal yapısını temelinden sarstı.

Büyükşehir belediyelerinin sınırları il sınırlarına kadar genişletildi.

Bu sınırlar içinde kalan köylerin tüzel kişiliği yani kendi bütçesi, mal varlığı ve karar organıyla var olan özerk yapısı kaldırıldı.

Köyler birer mahalleye dönüştürüldü.

Bir gecede 16 bin 220 köy ve bin 53 belde haritadan silindi.

Bu değişiklik, Türkiye'nin kentleşme oranını kağıt üzerinde yüzde 77'den yüzde 93'e fırlattı.Köy, yalnızca bir yerleşim yeri değildi.

Kendi bütçesi, mal varlığı ve karar organı olan özerk bir yapıydı.

Bu yasayla o özerk yapılar ortadan kaldırıldı.

Köy muhtarı, bütçesi ve karar alma yetkisi olmayan, yalnızca belediyeyle yurttaş arasında evrak taşıyan sembolik bir figüre dönüştü.

Eskiden kendi su şebekesini onaran, köy yolunu imece usulüyle yapan köylü, artık en basit hizmet için bile kilometrelerce uzaktaki büyükşehir belediyesine dilekçe vermek ve belediye başkanının lütfunu beklemek zorunda bırakıldı.

Böylece hizmet, hak temelli olmaktan çıktı.

Siyasi himayeciliğe yani iktidara yakınlığa dayanan bir sisteme dönüştü.Köy tüzel kişiliğine ait ortak varlıklar belediyelere devredildi.

Meraların amaç dışı kullanımı kolaylaştı.

Belediyeler, bütçe açıklarını kapatmak ya da kentsel projeler üretmek amacıyla köyün ortak malı olan arazileri imara açtı, sattı veya kiraladı.Hayvancılıkla geçinen yurttaşların meraları ellerinden alındı.

Kullanımı zorlaştırıldı.

Köylü, yeme ve yem fiyatlarına bağımlı hale getirildi.

Maliyetler altında ezilen yurttaşlar hayvanlarını kesime gönderdi.

Sonuçta yıllardır kırmızı et sorunu yaşıyoruz ve et ithal ediyoruz.

Üstüne üstlük köy halkı vergi ve harç yüküyle karşı karşıya bırakıldı.

Köy tüzel kişiliğindeyken cüzi miktarlarla veya ücretsiz kullanılan içme ve sulama suyu, büyükşehir tarifesine bağlandı.Tarımsal sulama maliyetleri arttı.

Bu yükün altında ezilen çiftçilerimiz üretimden koparıldı.

Büyükşehirlerde İl Özel İdareleri kapatılarak yetkileri Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlıklarına ve belediyelere devredildi.

Kırsal altyapı hizmetlerinde ciddi bir boşluk doğdu.

Kentsel oy potansiyeline odaklanan büyükşehir belediyeleri, kaynaklarını kırsal mahallelere aktarmakta isteksiz davrandı.

Oy getirisi düşük, maliyeti yüksek kırsal hizmetler ihmal edildi.Çiftçi Tarlasında İşçi Oldu: Gıda Bağımsızlığı Nasıl Kaybedildi?Bütünşehir Yasası'yla köy bakkalının yerini üç harfli zincir marketler aldı.

Bu, sembolik bir değişimden çok daha fazlası.

Kendi ekmeğini, peynirini, sebzesini üreten köylü, meraların kaybı, artan girdi maliyetleri ve pazar erişiminin zorlaşması yüzünden üretimden çekildi ve çekilmeye devam ediyor.

Köy halkı, kendi kararlarına doğrudan katılan yurttaş konumundan, kent çeperinin güvencesiz emekçisine dönüşüyor.Genç nüfus kente göç ediyor.

Köylerde yaşlı ve üretimden düşmüş bir nüfus kalıyor.

Bu durum, kırsalın gıda üretme kapasitesini yitirmesi kendi halkını bile doyuramayan köyler yaratıyor.

Kırsal alan tarımsal üretimden koparıldıkça, bu alanlar yeni bir tüketim ve rant nesnesi olarak pazarlanıyor.

Özellikle pandemi sonrası artan doğaya kaçış talebiyle verimli tarım arazileri, hobi bahçesi adı altında kooperatifler aracılığıyla parçalanıyor.

Üzerine konteyner veya prefabrik yapılar konularak fiili yerleşimlere dönüştürülüyor.Çiftçimizin ve besicimizin bağımsızlığını yitirmesi, endüstriyel tarım şirketlerinin önünü açıyor.

Girdi ve çıktı piyasalarında tekel konumunda olan çok uluslu şirketler, sözleşmeli üreticilik modeliyle çiftçimizi kendi tarlasında işçileştiriyor.

COVID-19 pandemisi ve 6 Şubat depremleri, merkeziyetçi ve rantçı bu iki yasanın ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne serdi.Reform ve modernizasyon adı altında çıkarılan bu yasal düzenlemeler, Türkiye'yi gıda bağımsızlığını yitirmiş, kırsalı boşalmış, ekolojik dengesi bozulmuş bir ülke haline getiriyor.

Gıda bağımsızlığı yalnızca gıda politikası meselesi değil.

Toprağımız, suyumuz, emeğimiz ve geleceğimiz üzerinde söz hakkı meselesi.

Bu bağımsızlığı geri kazanmak, hepimizin ortak sorumluluğu.

İlgili Sitenin Haberleri